Sönmeyen Özgürlük Ateşi: “Newroz”

Dilbiliminde Newroz iki kelimenin birleşmesinden oluşur. Kurmanci lehçesinde New “yeni”; Roz ise “gün” anlamındadır. Yani “yeni gün” demektir.

Newroz’u, Kürtler dışında Afganlar, Farslar, Azeriler, Türkmenler, Tacikler, Özbekler, Kırgızlar ve Kazaklar ve diğer halklar, kendilerine göre efsaneleştirmişlerdir. UNESCO’ya göre 300 milyon insan, Newroz’u kendilerine özgü çeşitli etkinliklerle kutluyor. Bununla birlikte bazı figürler tüm efsanelerde ortaktır. Örneğin ateşin yakılması, baharın müjdecisi olması gibi. Newroz yalnız baharın müjdecisi midir diye kutlanmalıdır. Elbette hayır. Çünkü Newroz:

  • İliklerimizde hissettiğimiz karanlık ürpertiden ve zemheriden kurtuluşu simgeleyen bir özgürlük ateşidir.
  • Baskıya, boyun eğmeye, zulme ve asimilasyona bir direniş simgesidir Newroz…
  • Newroz, serhildan ruhunun ateşi ve despotik iktidarların tüm baskılarına karşın  2633 yıldan beri devam eden heyecan ve direnişin simgesidir.
  • Newroz, Kürt tarihi açısından yalnız bahar ve şenlik olarak değil aynı zamanda bir direnişin zafere kavuştuğu günün de kutlamasıdır.

Tarihçe

Newroz, Kawa’nın yaktığı bir isyan, bir direnişin simgesidir. Efsaneye göre M.Ö. 612 yılında Dehak adında zalim bir Asur kralı varmış. Rivayete göre yakalandığı hastalık veya omuzlarında çıkan iki yılan için her gün iki çocuğun beynini istermiş. Bu katliam yıllarca sürmüş. Ta ki Demirci Kawa7 çocuğunu verinceye kadar… En küçük oğlunu Dehak’a teslim etmesi sırasında çekiciyle Dehak’ın beynini patlatmış. Sonra kalenin duvarlarında ateş yakarak halka Zalim Dehak’tan kurtuluşu müjdelemiş. İşte 2633yıllık geçmişi bulunan Newroz (Yenigün) destanı, o günden bugüne her 21 Mart’ta Kürtler ve diğer halklar tarafından özgürlük ve baharın gelişini müjdeleyen bir gün ve aynı zamanda bir bayram olarak kutlanmıştır.

Newroz, Kürt tarihinde önemli bir yere sahiptir. 16 Yüzyılda Şeref Xan (Türkçe: Şeref Han) tarafından 1597 tarihinde yazılan Şerefname’de de Dehak’tansöz etmiş ve ifade etmeye çalıştığımız konu ile örtüşmüştür.

Kürt edebiyatının kurucusu sayılan Ahmedê Xanê (Türkçe: Ahmedi Hani) 1690 yılında kaleme aldığı ve 1450’li yıllarda Cizre hükümdarlarından Emir Zeynuddin zamanında geçen olayları anlatan Mem û Zîn adlı eserinde ise şu dizeleri okuruz: “Feleğin dönüşü mavi talihten/ gösterince Newroz’u yeniden/ o kutlu geleneğe göre/ tüm kentliler varıncaya dek askerlere/ terk etti kenti, kaleleri, evleri/ andırarak avcıları ve talancıları/ saf tepelere ve ovalara yürüdüler/ …/ Yılbaşına katılan bakireler, delikanlılar/ yüz yaşına varmış erkek ve kocakarılar/ geleneksel yol ve yordamla yılbaşını/ kutladılar, göklere dek yükselterek/ seslerini…”[1] ile Newroz’dan söz eder. Mem û Zin’de Newroz açık bir şekilde dile getirilmiştir.

Newroz, Kürt kültürünün önemli bir festivalidir. Festivalde oyunlar oynanır, danslar, aile toplantıları, özel yemekler hazırlanır, şiirler okunur ve Newroz arifesinde şenlik ateşleri yakılır. Bu ateş, karanlığın ve kışın sona erdiğini, baharın gelişini, ışığı sembolize eder.

Halen Irak Kürt bölgesinde Demirci Kawa’ya ithafen devasa bir heykel bulunmaktadır. Efrin’deki heykel 3-5 paramiliter ÖSO’cu tarafından yıkıldı. Newroz’un direniş ve özgürlük ateşi diğer ezilen ve sömürülen halklar için de yanmaya devam etmektedir. Newroz ateşi giderek evrenselleşme yolunda bölgenin olmazsa olmazları arasına girmiştir.

Ülkemizde yaşananlar

Türkiye’de Newroz hep yasaklar içinde kutlanmaya çalışıldı. Özellikle Kürt diyarında büyük sıkıntılar yaşattı. Gözaltılar, tutuklanmalar, işkenceler 1980 faşist darbenin sonrasında kurumsallaştı. Bazı kentlerde yasaklanırken, bazılarında gençlerimizin en kutsal hakkı olan yaşam haklarının ihlalleriyle sonuçlandı. 1990 tarihinden itibaren kitlesel kutlamalar yapılmaya başlandı. Ancak kutlamalar hep katliamla sonuçlanmıştır.

1991 yılında yasağa rağmen Nusaybin’de yapılan Newroz kutlamaları 31 insanımızın canına mal olunca, 1992 yılında da yasaklandı.

Her türlü engellemelere rağmen Cizre’deki Newroz kutlamalarında biri gazeteci olmak üzere toplamda 94 insan öldürüldü. Newroz kutlamaları katliama dönüştürülmüştü. Ne zaman yasak gelse, ardından katliamlar da kaçınılmaz olmuştur.

2008 tarihindeki kutlamalarda da kan aktı. Devletin katliamı meşru göstermesi için öldürülenler “terör örgütü mensuplarıydı” açıklaması da boşa çıkarıldı. Katliamda öldürülen 5 ve 9 yaşlarındaki çocuklar ile 65 ve 70 yaşlarındaki yaşlı insanların terör ile ne tür bağlantısı olduğu konusunda devlet hep suskun kaldı.

1991-2004 Aralığında Newroz kutlamalarını kutlayıp ölenlerin sayısı 125’tir.

Diyarbakır’da 2017 tarihinde üstü çıplak Newroz alanına giren üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’u öldüren polis zanlısı hakkında takipsizlik kararı verildi. Bugünün siyasi otoritesi, Newroz’un tamamen içini boşaltmıştır. Bu da zorbalığın meşrulaştırılması politikasıdır. AKP ve MHP gibi aşırı sağcı ve ırkçı siyaset güden partiler iktidarda olduğu sürece Kürtlere ve etnik azınlıklara karşı düşmanca politikalar devam edecektir.

Günümüzde Newroz kutlamaları salt bayram havasında değil, beraberinde bir direnişi de temsil etmektedir. Türkiye’de Newroz kutlamaları hep sıkıntılı geçmiştir. Kürt Tarihi araştırmacısı Martin Van Bruinessen’e göre Newroz ilk kez 1950’li yıllarda Kuzey Irak’ta Kürtlerce “milli gün” ilan edildi. 1970’li yıllarda Türkiye’deki Kürtler tarafından Newroz’un Diyarbakır, Silvan köylerinde piknik-seyran[2] olarak kutlandı.

1980 askeri cunta döneminde 650.000 kişi gözaltına alınanların 4.000’i Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi. Askeri diktanın 2 yıl boyunca işkenceleri sürdürdü. Yoğun işkencelerden ölenler, sakat kalanlar, delirenlerin sayısı belirlenemedi. İşkencelerde tutuklulara “ben Kürt değilim” söylemleri zorla söyletildi[3]. Bu mağdurlardan biri olan Mazlum Doğan isyan etti ve 21 Mart 1982’de yani bir Newroz gününde yaşamına son verdi. 1990’da Zekiye Alkan Diyarbakır surlarında, 1992’de Rahşan Demirel İzmir Kadifekale’de, 1994’te Ronahi ve Berîvan Almanya’da Newroz bayramında kendilerini yaktılar.

2015 yılından bugüne geçen 6 yıllık süre içinde Newroz ülkemizde hak ettiği ve özlendiği bayram havasında kutlanamıyor. 24 Temmuz 2015 tarihinden bugüne kadar devam eden silahlı çatışmalar ve ülkenin giderek otoriterleşmesi başka Kürt halkı olmak üzere, halkın yoksul kesimini baskı rejimi altında yaşamaya zorlamıştır. Tıpkı 1Mayıslardaişçi sınıfının örgütsüz bırakılması sonrasında baskı altında tutulması gibi…1 Mayıslar gibi Newrozlar da hak ihlallerinin yoğunlaştığı dönemlerde olduğu gibi 2021 yılında da her türlü baskı, şiddet ve sindirme yöntemlerine rağmen kutlanacaktır.

Bölgemiz, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD, NATO ve müttefikleri ile Rusya’nın savaş ve katliam alanına dâhil edilmiştir. Bu alanda yüzbinlerce insan katledilmiş, milyonlarcası tehcir edilmiş, el kapılarında mülteci konumuna getirilmiştir. Emperyalist güçlerin tetikçisi konumundaki yeni sömürge tipi ülkelerin basiretsiz yöneticileri yüzünden bölge bir kan çanağına ve bataklığa dönüşmüştür. Emperyalizme jandarmalık yapan bu ülkeler, aynı zamanda cihatçı grupların da silah ve mühimmatını, askeri eğitimini üstlenerek vekâlet görevlerini ve kendilerine biçilen rolleri iyi yapmak zorunda kalmıştır..

Sonuç

Sınıflı toplumlara geçişten günümüze kadar, gerek insanlık tarihinde ve gerekse Ortadoğu’da Dehaklar, Nemrutlar ve Firavunlar hiç eksik olmadı; bununla birlikte bu zalimlere karşı direniş ateşi de hiç sönmedi. Kapitalist üretim ilişkilerinin kurumsallaştığı 16-19. yıldan günümüze emperyalizmin hüküm sürdüğü sömürge tipi ülkelerde Dehaklar, nemrutlar, firavunların kurumsallaşan zulümleri hala devam ediyor.

Yaşadığımız bugünlerde Dehakların neo liberalizmi; krizler, sosyal yıkımlar, işsizlik, yoksulluk ve savaştan başka bir şey vermiyor işçi sınıfına ve yoksul halklara. Bölgemizi kasıp kavuran savaşlar, katliamlar Ortadoğu’yu, Afrika’yı, Asya’yı, Latin Amerika’yı cehenneme çeviren emperyallerin açgözlülüğü Doğu Akdeniz üzerinden halkların tepesine bomba yağdırmak için hazır bekliyorlar.

Halkların baskıya ve kimliklerinin inkârına karşı mücadelesini terör ve bölücülük kavramları gibi görmek ve geçiştirmek bugüne kadar bölge halkına acıdan ve ölümden başka bir şey getirmedi. Hele ülkeler ırkçı politikalar güden otokrasi ile anılan bir diktatorya ile yönetiliyorsa, bu topraklarda zulüm, kader haline gelmiş demektir. Türkiye’de uygulanan ırkçı politikalar, beraberinde etnik milliyetçiliği körüklemekle kalmadı, aynı zamanda bu güzelim coğrafyayı yaşanmaz hale getiren emperyallerin politikalarına da hizmet etti.

Halkın gündemi iş, aş, barış, eşitlik, kardeşlik ve özgürlük olması gerekirken Dehaklardan, Nemrutlardan, Firavunlar ve Tiranlardan kalma rejimler dünya işçi sınıfına ve halklara baskı, şiddet, zorbalık, açlık, sefalet, perişanlık ve savaşlar yaşatıyor. Ülkemizdeki sorunlar, dünya kapitalist sistemde sınıf çelişkilerinin yaşandığı durumdan farklı değildir. Kürt halkına siyasi temsilcilerinin üzerinden saldırarak bölmek, parçalamak, biat ettirmek, katiline sığınmaya zorlamak ve ötekileştirmek istiyorlar. Bu faşist uygulamalar salt Kürt halkı için değil, örgütsüz işçi sınıfına, Türkiye’de yaşayan tüm halklara uygulamak istiyorlar. Günümüz Ortadoğu coğrafyasında emperyalist müdahaleler derinleşip, yerli gerici ve çıkar kavgaları büyüdükçe, başta işçi sınıfı olmak üzere bölge halklarının özgürlük, barış mücadelesi de büyüyecektir. Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesi büyüdükçe Newrozlar, daha kitlesel ve coşkulu kutlanacaktır. Türkiye’nin özgürlük mücadelesinde başta işçi sınıfı olmak üzere toplumun ezilen katmanlarının Newrozları da bir özgürlük mücadelesine evrileceğine olan inancımızı kaybetmedik.

Newroz’a bir gün kala, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan ve kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak adlandırılan sözleşmenin tek adam yönetimi tarafından feshedilerek oldu bitiye getirilmesi, ülkeyi yöneten gerici tarikat liderleri ve mensupları ile cemaat ilişkilerinde siyasal iktidarın içinde bulunduğu aczi ve çaresizliği gün ışığına çıkarmaktadır. AKP iktidarının Ortaçağ zihniyetine geri dönüşü ve toplumu istediği yönde dizayn etmeye çalışması, umarım 1980 faşist dönemlerini aratır bir uygulamanın habercisi olmaz.

AKP ve MHP ittifakının Newroz’a günler kala Kürtlerin siyasal temsilcisi üzerinden tüm Kürtleri dize getirme arzuları, Kürt diyarında operasyonların ve karanlık günlerin gelmekte olduğu belanın boyutlarını düşünmek bile istemiyoruz.

Türkiye işçi sınıfı, emekçiler ve halkları baskı rejimine, açlığa, işsizliğe, yoksulluğa mahkûm eden bu despotik yapıdan kurtulmak için baharı yaza çevirme mücadelesi olacak Newroz ateşini yükseltelim.

Newroz ezilen bölge haklarının emperyalizme ve işbirlikçi gerici saldırganlığa karşı mücadele etmenin ve direnmenin ilanıdır.

Ortadoğu’da yaşayan Kürt, Arap, Fars ve Yahudi halkları, bu emperyalist güçlerin arenası haline gelmiş olan bölgede mutlaka sınıfsal temele dayalı antiemperyalist mücadeleyi geç de olsa yürüteceklerine olan inancımızı koruyoruz.

Newroz pîroz be…
Newroz pîroz bo…
Newroztan Pîroz bêt…
Newroz ’un 2633. yıldönümü kutlu olsun.


[1]Ayşe Hür, Geleneğin icadı, Newroz ve Nevruz (Düzce Yerel Haber, 18.03.2012

[2]Tanrılardan ateşi çalmak: Dirilişten direnişe Newroz (15 Mart 2016)

[3]Gülsen İşeri, Bin yılların efsanesi, Newroz (Birgün Gazetesi 20.03.2007)