Pandemiden sonra

ABD’de yapılan bir araştırmada, pandeminin yarattığı endişenin yaş, ırk, sınıfsal durum ve cinsiyetin yanı sıra nerede yaşadığına göre farklılaştığı tespit edilmiş. Araştırmaya göre kadınlar, erkeklere göre daha farklı deneyimliyor ve pandemi kadınları daha çok endişelendiriyor. Zira ev işlerinin üstlerinde doğalmışçasına yapıştığı görevlerden dolayı, kadınlar için gelir getirici iş yapmak için zaman ayırmak, çocuklar ve ev işleri ile beraber uykudan çalınan zamanlara tekabül edebiliyor.

34 yaşın altındakiler için pandemi işlerini kaybetmek ve gelirlerinde düşme ile deneyimini beraberinde getirdiği, ancak bununla birlikte henüz kendilerini koruyacak bir birikim yaratamadıkları için kendilerinden ileri yaştakilere göre zor bir deneyim olarak tariflenmiş. Aynı araştırmada kaygı seviyesinin 40 kat, depresyon semptomlarının 20 kat daha fazla yaşandığı da aktarılmış.

ABD’de siyah ve daha fazla oranda latino kökenliler için de beyazlara kıyasla oldukça yüksek oranda endişe kaynağı olduğu açığa çıkmış.

18 yaş altı çocukları olanlar için pandemi sürecinin tam bir kabus olduğunu bilmek için bu istatistiğe ihtiyacımız yoktu; ancak istatistikte bakım emeği yükünün 18 yaş altı çocuklara sahip ebeveynler için görünen çok yüksek bir oranda kaygı yarattığı.

Pandemi öncesine kadın emeği

Kadınların ve erkeklerin evdeki işlere ayırdıkları zamana göre kıyaslayalım süreci. TÜİK’in hazırladığı yapılan zaman kullanım istatistiklerine göre yukarıdaki bilgileri yeniden gözden geçirelim. Kadınların gelir getirici bir işte çalışma süresi günlük ortalama 4 buçuk saat ve erkekler için 6 buçuk saatmiş. Erkeklerin yemek yapmak hariç ev ve bakım işlerine ayırdıkları süre ise 46 dakika iken, kadınların üç buçuk saate tekabül ediyor. Erkekler dışarıda çalışsın, kadınlar evde, ne güzel iş bölümü işte diye cılız bir ses duyuyoruz bunu söylediğimizde. Ancak çalışmayan erkeklerin de evde ev işi ve bakıma harcadıkları saat günlük sadece 1 saat iken gelir getirici bir işte çalışmayan kadınların aynı işlere harcadıkları zaman 5 saat. Ücret düştükçe, çocuk ve bakmak durumunda kalınan kişi sayısı arttıkça kadınlara yapışan ve kadınların sosyal varlığını erkeğe bağımlı hale getiren ev içi karşılığı ödenmeyen işlere harcanan zaman da muazzam düzeyde artıyor, kadının yükümlülükleri artıkça emeğinin ücret olarak karşılığı da muazzam azalıyor.

Yine pandemi öncesi normalimizi gösteren TÜİK 2018 Hanehalkı işgücü Anketi sonuçlarına göre bakmakla yükümlü olunan kişi sayısının yüksek olduğu hanelerde kadınların işsizliği de emek piyasasından çekilmesinin de çok yüksek oranlarda seyrettiğini ancak erkekler için durumun tersi olduğunu görebiliyoruz. Kadınlar evlenip çocuk doğurduktan sonra, ikili bir baskı ile kariyerlerine devam ediyorlar. Evdeki erkeklerden gelen çocukları ve evi ihmal ettikleri fikri ile işverenlerin bu yöndeki varsayımı birlikte kadınların daha uzun saatler çalışması, daha yoğun çalışmasına rağmen erkekler ile kıyaslandığında aynı işlerde düşük ücretlerin bahanesi oluyor genelde. Pandemi gibi bir olağan üstü durumda ise varolan eşitsizliklerin üstüne geliyor. Evde çalışma sürecinin üstelik de temizlik ve bakım hizmetlerinde piyasa içi veya kamusal herhangi bir destekten mahrum kalarak yapılan bir çalışma sürecinin tükenmişlikle sonuçlanması kaçınılmaz.

Pandemide erkek şiddeti arttı

Pandemi döneminde pek çok ülkede kadına ve kız çocuklarına karşı fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddette Dünya Bankası istatistiklerine göre yüzde 30 artış yaşanmış. Özellikle kadınların yüzde 70 oranda dünya çapında sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışıyor olması, hane içinde yaşadıkları şiddetin üstüne işyerinde de korkunç bir yoğunlukta çalıştıkları söylenebilir. Pandemi döneminde erkeklere göre kadınların hane içi yükleri üç kat daha fazla zaman harcadıkları ile beraber okunmalı bu iş yoğunluğu gelir getirici bir işte çalışan kadınlar için elbette.

Dünyadaki eğilim de liberal uygulamaların kamusal hizmetlerin daha da yaygınlık kazanması ile kadınlar aleyhine gelişiyor. Kadınlar ve erkekler arasında gelir yoksulluğu uçurumu, kadınların verimli çağlarında yükselir, zaman yoksulluğunun yükselmesi de beraberinde gelir. Düşük gelirli ülkelerde ve kırsal topluluklarda, kadınlar, günün 14 saatinin üzerinde karşılığın ödenmeyen işler için zaman harcarlar, erkeklerin harcadığı zamanın 5 kat fazlasıdır. Dünyadaki her 100 kadından 42’si bu işleri yapmak zorunda olduğu için ücretli işleri yapamaz. 2153 kişinin serveti 4,6 milyar kişinin toplam varlığından fazla dünyada. Dünyanın en zengin 22 adamı, Afrika kıtasındaki tüm kadınlardan daha fazla varlığa sahip. Karşılığı ödenmeyen emeğin parasal değeri en az 10,8 trilyon dolar yıllık olarak, bilişim endüstrisinin 3 katına eşit. Dünya üzerinde erkekler kadınlara göre yüzde 50 daha fazla refah içinde… Dünyadaki bakanların yüzde 18’i, dünyadaki parlamenterlerin yüzde 24’ü kadın. Sonuç olarak kadınlar karar alma süreçlerinden dışlanıyor. Pandemi öncesinde böyleyken, pandemi sonrasından ne bekleyebileceğimizi, yine çeşitli araştırmalar üzerinden düşünelim.

Pandeminin mekanı

Pandeminin hızlıca yayılımını haritalandırdığımızda, başta sanayi üretiminin ağırlıklı olduğu kentlerin kırmızıya boyandığı görülüyor. Emekçilerin yaşadığı mahalleler, durdurulmayan hizmet ve sanayi üretiminin tüm bedelini üstlenmiş durumda adeta. Sadece şehirler düzeyinde değil, şehirlerin içindeki mahalleler içinde de sınıfsal bir harita kendini gösteriyor dünyanın pek çok yerinde. Kapanmayan AVM’lerin emekçileri, çalışma kampına dönüşen fabrikaların işçileri ve kargo veya ulaştırma işlerinde çalışanlar çok yüksek oranlarda, neredeyse her gün virüse maruz kalan sağlık emekçileri ile kıyaslanamaz olsa da yüksek oranlarda hastalık riskiyle çalışıyor veya işini kaybediyor. Dünyanın her yerinde benzer tablo kapitalist kent ve üretim ilişkisinin bağlantılarındaki benzerliği gün yüzüne çıkarıyor da denebilir. Sadece işçi değil göçmen mahalleleri ve hatta mülteci barınma alanları en riskli yerlere dönüşmüş durumda. Zira en kötü işlerin beyaz (Batılı)-vatandaş olmayanlar arasında sınıf içi bir etnisiteler ve topluluklar arası olmasının, somut çıktısı bir anlamda. Hayatın değeri, kim olduğunuza, renginize, vatandaşlık ilişkinize göre de değişiyor, en az cinsiyet ve sınıfsal pozisyonunuzun kesişimselliği içinde. Zira alınan tedbirlerin, işlerine gitmek zorunda olanlar açısından pek bir şey değiştirmemesi veya “zengin mahallelerini yoksullardan arındırmak” olduğu iddialarını tartışmayı mümkün kılıyor.

Bir diğer konu ise temiz suya ve hijyen olanaklarına erişim ile ilgili. Büyük kentlerin çöküntü mahalleleri (slum) denilen bölgelerinden, dünyanın sudan mahrum bırakılmış bölgelerine, insani standartlardan çok uzak mülteci kamplarına, evde kal çağrılarının bir ayrıcalık olarak ortaya çıktığı evsizlere ve bakıma muhtaçlara kocaman bir dipsiz kuyu kapitalizm şartları altında. Örneğin dünyanın en yoksul bölgelerinde piyasaya devredilmiş sağlık hizmetinin yokluğu ile yoksulluk bir araya gelince çıkan korkunç tablonun istatistiklerde yansıması henüz çok kısıtlı. Peru, Kolombiya, Hindistan gibi bölgelerde neoliberalizmin ölümcül sonuçları çok boyutlu. Anahtar cümle sanırım pandemiye rağmen çalışmayı zorunlu kılan açlık düzeyi ve işe gitmeksizin yaşayabilme imkanını bizden çalan topraktan kopuş. Bu açıdan pandemi öncesi dönemde bir itiraz olarak yükselen kooperatifçilik, alternatif yaşam köyleri ve komün köyleri bir kopuş fikrini üstelik de nostaljik olmaktan çıkararak yeniden tartıştırıyor. Pandemi sırasında ortaya dökülen itirazlar bu açıdan devrimci bir potansiyeli de içinde taşıyor.

Pandemide online hayat

Pandeminin yarattığı kaygıların konu alındığı araştırmada ilginç bir veri olarak kentlerin dışında ve köylerde yaşayanlar için ise olanakları daha da artıran bir süreç olarak görünüyor pandemi. Teknolojik olanakların daha fazla hayatımıza girmesinin avantajlı bir durum olduğunu iddia eden tek araştırma bu değil. Evden başat çalışmanın zorlukları olarak isimlendirilen anket oldukça ilginç bilgiler veriyor bu anlamda. Evden çalışanlar en büyük sıkıntılarının video konferans şeklinde yapılan toplantılar olduğunu söylemişler ve ankete katılanların yüzde 62’si özellikle herşeyi kesintiye uğratmasından şikayetçi. Ortalama olarak uzaktan çalışma aylık 26 saat ekstra iş anlamına geliyor çalışanlar için. Ancak yine ABD’de yapılan ankete göre uzaktan çalışanların büyük çoğunluğu pandemi sonrasında da uzaktan çalışmak isteyeceklerini söylemişler. Zira toplantıların daha verimli olması, minimum 40 dakika olan yol sıkıntısını çekmediklerini ve böyle çalışmanın aylık 500 dolar tasarruf olmasını gerekçe göstermişler.

Ancak bir başka anket, bu gerekçelerin biraz altını kazımaya çalışıyor ve uzaktan çalışmanın mücadele etmek zorunda kaldığı sorunlara değiniyor. Araştırmada en büyük sorunun özellikle kadınları daha fazla etkileyen, özel hayat ve iş hayatı arasındaki sınırların belirsizleşmesi olduğu iddia edilmiş. Motivasyon zorluğu, yalnız hissetme, iletişim kuramama ve yardımlaşamama, kötü ve pahalı internet ve dinlenme zamanı/mekanı yaratamama gibi zorluklar en fazla aktarılanlar arasında. İnsanların oturma odasını ofise çevirmeleri, evin büyüsünü bozmuş görünüyor. Ev eşyalarının minimum 8 saat oturarak çalıştığımız iş ergonomisine uygun olmadığı da malumun ilanı elbette. Bu koşullarda meslek hastalığı ve iş kazası geçirildiğinde sürecin nasıl işleyeceği oldukça karmaşık. Ayrıca işin aha da yoğunlaşıp daha uzun saatler çalışılmasına rağmen evden çalışanlara parça başı ücret ve sosyal hakların gaspedildiği bir ödenek teklif edilmesi işverenlerin konuya bakışını özetleyecektir. Yeniden araştırmaya geri dönecek olursak, işverenlerin sadece yüzde 15’inin evdeki internet maliyetini karşılamayı kabul ettiği, iş planlamasında olduğu halde telefon maliyetlerinin karşılandığı durumun ise ancak yüzde 21’e tekabül ettiği ortaya dökülmüş. Evden çalışma üzerine yeterince düzenleme olmadığı için sermayedarlar için devletin meydan verdiği bir gül bahçesi oluşmuş bile.

Dijital dönüşümün müjdesi kime?

Sözkonusu sürecin nasıl işlediğine dair anahtar kavram ise dijital dönüşüm olsa gerek. Bu yeni bir pazar dünya için ve büyüme potansiyeli, esnek çalışma adı ile ortaya konulan ancak gerçekte 7/24 çalışması beklenen eğreti bir çalışma formu olan yaratıcı emek gücüne dayalı. Bu, operatörlerden alandaki işçilere, mühendislerden yöneticisine kadar sanal arenada birbiriyle bağlantılı emek süreciyle (connected workers) yürütülen endüstri yüzde 30 daha hızlı ve yüzde 96 hatasız üretime tekabül ettiği bir dönüşüm anlamına gelmiş. Hangi sektörler dersek, evdeki çalışmayı fabrikalara ve hatta tarlalardaki mevsimlik tarım işçilerine bağlayan koskoca bir dünyanın kapılarını aralıyoruz. Petrol ve gaz’dan oluşan enerji sektörü, kimya ve inşaat sektörü 2039 için bu emek sürecinin içinden kendini üretecek ana üç sektör olarak ortaya konmuş bile. Ardından ise maden, metal, havayolu, endüstriyel ekipman üretim, limanlar, ulaşım araçları üretimi, telekomünikasyon dizilmiş görünüyor.

Yukarıdaki düzenlemeler çok kritik sermayedar açısından. Zira pandemi sonrası dönem için dünya ekonomik forumun yaptığı bir analize göre uzun sürecek bir küresel durgunluk beklentisi öne çıkmış. Bunu iflaslar ve sermayelerin konsolidasyonu takip ediyor. Büyük endüstrilerdeki krizler ve yüksek işsizlik oranları yine en büyük endişe kaynağı olarak belirlenmiş. Dolayısıyla kapitalistlerin üretim ve ürünün pazara sunulmasındaki hızı artırması ve maliyetlerini düşürmek için ön gördüğü tedbirler içinde en önemlisi emek gücünün bu teknolojiye uyumlaştırılması ve kolayca bulup elden çıkarılacak bir kaynağa dönüşmesi. Elbette işçiyi insani varlığından yani politik ve sosyal özne konumundan koparmadan bunu yapmak pek mümkün değil. Bu açıdan mültecilik ve göçmenlik çok iyi bir çözüm olsa da elbette yeterli değil sermayedarlar için. Evden çalışma ile pandemi koşullarında iyice çalışma kampına dönüşmüş işyeri çalışması bir bütünün ayrılmaz parçası. Bu açıdan beraber örgütlenmesi, emek gücünün cinsiyet, ırk ve benzeri pozisyonlarını dikkate alan taleplerle örgütlenmesi bu yüzden çok acil, yoksa geleceğimiz olarak öne çıkan korkunç düzeni bugünden kendi elimizde inşa ediyoruz demektir.


https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/09/26/dunyanin-kirmizi-mahalleleri-covid-19-emekci-mahallelerinde-nasil-yayiliyor

https://www.visualcapitalist.com/the-top-work-from-home-challenges-2020/

https://www.visualcapitalist.com/measuring-the-emotional-impact-of-covid-19-on-the-u-s-population/

https://www.visualcapitalist.com/top-struggles-of-remote-workers/

https://www.visualcapitalist.com/connected-workers-digital-transformation-future/

https://www.visualcapitalist.com/whats-at-risk-an-18-month-view-of-a-post-covid-world/

https://www.un.org/sites/un2.un.org/files/policy_brief_on_covid_impact_on_women_9_april_2020.pdf

Nevra AKDEMİR
Latest posts by Nevra AKDEMİR (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları