Kılıçdaroğlu’nun statükoculuk atağı

Birçok yerde partisine oy vereceğini açıklayan HDP’nin adını bile ağzına almayan ve sistemin tüm değerlerini dilinden düşürmeyen Kılıçdaroğlu bir muhalefet liderine yakışmayacak tarzda seçimlere bir hafta kala iki temel konuda müesses nizam savunuculuğu yaptı. Seçime 4 gün kala “bu konuya yazmanın ne gereği vardı” diyenler olabilir. Ayrıca CHP yöneticilerinin de hoşuna gitmeyebilir. Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu statükoculuk atağının, seçim sonrasının yeni gündemlerinde unutup gitmesine gönlüm razı olmadı. Bu nedenle yazımı hala kendilerini sosyal demokrat olarak nitelendiren CHP’lilerin değerlendirmesine bırakıyorum.

Birinci konu, 22 Mart’ta yani seçime 8 gün kala BBC Türkçe muhabiri Ayşe Sayın’ın, “İktidar kanadı bu seçimi beka sorunu olarak görüyor ve hatta Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentleri muhalefetin kazanması halinde erken seçimi gündeme getireceğinizi, bu durumun ülke bekası için büyük tehdit olacağını dile getiriyor. Böyle bir tabloda erken genel seçim çağrınız olur mu?” sorusuna Kılıçdaroğlu’nun verdiği yanıttır. Kılıçdaroğlu şöyle demişti:

“Erken seçim gündeme gelmez, bu bir yerel seçim, muhtar seçimi, belediye meclis üyeliği seçimi, belediye başkanlığı seçimi. Yerel yönetim seçimleriyle, milletvekilliği, cumhurbaşkanlığı seçimi arasında ciddi nüans farkları da vardır. Dolayısıyla bunu bir erken seçim gerekçesi yapmak doğru değil. Şunun için doğru değil, bizim belediye başkanlarımız seçildikten sonra, vaatlerini gerçekleştirmek için çaba harcamak zorundalar. Siz o vaatleri gerçekleştirir, verdiğiniz sözleri yerine getirirseniz, bir sonraki seçimde daha iyi başarılar sağlamış olursunuz. Aksi halde ‘yerel seçimde başarılı oldum, hemen milletvekili seçimine girelim’, bu siyasi fırsatçılıktır ve doğru değildir.”

Kılıçdaroğlu’nun bu yanıtı, AKP-MHP ittifakına güven vermek ve yeni rejimin stabilizasyonunu desteklemek amacını gösteriyor. Başka bir deyişle mevcut durumun devamından yana olduğunu, yani statükoyu koruyacağı vaadini anlatıyor. AKP-MHP ittifakının gerilediğini gösteren siyasal ve toplumsal olgulara rağmen Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, her seçimde sanki iktidar olmak istemiyormuş gibi müzmin muhalefet rolünü sürdürmesinden kaynaklanıyor. Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı aynı zamanda seçim sonrası kendi geleceğinin de yol haritasını çizme anlamına da geliyor. Çünkü bu seçim AKP ve MHP için olduğu kadar, CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu açısından da önemli dönüm noktası olacak.

24 Haziran seçimleri sonrasında muhalefetin başlattığı ve bir şekilde 31 Mart yerel seçimleri sonrasına ertelediği CHP’de Olağanüstü Kurultay talebinin gündemleşmesi büyük bir olasılıktır. 22 Mayıs 2010’dan beri Genel Başkanlık yapan ve hiçbir seçimde başarılı olamayan Kılıçdaroğlu’nun, Anayasa Referandumu’nda “Hayır” çıkan illerde belediye başkanlıklarının kazanılacağı iddiası ile uyguladığı CHP-İP ittifakına dayalı yerel seçim stratejisinin başarılı olma garantisi bulunmamaktadır. Bu nedenle Kılıçdaroğlu her seçim sonrasında olduğu gibi yine koltuk derdine düşmüş durumda. Yani, söz ve davranışlarıyla seçimde başarılı olmaktan çok kendi geleceğini düşünüyor.

İkinci konu, Yeni Zelanda katliamı nedeniyle yine idam konusunu gündeme getiren Erdoğan’ın her seçimde dillendirdiği gibi “Meclisten karar çıkarsınlar ben hemen imzalarım” dediği günlerde Kılıçdaroğlu gene geleneksel tavrını gösterdi.  Yeni Akit TV’nin Ankara Ulucanlar Müze Cezaevi’nde bulunan idam sehpasının önündeki haberi üzerine Kılıçdaroğlu 23 Mart’ta yaptığı açıklamada,  “Beni asacaklarmış, benim idamım için kanun getireceklermiş, getirmezseniz namertsiniz, imzalamazsam namerdim” diyerek yalancı kahramanlık yaptı. Ama, idam uygulamasının yıllar önce kaldırıldığını ve idamı sıkça dile getiren ve hatta yeniden uygulamaya sokmaya çalışan iktidarın devrimci ve demokrat çevreleri korkutma ve yıldırma taktiği izlediğini unutup konuyu kişiselleştirdi. Böylelikle kendisinin ve partisinin idamın yeniden uygulanabileceğini kabullenmiş oldu.

Parti içi muhalefetin özellikle parti içinde adaylığına karşı çıkılan Mansur Yavaş ile Ankara’nın ve yine Kılıçdaroğlu’nun tercihi olan Ekrem İmamoğlu ile İstanbul’da belediye başkanlığının alınamaması durumunda bunun faturasını Kılıçdaroğlu ve ekibine kesmesi kaçınılmaz görünüyor.  Parti içi muhalefetin,  Kılıçdaroğlu’na bayrak açması güçlü olasılıktır. Parti içinde yerel seçimlerin Kılıçdaroğlu’nun “son seçimi” olacağı iddiasını seslendirenler de var.

Kılıçdaroğlu’nu yakından tanıyanlar, onun genel başkanlığı muhaliflerinin taleplerine göre değil, kendisinin partiyi emanet edebileceği “güvenilir” bir genel başkan adayı çıkmasına göre bırakabileceği yorumunu yapıyor. Ancak genel başkanlığı bırakmaya karar vermesi halinde, ancak rıza göstereceği bir ismin genel başkan olabileceği yorumları yapılıyor. Hatta bu seçim Kılıçdaroğlu’nun “kader seçimi” olabilir, aksi takdirde “CHP bölünebilir” diyenlerin sayısı az değil.

 

Şaban İBA

1948 yılında Develi’de doğdu. Üniversiteyi Ankara’da okudu. FKF ve TİP’te çalıştı. Dev-Genç’te MYK üyeliği yaptı. THKP-C içinde yer aldı.
12 Mart’ta Dev-Genç ve 15-16 Haziran Olayları’ndan yargılandı. 1975’ten sonra Kurtuluş hareketinin kurucularındadı. 12 Eylül darbesinden sonra TKKKÖ kurucusu ve yöneticisi olmaktan yargılandı. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde iki kez idam cezası istemiyle İba, toplam 11 yıl cezaevinde yattı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları