Kıbrıs sorunu-2

2002’de BM Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs sorununun halli için taraflara kendi adıyla anılan “Annan Planı”nı sundu. Üzerinde yapılan küçük bazı değişikliklerle bu plan 24 Nisan 2004’de halk oylamasına/referanduma sunuldu. Oylama sonucunda KKTC halkının %64,91’i “Evet”, %35,09’u “Hayır”, Rum halkının da %75,83’ü “Hayır”, %24,17’si de “Evet” oyu kullandı. Annan Planı, Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası’nın İngiliz üsleri bölgesi haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesini öngörüyordu. Plan gereğince Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları on ayda bir Türkler ve Rumlar arasında değişecekti. Annan Planı’nı, 24 Nisan Referandumunda olduğu şekli ile kabul etmeyeceklerini, bu Planın değişmesi gerektiğini savunan Rum yönetimi, “ Türk askerinin tümünün adadan çıkarılması, Garanti ve İttifak Antlaşmaları’nın feshedilmesi, Türklere tanınan eşitlik haklarının kaldırılması” gibi gerekçelerle referandumda ret oyu kullanmıştı.

Bu arada AB, Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak 1 Mayıs 2004’de üyeliğe kabul ederek Türkiye’nin elini zayıflattı. Annan Planı’nın reddedilmesinden sonra AB dönem başkanlarından çözüm için bazı öneriler getirildi. Ardından AB üyesi ülkeler, 2005’te Kıbrıs’ta müzakerelerin başlayabilmesi için “Ortak tutum belgesi” adıyla bir metin hazırladılar. Bu belgeye göre, Türkiye orta vadede adadaki varlığını ortadan kaldıracaktı. Ancak Türk hükümeti bu belgeyi imzalamaması üzerine AB Dışişleri Bakanları tarafından alınan 11 Aralık 2006 tarihli bir kararla, Gümrük Birliği ile ilgili sekiz başlıkta, Türkiye’yle devam eden AB’ye üyelik müzakereleri donduruldu.

21 Mart 2008’de KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristofyas bir araya geldi. Bu görüşmeden sonra Lokmacı Kapısı karşılıklı geçişlere açıldı ve iki taraf arasında yeni bir süreç başladı. Çeşitli çalışma komisyonlarının kurulduğu bu süreçteki gelişmeleri görüşmek üzere iki cumhurbaşkanı 23 Mayıs 2008’de Ara Bölge’de buluştu. Görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada iki liderin “Siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyona bağlılıklarını yeniden teyit ettiği, ortaklığın, eşit statüdeki Türk ve Rum kurucu devletlerinden oluşan, tek uluslararası kimlikli, federal bir hükümete sahip olması konusunda hemfikir” oldukları belirtildi.

Bu sırada Rum Yönetimi Doğu Akdeniz üzerine ekonomik bölge, petrol ve doğal gaz arama gibi çeşitli uluslararası anlaşmalar yapmaya başlamış, 17 Şubat 2003’te Mısır’la ve 17 Ocak 2007 tarihinde de Lübnan’la “Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması” imzalamıştı. Bu bağlamda İsrail ile 17 Aralık 2010’da “Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması” imzaladı. Bu anlaşmalarla birlikte açık denizde yapılacak petrol ve doğalgaz araştırmalarının önü açıldı.

Türkiye’nin savaş nedeni saymasına rağmen, İsrail ortaklı bir Amerikan şirketi olan Noble Enerji, Güney Kıbrıs’ın münhasır alan ilan ettiği bölgede doğalgaz-petrol arama ve sondaj işlemlerine başladı. Noble enerji platformunun İsrail tarafından korunacağı anlaşması da yapıldı. 19 Eylül 2011 tarihinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarının başlaması üzerine, Türkiye tepki olarak 21 Eylül 2011 günü KKTC ile “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması” imzaladı. Bu anlaşmayla, Türkiye’ye, KKTC’nin 12 mil açığında petrol arama hakkı verilmişti. Anlaşmanın 3. maddesine göre, doğal kaynak rezervinin, her iki tarafın da kıta sahanlığı alanına girecek şekilde bulunması halinde, akit taraflar bu rezervin en verimli şekilde nasıl işletileceğine karşılıklı anlaşarak karar vereceklerdi. Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi KKTC ve Türkiye’nin protestolarına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti hüviyeti ile gerek AB üyesi ülkelerle ve gerekse diğer ülkelerle uluslararası anlaşmalar yapmayı sürdürdü.

Devlet Planlama Örgütü Müsteşarı Ali Korhan’ın bugün açıkladığı 2011 Nüfus ve Konut Sayımı’na göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sürekli ikamet eden nüfusun 286 bin 257. Ülkede yaşayan Kıbrıs doğumlu (KKTC ve Güney Kıbrıs) kişilerin sayısı 160 bin 207. Bu rakam Kıbrıs’ta sürekli ikamet eden nüfusun yüzde 56,0’ını oluşturuyor. KKTC’de sürekli ikamet eden Türkiye doğumlu kişilerin sayısı ise 104 bin 641. Bu rakam ise Kıbrıs’ta sürekli ikamet eden nüfusun yüzde 36,6’sını oluşturuyor.

KKTC’de sürekli ikamet eden (de-jure) nüfus içerisindeki tek ve çift uyruklu olduğunu beyan eden KKTC vatandaşlarının toplam sayısı 190 bin 494 olarak saptandı. Sayımda TC vatandaşı nüfus 80 bin 550, İngiltere vatandaşı nüfusu ise 3 bin 691 olarak belirlendi.

“Ülkede sürekli ikamet eden Kıbrıs doğumlu (KKTC ve Güney Kıbrıs) kişilerin sayısı 160 bin 207’dir. Bu rakam Kıbrıs’ta sürekli ikamet eden nüfusun yüzde 56,0’ını oluşturmaktadır. KKTC’de sürekli ikamet eden Türkiye doğumlu kişilerin sayısı 104 bin 641’dir. Bu rakam ise Kıbrıs’ta sürekli ikamet eden nüfusun yüzde 36,6’sını oluşturmaktadır. KKTC’de sürekli ikamet eden Kıbrıs doğumlu (KKTC ve Güney Kıbrıs) KKTC vatandaşlarının toplamı 153 bin 374 dür. Bu rakam Kıbrıs’ta sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının yüzde 80,5’ini oluşturmaktadır. KKTC’de sürekli ikamet eden Türkiye doğumlu KKTC vatandaşlarının 31 bin 234 olduğu görülmektedir.

2015 Mayıs ayında, Kıbrıs’ta yeniden başlayan ve BM kontrolündeki Ara Bölge’de, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin gözetiminde görüşmeler devam etti. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs müzakere sürecini olumlu havada ileri taşımaya, en erken zamanda iki kesimli ve iki toplumlu federatif yapıyı oluşturmaya ve halkın onayına sunmaya hazır hale gelmek için var güçleriyle çalışacaklarını söyledi.  Akıncı, ara bölgede Rum lider Nikos Anastasiadis’le gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığında yaptığı açıklamada, müzakerelerde ilk kez temel konulara girdiklerini anlattı. Vatandaşlık ve diğer konuların da yeri ve zamanı geldikçe konuşulacağını aktaran Akıncı, 1974’ün üzerinden geçen 41 yılda bu topraklarda yerleşip bütünleşen insanları hep ayrı kategoride tuttuğunu, bu insanların Annan Planı referandumunda da oy kullandıklarını, dolayısıyla bu konuda kendi açılımlarında tereddüt olmadığını vurguladı.

Sonuç olarak Mustafa Akıncı KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesinden beri birleşik bir Kıbrıs için mücadelesini AKP iktidarından bağımsız ve tutarlı bir çizgide sürdürüyor. Akıncı’nın durup dururken Türkiye’nin ilhakından söz etmesinin bir anlamı olmalı. Türkiye bunu Yunanistan’a ve Kıbrıs yönetimine karşı bir koz olarak kullanmaya düşünüyor ve kapalı kapılar ardında KKTC yetkilerine de dillendirmiş olabilir.

Şaban İBA
Latest posts by Şaban İBA (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları