Kemirilen Devlet ve Özgürlükler…

Cem Han Karadede

Özgürlük bir kişiye veya zümreye-aileye teslim edilemeyecek kadar kıymetlidir. Bireysel özgürlüklerin toplumsal uzlaşmaya ve ortak kabul edilirliğe ihtiyacı vardır. Ortak kabul ile özgürlükler tanımlanırken evrensel değerler ile de ortak payda kurmak kaçınılmazdır

Özgürlük, bireyin kendi iç dünyasında başlayan bir bilinçtir ve iç dünyanın dışavurumu olarak da davranıştır. Özgürlüğü içselleştirmek, zaman alır. İnsanlığın demokrasi tarihiyle paralel Giden bir durum olduğunu tespit edelim önce.

Kişinin özgürlükten anlayışı kendi serbestliği ve bu serbestliğinden başkalarına verilen zararı hak görmeleri olamaz. Kişi başkalarına zarar verme adına kendi rahatını ve mutluluğunu temel alıyorsa orada özgürlük denen olgu sadece o kişi ile sınırlı kalır. O kişinin olumsuz etkilediği ve zarar verdiği kişiler içinse tamamen bir baskı sisteminden bahsedebiliriz. Bu baskılar bir kişinin veya zümrenin-ailenin- özgürlüğü için yapılıyorsa buna faşizm denir.

Özgürlük bir kişiye veya zümreye-aileye teslim edilemeyecek kadar kıymetlidir. Bireysel özgürlüklerin toplumsal uzlaşmaya ve ortak kabul edilirliğe ihtiyacı vardır. Ortak kabul ile özgürlükler tanımlanırken evrensel değerler ile de ortak payda kurmak kaçınılmazdır. Evrensel insan haklarından koparılarak yapılan ortak kabul bu kez de sayısal üstünlüğün özgürlüklerini oluştururken azınlıkta kalanların baskıya maruz kalmasına sebep olur. Bunun adı da faşizmdir.

Bireylerin özgürlükleri, geleceğe yönelik ortak umutlar yaratmaktan geçer. Bir ülkenin halklarını birleştirici temel olgu, tam da bu ortak umutlardır. Halkların ortak tutumlarda birleşmesi ve ortak bir gelecekle yol yürüme azmi, millet olgusunu oluşturur. Kimse kimseden asla üstün olamaz. Özgürlüklerin yanına dini, ırkı, sülaleyi, aşireti, mezhebi, aileciliği eklemlemek özgürlük olgusunu bir taraf lehine kullanmak anlamına gelir. Yani özgürlük, yanına asla başka bir kavram istemez. Başlı başına ortak yazılan bir toplum özleşmesinin ürünüdür. Buna inanan bireyleri üretmek ise eğitimle mümkün olacaktır. Toplumu eğitim ise devlet politikasıdır. Toplumu din anlayışlı bir yöne sürüklemek bir zümreyi özgürlüklere eklemlemektir. Eğitimin içerisinde zorunlu din dersinin ve okul idareleri tarafından seçmeli din temelli derslere öğrencilerin katılımının zorlanması tam olarak özgürlüklere dinin eklemlenmesi anlamına geliyor. Bu örneği özgürlüklere eklemlenmeler için verdim. Bu eklemlenme ırk, aile, sülale, aşiret, soy, mezhep de olabilirdi. Bunların da bizim özgürlüklerimizi tutsak aldığını unutmamak lazım. Yani tekil olarak özgürlük, toplum mutabakatında yeterlidir ve eğitimle de toplumsal mutabakata uyum kültürünü vermek o ülkenin sürdürülebilir kalıcılığı için kaçınılmaz bir gerçektir.

Şimdi ülkemizde toplumsal uyumu yok eden gelişmelere şöyle bir bakalım:

  1. Türkiye Cumhuriyeti devleti başlığını İslami şımarıklıkla reddetmek ve T.C. ibarelerini kurum tabelalarından kaldırmak.

  2. Dinden bağımsız kalan evrensel değerlere uyumlu laik devletin kamusal alanlarına din simgelerini sokmak. (Buna özgürlük dersek kamusal alanda şalvarlı oturan bireye de ses çıkaramazsınız, çıkarırsanız dini faşizm uygulanmış olursunuz.)

  3. Kişisel yolsuzluklarını din olgusuyla örtmek.

  4. Siyasete girmeden önce hiçbir mal varlığı olmayan fakir bir ailenin siyasete girdikten sonra devasa bir servetle dünyanın gizli zenginleri arasına girmesini görmek. (Bu durum muhtardan, belediyeden, milletvekillerinden, bakanlardan, başbakandan, cumhurbaşkanına kadar yolsuz para kazanmanın bireylerce bu kişiler için doğal bir hak görülmesidir.)

  5. Ülkenin sermayesini sömüren iki kesimin kavga etmesiyle bir diğerinin haklı olduğunu savunmak. Bu kayıkçı kavgasında mağduriyet ve düşman üretmek. Parti olarak benzerin olan düşmanını devlete mal etmek. Devlet politikası olarak göstermek.

  6. Ülkenin düşmanlarıyla iş birliği yaparak onlara bağırıp çağırarak ihanetini örtmeye çalışan sözde devlet adamlarını -tarih bu insanları devlet adamı saymayacak ve ona inanan, ondan nemalanan her bireyi, ona oy verip devlete ruh bozukluğu oluşturan dini paranoyakları iktidara taşıyan kişileri not edecek ve bir süre sonra da bu kişileri ve soylarının uzantılarını aşağılayacaktır- kişisel basit çıkarlarına bakarak ya da ortak değerler varmış izlenimiyle el üstünde tutmak.

  7. Evrensel uygarlık paydasında birleşen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni Arap uygarlığının kıyısına İslam bahanesiyle sıkıştırıp sığıntılaştırmak.

  8. Batı uygarlığını yanlış anlayıp iç iktidarı ayakta tutmanın koşulu saymak –bu iktidarlar uşak olmaktan öteye asla geçemezler-