Halkevleri 88 Yaşında

Halkevleri 88 yıl önce bugünlerde (19 Şubat 1932) kurulur. O günden bu güne kesintisiz değilse de varlığını sürdürür Halkevleri. 88 yıl içinde kendi içinde de değişim gösterir. Erken Cumhuriyet’in enstrümanı bir Halkevlerinden, sosyalist hareketin içindeki bir Halkevlerine dönüşüm de bu süreçte cereyan eder. Bu nedenle Halkevleri, biraz da, Cumhuriyet tarihinin özeti gibidir.  Bugün Halkevleri denildiğinde eğitimden, sağlığa, kadına, çalışma yaşamına, engellilere, kent ve çevreye her konuda söz söylemeye çalışan, tabandan örgütlenen sosyalist bir muhalefeti anlıyoruz. “Tabandan” dediysem öyle lafın gelişi değil, küçük kızım için Eylem için Halkevleri, Şubadap müzik grubuyla birlikte Batıkent Meydan’da  bağıra çağıra Çekirdeksiz Domates’i Gökyüzü Kimin’i söylemek; oğlum Nazım için Adnan Kahveci Parkındaki piknikte Halkevli ablalarının ona ikram ettikleri köfte ekmektir.

Halkevleri hak ettiği ilgiyi akademik çalışmalarda da bulur. Onlarca yüksek lisans ve doktora tezi yüzlerce makale ve kitap yazılmıştır. Halkevleri ile ilgili olarak, halen de yazılmaya devam etmektedir. Halkevleri tarihini mutlaka ki onun öncülü, Türk Ocaklarının tarihi ile birlikte okumak gerekmektedir. Türk Ocakları ile ilgili olarak Füsun Üstel Hocanın İletişim Yayınları’ndan çıkan Türk Ocakları 1912-1931 başlıklı kitabına mutlaka bakmak gerekiyor.  Ocaklar 1912 yılında kurulmuşlardı. Kuruluş amacı da “Türklerin harsi birliğine ve medeni kemaline çalışmak” diye belirlenmişti; bunu da kulüpler, kurslar, okullar açarak, çeşitli etkinlikler düzenleyerek, kitap ve dergiler yayınlayarak yapacaklardı. Türk Yurdu dergisi de o tarihlerden itibaren çıkarılmaya başlar. Dergi, bugün milliyetçi muhafazakâr bir çizgiye sahip –amblem olarak kurt başı sembolünün etrafına yazılmış, dilde-fikirde-işte birlik sloganını kullanıyor Şubat 2020 sayısı 109 yıl  390. Sayı olarak çıkmış. Ocağın kuruluşunda Yusuf Akçura, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin Yurdakul, Celal Sahir Erozan, Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Halide Edip, Fuat Köprülü isimler önemli bir rol oynarlar. Türk Ocakları da bugün, bir dernek olarak çalışmalarına devam etmektedir. Füsun Hoca, kitabında, Nizamnamesinde siyasetle uğraşmayacağı belirtilmiş olmasına rağmen Türk Ocaklarının İttihat ve Terakki Fırkasının bir kültür şubesi haline getirmek istediğini yazar. Cumhuriyet’in ilanından sonra Aynı şeyi CHP gerçekleştirmek isteyecek Türk Ocaklarını CHP’nin birer hars şubesi haline getirmeye çalışacak, 1927 yılındaki Nizamname değişikliğiyle CHP’nin Ocaklar üzerindeki denetimi iyice ağırlaşacak, Türk Ocaklarını denetim almaya, faaliyetlerini Türkiye Cumhuriyeti ile sınırlandırmaya çalışacaktır. Zeki Arıkan, Halkevlerinin Kuruluşu ve Tarihsel Işlevi başlıklı makalesinde “İstanbul Türk Ocağı’nın 10 Ekim 1925 tarihinde yapılan Kongresinde, ocağın toplumsal alanlardaki görevlerini belirlemek amacıyla seçilen bir heyet, idare heyetine verdiği bir raporda, Türk Ocaklarının bir klüpten çok “Halkevleri” olması düşüncesini savunul[duğunu]” belirtmektedir.  Niyazi Berkes’de Unutulan Yıllar’da Mustafa Kemal’in Türk Ocaklarının Turancılık ideolojisinden vazgeçmemesi ve Rusya ile olan ilişkilerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirir. Unutmadan yazayım, Berkes’in Halkevleriyle ilgisi bir sosyal bilimci ilgisinin ötesindedir.  Berkes, Darülfünun Edebiyat Fakültesinden mezun olduktan sonra, bir süre Ankara Maarif Cemiyeti Ortaokulu ile Halkevi Kütüphanesi Müdürlüğünü yapacaktır. Bu konuda Gökhan Ak’ın yazdığı Benim de danışmanlığını yaptığım Niyazi Berkes ile ilgili doktora tezine göz atmanızı tavsiye ederim.

10 Nisan 1931 tarihinde Ankara’da toplanan Türk Ocakları Olağanüstü Kongresi’nde CHP’ye katılma kararı alınır ve devir işlemlerine başlanır. 18 Nisan’da ise 257 şubesi ve tüm mal varlığı ile birlikte Türk Ocakları CHP’ne katılma kararı alır. Siz bunu Ocak yönetimine bu karar aldırtılır şeklinde okuyun derim.  Füsun Üstel OcaklarıTurancı eğilimi dönemin Sovyetler Birliği Türkiye Büyükelçisi Jacob Suritz‘de rahatsızlık uyandırması ve Tevfik Rüştü Aras‘ı uyarması Türk Ocaklarının kapatılmasına giden sürece etki etmiştir. Hamdullah Suphi de Atatürk’ün ABD’deki muadillerini incelettirip onlardan hareketle OcaklarıHalkevleri‘ne dönüştürülmesine karar verdiğini dile getirmektedir.

1932 yılı Şubat’ında açılan Halkevleri, Demokrat Parti döneminde kapatıldığında ise  478 şubeye ve Halkodaları ise 4322 şubeye ulaşmıştır. Yaklaşık 11 Milyon kişi 20 yıla yakın bu dönemde Halkevleri ve Halkodalarında okuma yazma imkânına kavuşur. Halkevleri Adnan Menderes zamanında kapatılır ama Aynı Adnan Menderes, 19 Şubat 1932’de Aydın Halkevinin açılışında bizzat iştirak eder ve açılışta şöyle bir konuşma yapar[1]. Bu konuşmayı, Demirel’in “Dün Dündür, bugün bugün” sözlerinde ifadesini bulan ünlü Türk sağı pragmatizminin/iki yüzlülüğünün/yanardönerliğinin/a man for all season’lığının (artık adına ne derseniz) şaheserlerinden biri olarak da not edebilirsiniz.

Malumunuzdur ki, Halkevlerinden Gazi Hazretleri geçen seneki seyahatleri esnasında ilk defa bahse başlıyorlardı. O zaman büyük liderin dimağında doğan bu fikir, işte bugün doğan ve yaşamağa başlayan bir varlık oluyor. Milletimizin yükselmesi yolunda her ihtiyacı gören Büyük Gazi içtimai hayatımızda, kültür hayatımızda çok derin bir boşluğu ve çok şedit bir ihtiyacı görmüş, bu boşluğu dolduracak ve bu ihtiyaca cevap verecek bir tesis ve teşekkülün esasını ve temellerini kurmak şerefini de kazanmıştır.

Milli mefkûreyi kökleştirecek, içtimai ve milli tesanütü tarsin edecek olan bu teşekkül çok samimi ve esaslı alakanıza layık ve muhtaçtır. İnsanları, millet zümrelerine ayıran, milletleri yapan, kültür ve mefkûre ve vahdettir.

Devletlerin siyasi varlıkları milli mefkûre ve milli kültür temelleri üzerine bina edilmiş olmazsa bir mana ifade etmez olduğunu tarih bize çok misallerle gösteriyor… Bugün Halkevlerini açmakla atılan bu adım, içtimai ve milli bünyemizi kuracak ve kuvvetlendirecek bir teşkilatlanma ve uzuvlanma hareketinin başlangıcıdır. Ve hars hareketinin teşkilâtlanmasıdır. Bir millet ve cemiyetin kuvvetlenmesi, fert olarak değil, cemiyet halinde çalışmasına mütevakkıftır… Cemiyet hayatımızda Halkevlerinin açılması bir merhaledir. Bir tarih başlangıcıdır. Bu teşekküle çok büyük ihtiyaç vardır…

Fevzi Çakmak, Halkevlerinin Kapatılması ve Cumhuriyet Halk Partisi Mallarına El Konulması[2] başlıklı makalesinde CHP’nin mal varlığına yönelik kamuoyu ile ilk paylaşım, 1950 yılı Eylül ayında Maliye Bakanı Halil Ayan’ın Halkevlerine yönelik yaptığı açıklamalarla başladığını belirtmektedir. Halil Ayan, “Gerek hükümet ve mahalli idarelerden verilen paralarla temin edilmiş, gerek Türk Ocaklarından devralınmış gayrimenkuller çıkarılırsa CHP’nin elinde fazla bir gayrimenkul kalacağını zannetmiyorum” ifadeleriyle  Halkevlerine yönelik bir tasfiye çalışmanın yürütüldüğünü işaret eder.

Halkevleri ve CHP’nin malvarlığı konusunda asıl önemli çıkış Adnan Menderes tarafından 12 Aralık 1950 tarihinde toplanan parti grubunda yapılır. DP Grup toplantısında Niğde Milletvekili Halil Nuri Yurdakul, Birinci TBMM Binasının Atatürk Müzesine dönüştürülmesine ilişkin olarak bir önerge verir. Bu önergenin görüşmeleri sırasında, Maliye Bakanı Halil Ayan, 1926 yılında meclisin yeni binasına taşınmasının ardından eski meclis binasına CHP’nin yerleştiğini belirterek, birkaç gün önce binanın hazineye devredildiğini ve müze olarak kullanılacağını ifade eder. Başbakan Adnan Menderes, CHP’nin iktidarında, vilayetten, hususi idare ve belediyelerden hatta köy bütçelerinden Halkevlerine yardım namı altında paraların aktarıldığını ve bu paralarının hiçbirisinin Halkevlerine sarf edilmeyerek, doğrudan CHP’nin elinde kalmış olduğuna değinir.

DP Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve yedi arkadaşının kanun teklifi, Temmuz ayı ortalarında itibaren TBMM alt komisyonlarında görüşüldü ve 6 Ağustos’ta Meclis Genel Kuruluna geldi. “Resmî Daire ve Müesseselerin Siyasi Partilere Bedelsiz Mal Devredemeyeceklerine ve Bu Daire ve Müesseselerle Münfesih Derneklere Ait Olup Siyasi Partilere Terkedilmiş Olan Gayrimenkul Mallarla Bu Partiler Tarafından Genel Menfaatler İçin Yaptırılmış Olan Binaların Sahiplerine ve Hazineye İadesine” ilişkin kanun teklifinin her hangi bir yerinde Halkevi ya da CHP ibaresine yer verilmemişti. Böylece kanun direkt olarak Halkevlerini hedef aldığı ya da CHP’nin mallarının bir kısmının alındığına yönelik kamuoyu nezdinde çıkan algının önüne geçilmek istenmişti. Kanunun gerekçesinde, uzun yıllar iktidarda yer alan CHP, nüfuz ve otoritesini kullanarak, vatandaşın vergilerinden mühim bir kısmını, kendi gücünü ve kudretini arttırma yolunda kullanmakla suçlanmıştı. Milletin kalp ve vicdanlarında 8 Ağustos’ta kabul edilen 11 Ağustos 1951’de yürürlüğe giren 5830 Sayılı Kanun ile birlikte, Londra Halkevi dışında yurt içindeki sayıları 4.819 olan Halkevleri ve halkodaları kapatılmıştı. Bu kurumların içindeki araç ve gereçlerin, özellikle de Cumhuriyet’in 19 yıllık dönemine ilişkin çeşitli belge, filim, fotoğraf, tablo, afiş ve plaklarla, sayıları 600 bini aşan kitapların hangi kurum ve kuruluşlara verilecekleri ve nasıl kullanılacakları ayrıntılarıyla saptanmadığından, pek çoğu kaybolmuş veya bazı fırsatçıların eline geçmiştir.

27 Mayıs Darbesi’nden sonra Halkevleri adıyla değilse de Türk kültür Derneği adıyla Halkevleri tekrar açılır.  12 Nisan 1961 Tarihindeki Bakanlar Kurulu Kararı (5/1066) ile  Türk Kültür Derneği Kamuya Yararlı Dernek Statüsüne alınır. Dernek 21 Nisan 1963’de Olağanüstü Tüzük Kurultayında Adını Halkevleri olarak değiştirir.

İkinci Halkevleri artık ne CHP’nin kültür şubesidir ne de devlet imkânlarından beslenmektedir. Halkevlerinin sosyalizme açılma serüveni de bu iklimde başlar. Halkevleri 12 Eylül Darbesi’nden sonra tekrar kapatılır. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesi’nde Halkevleri ile ilgili dava açılır. 11 Nisan 1984 tarihinde tüm sanıklar hakkında beraat kararı verilir. Askeri Yargıtay 17 Ekim 1984’te (1984/480 Esas 1984/455 Karar Sayılı) Askeri Mahkemenin kararını onaylar ve 3. Halkevlerine doğru giden sürecin yolu da bu bu kararla birlikte açılmış olur.

Halkevleri Yönetim Kurulu Ankara Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak Halkevlerinin yeniden açılabilmesi için başvuruda bulunur. Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1987 Tarih, 1098 Sayılı Kararı ile Halkevlerinin açılma talebi kabul edilir.

31 Ekim 1988’de Ankara’da toplanan 10. Kurultay ile Halkevleri kaldığı yerden yoluna devam eder[3].

Halkevleri 88. Yılları ile ilgili olarak internet sayfalarında şöyle bir açıklama da yayınlamışlar. Bu açıklamanın son sözleri ile bitirelim bu haftayı:

88.yaşımızı kutlarken bugün herkesi hakikatin peşinden koşmaya, ortak hakikatimizi haykırmaya, eşitlik, özgürlük düşümüzü hakikatimiz kılmaya çağırıyoruz. Çünkü yaşadığımız çağ ve ülkede, hakikat, ancak peşine düşenler varsa açığa çıkarılabiliyor. Hakikati açığa çıkarmak, peşine düşmek ise başlı başına bir mücadele konusu. Adalet ve onur, özgürlük ve barış, eşitlik ve kardeşlik mücadelesinin, insanca yaşam mücadelesinin konusu. Bu büyük karartma çağına, yalana teslim olmamak için, halka, kadınlara, çocuklara, emeğe, doğaya, kentlere insanlığa karşı işlenen suçların üzeri güç ve iktidar ilişkileri ile örtülmesin; suç işleyenler, aynı suçu işlenmeye devam etmesin; bu devran böyle sürmesin diyerek yola çıkalım! Örgütlenelim. Mücadele edelim.

Halkevleri hakikatin peşinde olmaya, insanca yaşam için mücadele etmeye devam edecek.

 

 


[1] Müslime GÜNEŞ. Adnan Menderes ve HalkevleriÇağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi XII/25 (2012-Güz/), ss. 141-155.

[2] Fevzi ÇAKMAK. “Halkevlerinin Kapatılması ve Cumhuriyet Halk Partisi Mallarına El Konulması”, Journal of History Studies Volume 7 Issue 3, p. 1-21, September 2015.

[3] Halkevleri ile ilgili hukuki süreç ile ilgili olarak Bkz. Anıl Çeçen  Halkevleri, Gündoğan Yayınları, 1990. Ve Yaşar Akyol “Türkiye’de Halkevlerine İlişkin Çalışmalar ve Değerlendirmeler Üzerine”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi 1996, Cilt 2 Sayı 6

Mete Kaan KAYNAR
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları