Guguk Kuşu Filmi İzleme Rehberi (:Giriş)

“Ben ve Öteki Ben” paradoksu zihnimi meşgul ediyor. Eğer “Ben”in “Öteki Ben” tarafından mahkum edildiği doğruysa, “Ben” bu doğru bilgiye nasıl ulaştı? “Ben”in, “Öteki Ben”in müdahalesi olmadan özerk bir kavrama ve yorumlama imkanı var mı? Eğer bu imkan varsa “Ben”, “Öteki Ben”in esaretinden kurtulabilir demektir. Ama nasıl?

Önce iki hal arasındaki temel farkı anlamak lazım diye düşünüyorum; “Ben” kalitatiftir, koşulsuz sevgi ve koşulsuz özgürlüktür, her türlü medeniliği ve medenileştirmeyi aşkın varlık bilincidir. Dönemsel olanla organik bağ kurmaz. “Öteki Ben” kantitatiftir sayılara ve nesnelere bağlıdır, toplumsal bir niteliksizliktir. Dönemsel şartların geçici bir ürünüdür bu yüzden kendi başına herhangi bir değer ihtiva etmez, sayıların ve nesnelerin değerini yansıtan bir araç olarak iş görür. Kendini, kendisine hükmedenlerin yahut hükmettiklerinin sayısı, bir “girişimci” olarak başarı ve başarısızlıklar, evin büyüklüğü, arabanın lüksü, makamın itibarı, banka hesabı, otoriteye, güce, paraya yakınlık veya uzaklık, yani sayılar ve şeyler üzerinden ifade eder.

Dikkat et, bu ayrım farazi olabilir diye uyarıyorum kendimi. Sonra da aklıma, insanı id, ego, süper ego diye parçalara ayıran Freud’lar geliyor; “Psikiyatriste gittim”, “Geçmiş olsun, ne derdin varmış?” “Hiç sorma, ben de hem ego hem de süper ego varmış. Bunlar kendi aralarında kavga ederken, olan bana oluyormuş.” “ Oidipus yok muymuş?” “Olmaz olur mu, o da ordaymış.” Saçmalık! İnsan böyle bir şey değil.

Bu düşünceler içindeyken, bir süre öncesine ait bir haber gözüme ilişti; Başkanı olduğu siyasi partinin ismine istinaden ve kötü hemşire Ratched’a nispeten “İyi Hemşire” olarak adlandıracağım siyasetçinin, “Memlekete akıl hastalığı (akıl hastanesi demek istemiştir), milletimize de akıl hastası muamelesi yapılıyor. Guguk Kuşu filmini yaşıyor gibiyiz” diyerek bir analoji yaptığını okuyorum.

İyi Hemşire de çoğumuz gibi Guguk Kuşu filmini, kötü hemşire ve onun kötü adamları ile bir akıl hastanesinde geçen moral bozucu bir hikaye olarak izlemiştir muhtemelen. Ve doğal olarak hastanenin başındaki “kötü hemşireyi” kendisi gibi iyi bir hemşireyle, “kindar” gardiyanları “iyi yürekli” gardiyanlarla değiştirmenin işleri yoluna koyacağını düşünüyor olmalı.

Malum, film Ken Kesey adındaki adamın “One Flew Over the Cuckoo’s Nest” adındaki, metaforik romanından Milos Forman tarafından aynı adla sinemaya adaptasyonudur ve bir bütün olarak sosyal ve siyasal sistemin bir alegorisidir. Roman 1962’de yayınlanmış, 1975’te filme çekilmiştir. Biz de onu ilkin 1981’de izledik. (Tarihler önemli çünkü şu anda içinde bulunduğumuz çağa göre 60’lar, 70’ler ve 80’ler ayrı çağlardır. Eskiden bir yüz yıla bir çağ denmesi normaldi çünkü, ekonomik, sosyal, siyasal herhangi bir dönüşüm en azından yüz yıl gibi bir süre gerekiyordu. Bugün ise on yıl çok uzun bir süre). Guguk Yuvası Akıl Hastanesi’nin, Akıl hastanesi ise ekonomik, sosyal ve siyasal sistemin analojisidir. Belli bir sosyoekonomik sistemde, benimsenen roller, davranışlar, değerlerden oluşan yapının yıkıcı sonuçlarının, semboller, alegoriler ve metaforlar aracılığıyla ortaya konmasıdır.

Aristo, Poetika’da metaforu şöyle izah eder; “Metafor (metaphoria) bir kelimeye, kendi özel anlamının dışında başka bir anlam verilmesidir. Bu da (1) cinsin anlamının türe verilmesi, (2) türün anlamının cinse verilmesi yahut (3) bir türün anlamının bir başka türe verilmesiyle yahut da son olarak (4) analoji itibariyle olur.”

Biz metaforu genellikle Aristo’nun dördüncü olarak belirttiği türe göre kurarız, yani analoji yoluyla. İyi Hemşire de öyle yapmak istemiş. Ne var ki, analoji yahut mecaz, dolaysız (literal) anlamın yerine, dolaylı (sembolik) anlamı yerleştirme işidir ve İyi Hemşire, dolaylı olandan (mecazdan) hareketle, dolaysız (literal) olanı ifade etmekle mecazı ortadan kaldırmış ve bizi gerçekle, yani dolaysız olanla karşı karşıya getirmiştir. İyi Hemşireye borçlu olduğum bu aydınlanma ışığında, Guguk Kuşu filmi derdimi ifade etmeye bir vesile olabilir diye düşünmeye başladım ve bir Guguk Kuşu Filmi İzleme Rehberi yazmaya karar verdim.

Filmi yahut romanı anlatmayı değil, metaforları ve alegorik muhtevası üzerinden derdimi ifade etmeyi; kişilerin üstlendikleri rollerin ekseriyetle onların iradi tercihleri olmadığını ve bu münasebetle de iyi yahut kötü hemşire olmanın kişisel bir tercih ve tavırdan öte bir durum olduğunu ortaya koymayı umuyorum.

Şöyle yapmayı planlıyorum; önce romanın filme yansımamış temel meselesini bir iki ayrı yazıda dile getireceğim. Bu yapılmadan hemşire Ratched, ve McMurphy (Jack Nicholson) anlaşılamaz diye düşünüyorum.

Zira, Ken Kesey, tam da bu yüzden film setinde Milos Forman ile tartışmış ve “bu bir Kızılderili hikayesidir, McMurphy veya Jack Nicholson’un değildir” diye itiraz etmiştir. Hakikaten de romanın anlatıcısı ve gerçek kahramanı Kızılderili Şef’tir. Roman boyunca ruhsal transformasyon yaşayan ve işin sonunda müesses nizama karşı durabilen tek kişi odur çünkü.

Dolayısıyla Guguk Kuşu İzleme Rehberini tamamlamak için en azından dört kısa yazı daha gerekecektir. Göreceğiz bakalım.