Cumhurbaşkanının Tarafsızlığı Çok Ciddi Bir Konudur

Geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının tarafsızlığı konusunda yeni bir tartışma başladı. Konuyu kişilerden bağımsız olarak ele almak ve ciddi, dürüst bir tartışma yürütmek büyük önem taşıyor.

Tarafsızlık konusunun bir numaralı dayanağı, cumhurbaşkanının göreve başlarken andiçmesini düzenleyen anayasa maddesidir. Bu maddeye değinmeden önce bir hatırlatma yapalım. Cumhurbaşkanı seçimini ve andiçmesini düzenleyen maddeler 1961 anayasasında 95. ve 96. maddelerdi. Bu dönemde cumhurbaşkanı TBMM tarafından ve kendi üyeleri arasından seçiliyordu ve görev süresi yedi yıl olup ikinci kez seçilmesi mümkün değildi. 1961 anayasası 1995 ve 2001 yıllarında kapsamlı değişiklikler geçirdi. İlgili maddelerin numaraları değişmekle birlikte içerikleri fazla değişmedi.

Cumhurbaşkanı yine yedi yıl için ve tek dönem görev yapmak üzere TBMM tarafından seçiliyordu, ancak getirilen değişiklikle “kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış” olan TBMM üyeleri veya “bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından” seçiliyordu, yani TBMM dışından seçilmesi olanağı getirilmişti. Andiçme metninde ise hiçbir değişiklik yapılmamıştı.

2007’de yapılan anayasa değişikliği ile aranan nitelikler tamamen aynı tutulmakla birlikte, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ilkesi getirildi. İlgili maddenin (101) başlığı “A. Nitelikleri ve Tarafsızlığı” idi . Görev süresi beş yıl olup en çok iki dönemle sınırlanmıştı. Ancak önemli bir sınırlama daha getirilerek “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer” denmişti. Andiçme metninde ise yine bir değişiklik yapılmamıştı.

2017’de “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” diye sunulan aşırı yetkili başkanlık sistemine geçilirken aranan nitelikler, görev süresi ve iki dönem sınırı aynen tutulmuş, seçilen kişinin partisinden istifası koşulu çıkartılmıştır. Konumuz açısından en önemli noktaya şimdi geldik: Yemin (andiçme metni) yine aynı tutulmuştu! Sistem hayli değişmekle birlikte “…üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma, Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim” ifadesi tarafsızlık konusunun önemini vurguluyordu. Yetkilerin büyük ölçüde bir kişide toplandığı ve o kişinin aynı zamanda bir partinin genel başkanı olduğu durumda, tarafsızlık nasıl olacak veya olması mümkün müdür soruları hayati önem taşıyor. Tarafsızlık nasıl yorumlanacak? Nasıl yorumlanabilir sorusunu tartışmak zorundayız.

16 Ocak 2021 Cumartesi günü AKP’nin yetkili isimlerinden biri bir televizyon programında “fazlasıyla özgün” bir tarafsızlık tanımı yaptı ve şöyle bir örnek verdi: Elazığ ve İzmir depremlerinde cumhurbaşkanı ayırım yapmadı, birinin belediye başkanı AKP’li, diğerininki CHP’li olduğu halde ikisine de hizmet götürdü”. Sanki bunun aksi olabilirmiş, düşünülebilirmiş gibi ! Ayrıca sanki götürülen hizmet belediye başkanına götürülüyormuş gibi. Aynı yetkili, tarafsızlığın herkese eşit hizmet sunmak anlamına geldiğini açıklarken eğitim hizmetini örnek olarak verdi. Şimdi soralım tüm çocuklara ve gençlere eğitim hizmeti verilirken cumhurbaşkanının tarafsız davranması dışında bir seçenek nasıl düşünülebilir? Ama eğitim hizmetinden yararlananlar kadar eğitim hizmetini üretenler ve sunanlar tarafını da düşünelim. Tarafsız bir cumhurbaşkanı nasıl oluyor da, yirmi kadar üniversiteye AKP’den milletvekili olmuş veya aday olup seçilememiş, belediye başkanlığına aday adayı olmuş kişileri atıyor? Nasıl oluyor da , binlerce genç akademisyen hiçbir soruşturmadan geçmeden, savunma hakkını kullanamadan, bazıları mahkemede yargılanıp beraat ettiği halde görevlerinden uzaklaştırılıyor. Burada nasıl bir tarafsızlık var ki?

Tarafsızlık kavramını sadece verilen hizmette tarafsızlık gibi zorlama bir yorumla sınırlamak olanaksız ve anlamsızdır. Bu tartışma kolay kapanmaz. Bu gibi temel sorunları geniş biçimde tartışmalıyız, eğer demokrasiye içtenlikle inanıyorsak.

 

Burhan ŞENATALAR