Çin “kültür” devrimi ya da devrimler üzerine birkaç söz

“Kültür Devrimi” ifadesini, sadece 1966 Çin Devrimi’ni 1949 Çin Devrimi’nden ayırt etmek için kabul ediyorum. Yoksa 1966 Çin Devrimi, “kültür” devrimi değil, bildiğimiz türde devrimlerden biridir.

250 yıl içinde dünyada birçok devrim yaşanmış olmakla birlikte bunlardan en büyükleri şunlardır: 1789 Fransız Devrimi; 1870 Paris Komünü devrimi; 1917 Rus Devrimi; 1936 İspanya Devrimi; 1956 Macar Devrimi; 1949 Çin devrimi; 1960 Küba Devrimi; 1966 Çin Kültür Devrimi; 1968 Avrupa Devrimi (Çekoslovak Baharı da dahil) ve 1978 İran Devrimi.

Bütün bu devrimlerin ortak özelliği aynı zamanda gerçek bir devrimin en belirgin özelliğini de ortaya koyar: İkili iktidar.

Devrim ortaya çıktığı anda, devrimci halk kitleleriyle devrim adına iktidara el koyan güçler arasında bir ikili iktidara yol açar. Halk kitleleri, devrimin verdiği ivmeyle, iktidara devrim adına el koyan güçleri ileriye doğru itekler. Bu, halk kitleleriyle “devrimci” iktidarlar arasında birkaç yıllık bir çekişmeye, itişmeye, hatta çatışmaya yol açar; genellikle de halk kitlelerinin yenilgisiyle ve devrim adına iktidara el koyan güçlerin (Jakobenlerin, Bolşeviklerin, Maocuların, Mollaların) devrimi sona erdirmesiyle son bulur.

Fransız devriminde halk kitleleri ancient rejime son vermiş ve ardından devrimi ileri doğru iteklemiştir. İktidara el koyan Jakobenler, süreç içinde ipleri ele geçirip hem devrimi yapan halk kitlelerini, hem de onların temsilcilerini (Öfkeliler, Hebertistler vb) bastırmış, sonunda kendileri de düzen güçleri tarafından tasfiye edilmiş ve devrim esasen bu şekilde sona ermiştir.

Paris Komünü devriminde devrimci halk kitleleri komünarların şahsında Paris Komünü’nü ilan etmiş ve Paris komünü ile düzenin temsilcisi Versailles rejimi arasında bir ikili iktidar doğmuştur. Sonunda düzen güçleri komünarları Prusya ordusunun da yardımıyla kırımdan geçirerek devrime son vermiştir.

Rus devriminde halk kitleleri Sovyet çevresinde birleşerek geçici hükümetlere karşı bir ikili iktidar yaratmıştır. Sonunda aradan sıyrılan Bolşevikler Sovyeti ele geçirerek ve geçici hükümeti yıkarak ikili iktidara son vermiş ve ikili iktidarın son bulmasıyla birlikte devrimin yerini Bolşevik tek parti iktidarı almıştır.

İspanya devriminde bu ikili iktidar durumu daha da karmaşıktır. Hem Cumhuriyetçilerle Franko güçleri arasında bir ikili iktidar vardır hem de Cumhuriyetçi güçler içinde halk kitleleriyle iktidarcı güçler arasında bir ikili iktidar durumu. Cumhuriyetçilerle Franko güçleri arasındaki çekişme İç Savaşa yol açmış, fakat aynı zamanda Cumhuriyetçi güçler içinde de ikili iktidar çerçevesinde bir tür adı konmamış iç savaş yaşanmıştır. Sovyetler Birliği destekli Komünist Partisi, sağ sosyal demokratlarla işbirliği halinde anarşistleri ve devrimci Marksistleri silah zoruyla bastırınca İç Savaş’ın kaderi de belli olmuş ve Franko güçleri devrimi bastırıp düzenin baskı rejimini kurmuştur.

Macar devrimi, statükonun temsilcisi Komünist Partisiyle halk kitleleri arasında bir ikili iktidar oluşmasına yol açmış, sonunda bu mücadele Sovyet tanklarının müdahalesiyle düzen güçlerinin lehine sonuçlanmıştır.

Çin devrimi, ÇKP’nin önderlik ettiği halk kitleleriyle Çan-Kay Şek’in temsil ettiği kadim rejim arasındaki uzun süreli ikili iktidar durumunun 1949 yılında halk kitleleri lehine sona erdirilmesidir. Ne var ki bu sefer komünist rejimle halk kitleleri arasında bir ikili iktidar durumu doğmuş ve alttan alta işleyen bu süreç, Mao zedung’un halk kitlelerine omuz vermesiyle “Kültür” devrimi şeklinde açığa çıkmıştır. Ne var ki, on yıl süren Çin “Kültür” devrimi Mao’nun yeniden rejime omuz vermesi üzerine halk kitlelerinin yenilgisiyle sonuçlanmıştır.

1968 Avrupa devrimi de bir ikili iktidar durumudur aslında. İşçiler ve gençler ayaklanarak mevcut iktidarlara karşı bir devrimci iktidar odağı yaratmışlar, fakat uzun vadede statüko güçleri tarafından yenilmişlerdir.

Bu genel panoramadan sonra Çin “Kültür” devrimi üzerine bir şeyler söyleyebiliriz.

Bu devrimin kilit şahsiyeti Mao zedung’dur. Mao zedung da, aynı Lenin gibi önce halk kitlelerinin devrimci atılımını körüklemiş, bu süreç belli bir noktaya gelince halk hareketinin safından iktidarın safına geçerek ikili iktidardaki güç dengesini değiştirmiş ve devrim karşıtı güçlerin ağır basmasına yol açmıştır. Tarihte de devrimlerde de bireylerin rolü çok büyüktür.

Bazıları, “Kültür” devriminin aslında parti içi iktidar mücadelesi yüzünden güdümlendiğini, dolayısıyla gerçek bir devrim sayılamayacağını ileri sürmektedir. Ne var ki, o anlamda bakacak olursak, bütün devrimler bir şekilde “güdümlü”dür. Yani en “kendiliğinden” gibi görünen devrimlerde bile güdümlenmenin rolü az değildir ve zaten başka türlü de olamaz. Her sosyal harekette bir “muharrik” olması kaçınılmazdır. Mao zedung gerçekten de “Kültür” devrimini ÇKP içinde iplerin elinden kaçtığı bir aşamada güdümlemiş olabilir. Evet ama bir de şöyle düşünelim: ÇKP iktidarının baskısı altında olan hoşnutsuz halk kitleleri zaten devrimci bir birikim içindeydi ve iktidar mücadelesi sonucunda yollarının bir an için açıldığını görerek bu fırsatı değerlendirip ileri atılmışlardır. Devrimler daima bir takım fırsatlar sonucu ortaya çıkar. Paris Komünü Prusya ile savaşı, Rus Devrimi Almanya ile savaşı fırsat bilerek patlamıştır.

“Kültür devrimi” kavramı üzerinde de durmamız gerekiyor. Bu adı kim vermiştir? Sanırım ÇKP iktidarı altında ÇKP’yi hedef alan bir devrim olduğundan, bir komünist partisine karşı devrim yapılamayacağı mantığıyla ve kendisi de bu partinin kurucusu ve lideri olduğundan Mao, işin kültürel yönünü vurgulayarak bunun bir iktidar mücadelesi olduğunu gölgelemek istemiş ve halkın eline “tehlikeli silahlar” vermekten kaçınmıştır. Yani aslında bu bir düzen içi saptırmadır. Aslında ayaklanan halk kitleleri bir kültürel değişim değil, düzen değişikliği istiyorlardı.

“Kültür Devrimi”ndeki bir takım barbarca uygulamalardan, cinayetlerden, kitlelerin baskısından söz ediliyor. Doğrudur. Bunların hepsinin olduğu kesin. Evet ama sanki örneğin İspanya Devrimi’nde az vahşet mi olmuştur? Sırf din adamı diye insanları öldürmek türü uygulamalar az değildir. Ya da Macar devriminde sırf komünist rejimin polis örgütü AVH mensubu olduğu için insanlar kurşuna dizilebilmiştir. Örnekleri özellikle, fazlasıyla taraftarı olduğum iki devrimden verdim.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları