Birlikte yaşama kültürü


Tarih bizim gibi doğu toplumlarında bir bilim dalı olarak hiçbir zaman ele alınmadı. Olgular, kanıtlar üzerinden geçmişin bilinmesini hedeflemedi.

Kanıtlar, belgeler üzerinden geçmişin acılarından öğrenmeyi hedeflemedi. Geçmişin hataları, eksikleri ve/veya varsa doğrularının bugün için yol gösterici olması için öğrenilmesi gereken bir bilim dalı olarak hiç görülmedi.

Tarih daha çok masal tadında, söylencelerle iç içe anlatılan, okutulan bir yudumda içilen vicdan körlüğüne neden olan milliyetçilik iksiri üretilen bir araca dönüştürüldü.

Bu iksiri içen herkes kendiden farklı olanı düşman görmeye, uzağında durmayı temel bir refleks olarak benimsedi. Kendi körlüğünü topluma yaymaya çalıştı.

Milliyetçilik iksirinin ruhsal olarak sağlıklı kalmanın en büyük engeli olduğu görülmedi, gömlek istenmedi.

O iksiri içen, dört bir yanını düşmana kaptırdığının kâbuslarını görmeye başladı. Korktu, korkular üretti.

Bu iksirden bir yudum alanın kendinden farklı olanın acılarını görmesi mümkün değildir.

O, kendini her koşulda mağdur göstermeye, kırılan tırnağı için günlerce ağlamayı erdemmiş gibi göstermeye olanak veren bir iksirdir.

Bu her koşulda kendi yaşadığı acıları abartan, başkalarının yaşadıklarını küçümseyen, yok sayıp inkâr eden yaklaşım, birlikte yaşma kültürünü ortadan kaldırır, kaldırdı.

 

Hasan KAYA

27 Nisan 2014 Pazar