Aralık Ayının Sarı Yeleklileri 

(9 ARALIK 1967 ve 24-30 ARALIK 1968 İZMİT-İSTANBUL)

Fransa’daki sosyal patlama ile ilgili bizim penguen basından yola çıkan bir şeyler yazmak eğlenceli olurdu. Polisin göstericilere “sert müdahalesi”ni eleştireni mi ararsınız, Fransa’ya muhabir gönderip sorumlu gazetecilik yapanını mı… Arkadaş siz Sarı Yelekli’nin teyzekızı Kırmızılı Kadın’la hala oğlu Duran Adam için ortalığı birbirine katmadınız mı? Sahi Mehmet Ali Alabora Fransa’ya geçmiş olmasın? Kesin Fransa’daki olayların arkasında da o vardır. Fransa’daki olayların arkasında Almanya’dan para alan Paris Kültür Derneği var diyorlar! Diyenin yalancısıyım.

Bugün bu konuyu makaraya almayacağım. Malzeme birikedursun hele! Bugün 1967 ve 1968’in Türkiye’deki Sarı Yeleklilerinden bir iki örnek yazayım istedim size. İlki 9 Aralık 1967’de Ankara’da Düzenlenen NATO’ya Hayır Mitingi. Diğeri de ertesi yıl Montaj Sanayi ve Ortak Pazar’a Hayır Haftası etkinlikleri içerisinde İzmit’ten başlayan ve 30 Aralık’ta İstanbul’da sonlanan uzun yürüyüş.

Aralık 1967’nin Ankaralı Sarı Yeleklileri: NATO’ya Hayır Mitingi

NATO 1949’da kurulduğunda, teşkilatın kuruluşu ile ilgili olarak kurucu ülkelerin imzaladıkları metnin 13 ve 14. Maddeleri şöyleydi:

Madde 12 – Antlaşma 10 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra, ya da daha sonra herhangi bir tarihte, Taraflar, içlerinden herhangi birinden talep geldiği takdirde, Kuzey Atlantik Bölgesinde barış ve güvenliği etkileyen faktörleri ve BM Yasası uyarınca uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla yapılan evrensel ve bölgesel düzenlemeleri göz önüne alarak, Antlaşmanın gözden geçirilmesi amacıyla görüşmelerde bulunacaklardır.

Madde 13 – Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf, ayrılma bildirimini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir. ABD Hükümeti aldığı her ayrılma bildiriminden tüm Tarafları haberdar edecektir.

  1. Madde’nin altını çizdiği süre 1960’ların sonlarında dolmaktaydı ve üye ülkelerin üyelik ile ilgili kararlarını (tabii ki 1952’de NATO’ya kabul edilen Türkiye’nin de) en geç 4 Nisan 1968’e kadar kesinleştirmeleri gerekiyordu. Tabii bu da 1967’nin sonlarına gelindiğinde NATO ile ilgili olarak verilecek karara dair iç politik tartışmaları da hızlandırmıştı. Hızlandırmıştı dediysem, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Türkiye solunun tavrı gayet netti: NATO’ya hayır. Sağın da tavrı netti. NATO’ya Destek. Yine her zaman olduğu gibi bir CHP içinde çalkalanmalar vardı (!) Abdi İpekçi, Milliyetteki köşesinde (13.12.1967) yayınlanan NATO ve CHP makalesinde de bunu ele alıyor.

İste tam da bu günlerde Ankara’daki üniversite gençliği, NATO’ya Hayır mitingi ile siyasal tartışmalara dâhil oldu.  Bir gün önce 8 Aralık’ta basın toplantısı düzenleyen düzenleyiciler, yarın düzenleyecekleri miting ile ilgili bilgi verirken, Bu mitingin Ankara ile sınırlı kalmayacağını, tüm yurda, köylere kadar yayılacağını, bu yönde imza kampanyası da düzenlemeyeceğini belirtirler.

Ertesi gün, birçok öğrenci derneğinin iştirakiyle Tandoğan Meydanı’nda (şimdi Anadolu oldu adı) düzenlenen miting de öğrenciler NATO’nun Kıbrıs sorununda Türkiye’yi yanız bıraktığını ve bir savaş halinde NATO’nun Türkiye’yi topun ağzına koyduğunu belirtmişlerdir.  Mehmet Ali Yılmaz’ın Ana Fikir dergisindeki Türkiye’nin Demokratikleşme Ya Da Gericileşme Süreci IV makalesinde belirttiği gibi, “Devrimci gençler, NATO’ya karşı “Tam Bağımsız Türkiye” şiarı kapsamıyla hafta düzenlerken sağcılar ise “dincilik-milliyetçilik” adına bu gençlere saldırıyorlardı. Bu hafta kapsamında devrimci gençlerden Çetin Uygur ve bir grup arkadaşı Çarşıkapı’da yazılama yaparken; sağcı İlim Yayma Cemiyeti Talebe Yurdu’ndan çıkan 40 kadar öğrenci, “Akşamdan beri sizi bekliyoruz, Satılmışlar, komünistler neredesiniz?” şeklinde bağırarak taş ve sopalarla saldırıya geçmişlerdir. Polis her zaman yaptığı gibi saldıran gericileri değil, saldırıya uğrayan devrimci gençleri gözaltına almıştır.”

Aralık 1968 İstanbul’un Sarı Yeleklileri: Montaj Sanayi ve Ortak Pazar’a Hayır Haftası

Montaj Sanayi ve Ortak Pazara Hayır haftası 1968’in son haftasında düzenlenir.   47 örgütün inisiyatifi ile düzenlenen etkinliklerde 24 Aralık’ta İzmit’ten başlayan 30’unda İstanbul’da sona eren bir yürüyüş de gerçekleştirilir.  Örgütler, Ortak Pazar’a (Bugünün Avrupa Birliği) girilmesi halinde Türkiye’nin yaşayacağı sorunları dile getirerek şöyle bir bildiri kaleme alılar. Etkinliklerin liderlerinden Harun Karadeniz’e, onun Olaylı Yıllar ve Gençlik (1975) kitabına bırakayım. “Montaj sanayini önce birçok kaynaktan inceledik. O günlerde pek aktüel olan Türkiye’nin Ortak Pazara girişini de ele aldık. Türkiye’nin Ortak Pazara giriş şartları pek lehimize görünmüyordu… Bu durumda henüz bitmemiş olan görüşmeleri biraz da olsa etkilemek mümkündü. Yaptığımız değerlendirmede o şartlarla Ortak Pazara girilmemesi gerektiği kanısına vardık. Ortak Pazar sorununu montaj sanayi ile birleştirip, 24-30 Aralık 1968’i «Montaj Sanayi ve Ortak Pazara Hayır» haftası olarak ilan ettik. Bu hafta boyunca basın toplantısı, konferans, resim sergisi ve Izmit-lstanbul arasında montaj sanayini protesto yürüyüşü düzenledik. Çıta ve bezden yaptığımız büyük bir atı yakarak montaj sanayi haftasını başlattık. Bu atın espirisi, montaj sanayinin bir «Truva Atı»na benzetilişinden geliyordu. Bir diğer yönden ise, Türkiye’deki montaj sanayinin savunuculuğunu yapan siyasi partinin ambleminin «at» oluşu idi. Yakılan Truva Atı beyaz bezden hazırlanmıştı. Montaj sanayini hicveden bir karikatür sergisi açtık. Bu sergiye çoğu profesyonel karikatüristler katılmıştı. Daha sonra montaj sanayine karşı yayınlanan broşürde bu karikatürlerin çoğu kullanıldı. Montaj sanayine karşı güçlü eylem koymak düşüncesiyle, İzmit İstanbul yürüyüşünü düzenlemiştik. Yürüyüşün bu arada yapılmasının nedeni montaj sanayinin en yoğun olduğu bölgenin burası oluşu idi. İzmit’ten İstanbul’a yürünmesi ise, yürüyüş sonucunda miting yapılması içindi. Montaj sanayi eylemi örgüt içinde farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu eyleme gelinceye kadar bütün yönetim kurulu birlikte hareket ediyordu.”

Harun KARADENİZ

Harun Karadeniz ve arkadaşlarının Montaj sanayi eylemi sırasında halka dağıttığımız bildiri şöyleydi:

“24-30 Aralık MONTAJ SANAYİ VE ORTAK PAZARA HAYIR HAFTASI. Vatandaş, Bizde büyük fabrikalar yok. Bizdeki fabrikaların makinelerini yapan fabrikalar dışarda. Almanya’da İngiltere’de, Amerika’da büyük fabrikalar. Yani Türkiye’deki fabrikaların kökü dışarda. Bizdeki fabrikalar, soyguncu memleketlerdeki fabrikaların ilavesi. Büyük fabrikaların sahipleri bizi daha iyi soyabilmek için Türkiye’ye montaj atölyeleri kuruyorlar. Montaj atölyesi diyoruz çünkü Türkiye’deki fabrikalar dışardan gelen birkaç çeşit malı bir araya getirir. Bu birleşme işine montaj denir. Birkaç çeşit malı birleştiren binalar fabrika değil, atölyedir. Mesela lastik fabrikası derler adına, lastiği burada yapar. Fakat lastik için gerekli kauçuk dışardan gelir. Otomobil fabrikası derler, bilin her kıymetli parçası dışardan gelir. B” bu parçalar birbirine eklenir. Gazoz fabrikası derler, gazozun özü dışardan gelir. Türkiye’de terkos suyuyla gazoz özü birleştirilir. Boya fabrikası derler, renk maddesi dışardan gelir. Kısaca bizdeki sanayi dışarıya muhtaç, muhtaç da değil, dışarıya bağlı bir sanayidir. SOYGUN Bizdeki bu fabrikaları kuranlar da doğrudan yabancı soyguncular (yani yabancı sermaye) yahutta yabancı soyguncuların işbirlikçileri. Kökü dışarda fabrikaları kuruyorlar Türkiye’de. Sonra soy soyabildiğin kadar. Soygunun nasıl olduğunu görmek için bir örnek üzerinde düşünelim. Diyelim ki, Almanya’ da bir otobüs fabrikası var. Bu fabrikanın dertlerinin başında yaptığı otobüsü satmak gelir. O fabrika için, otobüsünü satacağı bir pazardır Türkiye. İşin birazını Türkiye’de yapmak için bir otobüs montaj fabrikası kurursa, Türkiye’de yapılan (gerçekte monte edilen) otobüs Türkiye piyasasına kolay hâkim olur. Bunun için kanunlarımız da müsaittir. Dışardan otobüs almayız içerdeki tutunsun diye Türkiye piyasasına hâkim olan fabrikanın pazar derdi (satış derdi) ortadan kalkar. TÜRKİYE’DE İNSAN EMEĞİ UCUZDUR Almanya’daki fabrikada, sahibinin bir derdi de otobüsü ucuza çıkarmaktır. Bunun bir yolu da işçiye az ücret vermektir. İşçiye az ücret verirse otobüsü ucuza çıkar, öte yandan Almanya’da işçi ücreti yüksek, Türkiye’deki işçi ücreti düşüktür. Ve otobüs yapma işinin birazı ancak Almanya’daki fabrikalarda olur. Mesela motor. Fakat motoru, şasiye takma işi Türkiye’de de yapılabilir. Bu durumda patron, işini ucuz yerde yaptırmak isteyecektir. İşçinin ücretinin düşük olduğu yer Türkiye’dir. O halde motoru şasiye takma işini Türkiye’de yaptırır. Kısaca Türkiye’de insan emeği ucuzdur. Bir otobüsü yapmak için Türkiye’de yapılması mümkün işleri batılı soyguncular Türkiye’de yaptırmak yani ucuz ücretle Türk işçisi çalıştırmak için Türkiye’de montaj fabrikaları kurmaktadır. Yoksa bizim kara gözümüz için değil. İşçiyi ucuza çalıştırıp Türkiye’yi pazar yapıp bizi soymak için geliyorlar. «ONLAR ORTAK BİZ PAZAR» İŞTE SİZE ORTAK PAZAR Günümüzde soygun; kanun, nizam, anlaşma yoluyla yapılır. Avrupa devletleri (Fransa, Almanya, Belçika, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda) kendi aralarında bir ortaklık bir birlik kurmuşlar. Adına da «Avrupa Ekonomi Topluluğu» (Yani Ortak Pazar) demişler. Kısaca Avrupa devletleri kendi aralarında bir ortaklık kurmuşlar. Ve sonra başlamışlar mallarını pahalı, pahalı satacakları pazarlar aramaya. Bir Ortak Pazara girersek ne olur, olsa olsa ortak devletlerin pazarı oluruz. Çünkü Ortak Pazara girince: 1 — GÜMRÜK DUVARLARI KALKACAK. Gümrük duvarları kalkınca Avrupa sanayinin ürünleri Türkiye’ye gümrüksüz girecek, o zaman bizim yerli sanayiimiz çökecek. Çünkü bizim yerli sanayiimiz Avrupa sanayisiyle rekabet edemez, ezilir gider. 2 — SERBEST SERMAYE DOLAŞIMI OLACAK Yani Avrupalı patronlar daha rahat bir biçimde Türkiye’ye sermaye getirip götürecek, yani Türkiye tam bir pazar olacak. O zaman bizim yerli sermayemiz tamamen batacak. 3 — TÜRK PARASI BAĞIMSIZLIĞINI YİTİRECEK. Çünkü batılı patronlar diledikleri zaman Türkiye’ye bol sermaye getirip Türk parasının değerini düşürecekler. 4 — Ortak Pazar girerek ortakların pazarı olan TÜRKİYE EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞINI TAMAMEN YİTİRECEKTİR, önemli yatırımları, yabancılar planlayıp yapacaklar. Elbette ki kendi çıkarları için planlar yapıp uygulayacaklar. Kısaca Ortak Pazara girmek Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını tamamen yitirerek ortaklara pazar olması yani Türkiye’nin intihar etmesidir.”

Ha bu arada sağ ne mi yapıyordu? 30 Aralık 1968’de Ülkücüler Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’ni silahla basar, 20 öğrenciyi yaralarlar. Ertesi gün de SBF’ye ve Basın Yayın Yüksek Okulu’na saldırırlar.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları