AKP’nin taşradaki ayak oyunları

Geçenlerde Bismil’deydim. HDP ile söyleşide bulunmak istedim. Sağ olsun kırmadılar. Bismil ilçesinde, köylerinde, çevre illerde ve Türkiye genelinde olup bitenler hakkında bizleri bilgilendirdiler. Merak edenler için şunu söylemeliyim ki, HDP dâhil, hiçbir siyasi parti, dernek ve kuruluşla veya örgütlerle ilişkim yoktur. Ancak bu coğrafyada halkımıza yapılan zulüm, baskı, şiddet ve katliama karşı sessiz kalmak da mümkün değildir. Çoğu zaman PKK bahane gösterilerek sivil halka yapılan baskı ve şiddeti dile getirmeye çalışan gazeteci, yazar, memur ve halk kesiminin muhalefetini bahane göstererek Fetö örgütü ile veya PKK ile ilişkilendirerek seslerinin kıstırıldığını bilmeyen yoktur. Daha dün Ayşe Öğretmen’in “çocuklar ölmesin” söylemini PKK ile ilişkilendirerek 6 aylık bebeği ile hapis cezasına çarptırmanın da hukuki hiçbir dayanağı yoktur. Yargı tamamen AKP’nin emrine girmiştir. Buna benzer uygulamaları 1922 tarihinde İtalya’da, 1933 yılında Almanya’da, 1939 yılında İspanya’da, 1949 yılında Endonezya’da, 1973 te Şili’de ve değişik tarihlerde gerek Ortadoğu, ülkelerinde ve gerekse Afrika ile Latin Amerika ve Uzakdoğu ülkelerinde görüyoruz.      

Günümüzde HDP, diğer sistem partileri gibi bir siyasi kimliğe sahiptir. Sistem partisi olduğu halde Türkiye’de sadece Kürtlerin değil, tüm halkların ve ezilenlerin sözcüsü olduğunu savunmaktadır. Amacı OHAL koşullarına rağmen sesi kısıtlanan toplumun, toplumsal muhalefeti örgütlenmesinde öncülük etmektir. Bu kimliği ile ülkedeki sol ve sosyalist kesimlerin de desteğini alarak bir ilke imza atmaktır. Baskın seçim kararı sonrasında kendisini toparlamayan ÖDP seçmenini serbest bırakma kararını aldı. TKP ise geçersiz oy kullanacağını ilan etti. Bu eylem hiç şüphesiz ki “ne yaparlarsa yapsınlar, bana ne” dercesine revizyonist kimlik bunalımından öteye gidememektir. Kısır döngü içinde bilerek ya da bilmeyerek mevcut otokrasinin devamına icazet vermektir.

Sosyalistler, parlamentarizmin bir burjuva sistemi olduğunu bilir. Bugün yapılacak seçimlerde halkın % 90’nına yakın katılımı olacaktır. Ezilenler, kendilerini sömürenleri seçecektir her zamanki gibi… Ancak şurası unutulmamalıdır ki, her ilerici hareket bir önceki geçmiş işleve göre devrimci bir eylemdir. Emekçilerin ve işçi sınıfının üzerindeki baskı devam etmektedir. İşçilerin örgütlenme serbestliği, grev, toplu sözleşme gibi demokratik haklarına kelepçe vurulmuştur. Cinayet gibi iş kazaları ile dünyanın sayılı ülkeleri arasındaki derecelendirmede yerimizi aldık. AKP-MHP üçüncü milliyetçi cephesi, ekonominin bütün sıkıntısını emekçi kitlelerin omuzlarına yıkmıştır. Bu olup bitenlere karşı biraz daha demokratik talep vaatleriyle gelen partileri desteklemek de ilerici bir harekettir. Çünkü burjuva parlamentosu henüz işlevini bitirmemiştir ki boykot edilsin…

8 Mayıs 2018 günü Bismil’deydim. Yağmurlar 7-13 Mayıs tarihlerinde kesintisiz yağdı. Güneşin ilk çıktığı ertesi gün 14 Mayıs’ta HDP ilçe merkezini ziyaret ettik. Ben ve teşkilatla yakından ilgili Sayın İlhan Tunç ile birlikte sohbet ettik. Partinin tüm kurulları kadın kolları ile birlikte gayet açık yüreklilikle gündem ile ilgili açıklama yaptılar. Bu açık yürekliliklerinden dolayı kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum.

HDP ilçe eş başkanı Sayın Refai Baran, 7 Haziran 2015 seçimleriyle ilgili görüşlerini açıklarken istatistiki bilgileri adeta aklında tutmuş gibiydi. “Biliyorsunuz HDP % 13,07’lik oy oranı ile AKP’nin saltanatına son vermişti. 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç’ta yapılan provokasyon sonrasında 33 gencimiz katledildi, yüzden fazlası da yaralandı. 15 Kasım 2015 Nusaybin olayları, 6-7 Eylül tarihlerinde yaşanan ve sonraki tarihlerde devam eden Cizre olayları, 28 Kasım 2015 tarihinde Tahir Elçi’nin devlet tarafından öldürülmesi, ardından 2 Aralık 2015 tarihinde başlayan Sur olayları ile ilgili Sur’a donanımlı bir ordunun gönderilmesi, 103 gün süren katliam sonrasında sayıları net olarak bilinmemekle birlikte 73 kişinin cenazesinin kaldırılması, 71 güvenlik görevlisinin kaybı ki bunların tamamı halk çocuğuydu. Aralarında vekil, bakan ve üst düzey yetkililerin, paşaların çocukları yoktu. 1.312 yapının o an için yerle bir edilmesi, 7 bin yıllık tarihi geçmişe sahip UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan bir dünya harikasının haritadan silinmesi ve ardından yandaş inşaat sahiplerine ihalelerin verilmesi gibi toplu katliamlar ve ahlak dışı ilişkilerin yaşanması ile Erdoğan’ın Kürt halkına bakışını göstermiştir. Bunların dışında Derik, Silvan, Bismil, Lice, Şırnak, Silopi, Yüksekova, Hakkari ve adını sayamadığım birçok yerleşim birimlerinde uygulanan sokağa çıkma yasağı, sivil katliamları, bakanların ve vekillerin polis ve jandarma tarafından engellenmesi, sistematik bir şekilde devletin cinayet işlemesi bize 1996’lardaki faili meçhul cinayetleri hatırlattı. Bunlar unutulacak gibi değil. Türkiye metropollerinde milliyetçiler, Kürtler katledildiği için seviniyor, Kemalist ulusalcılar da Erdoğan’a destek veriyordu. Tıpkı Zilan Deresi, Koçgiri, Dersim ve son yıllarda Roboski katliamları birer insanlık utancı gibi yaşatıldı. Kaldı ki bunların dışında irili ufaklı diğer katliamları saymıyorum bile… Bunların hiçbirinin unutulması mümkün değil. Tarih boyunca bu tür insanlık ayıpları nesilden nesile geçecektir. 74 yaşındaki Mehmet Erdoğan’ın, henüz yeni evli Hacı Lokman’ın trajedilerini kimse unutmadı. Cizre’de cesetlerini buzdolabında haftalarca bekleten, evleri üzerlerine yıkılarak, enkazları kendilerine mezar olanları unutmadık. Kobanê gösterilerinde, IŞİD’e yapılan yardımları sırf protesto etmek ve Türk Askeri’nin olası bir Kobanê operasyonuna kalkışmasını engellemek amaçlı yapılan sivil gösterilerde 102 sivilin göz göre göre katledilmesini unutmadık, 20 Aralık 2015 tarihinde öldürülen ve cesedi haftalarca sokak ortasında bekletilen 11 Çocuk annesi yaşlı Taybet İnan’ı unutmadık,” dedi.

Bismil Belediyesi HDP tarafından yönetilirken hiçbir borcu yokmuş. Söylemlere göre belediyenin yaklaşık 5.000.000 TL’si varmış. Bugün Kayyum tarafından talan edilmiş ve belediye borç batağına saplanmış durumda olduğunu bilmeyen yoktur.  

İlçe eş başkanı Refai Baran, Aydın ve ileri görüşlü, insana insan olduğu için değer veren bir din görevlisiydi. Kürtçe hutbe okuduğu gerekçesiyle KHK ile görevinden alınmıştı. 15 Temmuz tartışmalı darbe sonrasında tüm HDP’lilere Ana Muhalefet Partisi’nin desteğiyle yapılan keyfi tutuklamalardan kendisi de nasibini almış. Tam beş kez tutuklanmış, sonra serbest bırakılmıştı. Bir defasında yine ilçe hakimi tarafından tutuklanmış. Hakimin bir tanıdığı hakime sormuş, “bunun suçu neydi” diye, hakim de “Diyarbakır Emniyet müdürü öyle istedi, ben de tutukladım,” demiş. Bu söylem eğer doğruysa, Türkiye’deki polis teşkilâtının devletin değil, AKP’nin emrine amade paramiliter bir güç olmaya doğru gittiğinin ve yargının özellikle taşrada nasıl işlediğinin bir utanç belgesi olsa gerek.

HDP’li belediye başkan ve görevlilerinin güzel projeleri olduğunu söyledi eş başkan. “Kent merkezinde birkaç park ile ilçe otobüs terminali yapılacaktı. Diyarbakır Valisi ile Bismil Kaymakamı izin vermedi. Bugün belediyenin başında kaymakam kayyum olarak atandı. HDP’nin  projelerini belediyeyi borç batağına sokarak kendisi yapmak istiyor,” dedi.

Bugün itibariyle belediyede görev yapan ve emekliliği gelen tüm kadrolar, kayyum tarafından işlerine son verildi. Belediyede uzun yıllar çalışmış kişiler dahil. Hiç birinin görüşüne başvurmadan. Onların yerine atananların tamamı AKP ilçe başkanı listesinde yer alan kişilerdir. Bu olup bitenler, ister istemez merhum Tevfik Fikret’in “Han-ı İştiha” şiirini akla getiriyor.

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Sandık kurulunda 16 Nisan Referandumunda Bismil Akpınar Mahallesi Mehmetçik Ortaokulunda 1013 no.lu sandıkta görev yapan İlhan Tunç’un anlattıkları da devlet-AKP bütünleşmesinin bir belgesidir. “Özel Harekât timleri sandıklara bir metre mesafede silahlarıyla odaların içinde dolaşıyordu. Erdoğan tam anlamıyla bir korku imparatorluğunu yaratmıştı. Bu seçimlerde yaşlı bir bayan geldi. Okuma yazması yoktu. Oyunu kullanmak için bizden yardım istedi. Sandık başkanı ve diğer sandık görevlileri, bayana evet ve hayır’ın yerini gösterdiler ve çıktılar. O arada ilçe seçim kurulu başkanı ilçe hakimi (henüz tüyleri yeni terlemiş) geldi. Müdahalede bulundu. Bizden yardım istedi biz de evet ve hayır’ın yerini göstererek odadan çıktık. Yaşlı bayan kendi iradesiyle oy kullanmış, nasıl kullanmış bilmiyoruz,” dedik. Genç hakim, sandık başkanı ile ilgili tutanak tutacağını söyledi. Sandık görevlisi bayan öğretmen, “ortak aldığımız bir karardı, başkanın bir suçu yok,” dedi. Genç hakim, bayana ağıza alınmayacak birtakım laflar söyleyerek “siz bunları gö…ünüzden mi uyduruyorsunuz!!” şeklinde tehditler ve küfürler savurarak, çıktı; çıkarken de “hakkınızda tutanak tutacağım, benden habersiz sandık açamazsınız,” diyerek tehdit etti.  Sandıklar saat 17.00’de kapatıldı. Tüm sandıklarda sayım işlemi başladı. Polis,1013 no.lu sandığın başında bekledi ve “açamazsınız” dedi. Saat 18.30 da ilçe hakimi, kaymakam ile birlikte gelerek sayım yaptılar.

Bu hakim ne yazık ki hala ilçe seçim kurulu  olarak görev yapıyor.   

Eş başkan şöyle devam etti: “2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demirtaş’ın aldığı % 9,76’lık oy oranı ile tarihi gidişata yeni bir halka eklenmiş oldu. Biraz önce bahsettiğim gibi  7 Haziran 2015’te % 13,07’lik oy oranı ile HDP, AKP’nin saltanatına son verdi. Ancak muktedir zat, aldığı erken seçim kararı sonrasında HDP’nin oyları 1 Kasım 2015 seçimlerinde  % 10,76’ya düştü.”

“Afrin harekâtı  da hiç şüphesiz ki bölgede yaşayan insanlarımızı yıldırmak, ürkütmek ve korku  imparatorluğunu idame ettirmek içindir. Gerek 1 Kasım 2015 seçimlerinde olsun ve gerekse 16 Nisan 2017 referandumunda olsun, valiler, ilçe ilçe, köy, köy dolaşarak AKP için oy istediler. AKP, çoğunluk sağlamadığı takdirde ilçe mahallelerine ve köylere yol, su ve diğer altyapı hizmetlerini yapmayacağını söylediler. Valinin gezisi bittikten sonra sırada ilçe kaymakamları AKP için oy istediler. Bazı bölgelerden gelen haberlerde de devreye askerler, AKP için çalışmış,” dedi.

Yönetim Kurulundan Habip Akıncı’nın verdi bilgiler, uygulamaların biraz daha ilginç hale geldiğini göstermiştir. “Şu anda yapıldığı gibi, o tarihlerde de her hafta muhtarlar kaymakamlık binasında toplatılır, kaymakamın her seferinde işi çıkar il merkezine gider, onun yerine AKP ilçe başkanı kaymakam vekili olarak, toplantıyı yönetir, Muhtarlara gözdağı verir. Ayrıca yaşlı ve sakatlara devlet bütçesinden seçim yatırımı amaçlı nafaka dağıtılır. Bu para olduğu gibi, gıda, doktor, ilaç, ev temizliği ve yemek siparişleri şeklinde de olabiliyor. Ardından AKP’ye oy vermesi için o kişilerden söz alınır. Bizde söz namustur. Sonucu iyi de olsa, kötü de olsa o söz mutlaka yerine getirilir. AKP ilçe başkanlığı  İş ve işçi bulma kurumu olmuş. İş ve İşçi Bulma Kurumu kendi kapısına kilit vurmuş, AKP’de ilçe başkanına her şeyini devletmiş,” dedi.

Habip Akıncı şöyle devam etti: “Kürt illerinde olduğu gibi Bismil’in köy ve mahallelerinde öz yönetim biçimi denen yönetim sisteminde her köy ve her mahalle için meclisler kuruldu. Bu yönetim HDP tarafından atama yoluyla yapılmadı. İlgili mahalle veya köy kendi içinde bir mahalle meclisi ve köy meclisi oluşturdu. Bir mahalle meclisi, 1 başkan ile 9 asil ve  4 yedek üyeden oluşur. 15 Temmuz tartışmalı darbe girişimi sonrasında tüm mahalle temsilcileri tutuklandı. KHK ile tüm mahallelerdeki temsilciliklerine kilit vuruldu. Evrak ve defterlerine el konuldu. Adı geçen kim varsa tutuklandı. MHP’li Devlet Bahçeli’nin şiddetle karşı çıktığı bu öz yönetim biçimine bugün AKP, kopyala, yapıştır misali sahip çıkmıştır. Seçim yerine atama devreye girmiş. Mahalle temsilcisi aynı sayıdaki başkanı ve üyeler bu kez AKP tarafından atanmaktadır. Mahalle muhtarı da bu temsilcilikte zorunlu olarak görev yapmaktadır. İlçe kaymakamlığı, bugün muhtarlar ve imamlar üzerinde aşırı baskı uyguluyor,” dedi.

İlçe eş başkanı Sayın Refai Baran, “2018 baskın seçimlerinde Kemalist sol ile sağcı partilerin ittifak yaptıklarını, HDP’nin ittifak dışına itildiğini” söyledi. Ve devam etti “Her zaman olduğu gibi CHP, İttihat ve Terakkiden gelen geleneği ve Kemalist duruşu ile Kürt düşmanlığı kimliğini öne çıkardı. HDP kapatılsın, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere etkin muhalefet yapanların tutuklanması ve vekilliklerinin düşürülmesi amacıyla AKP’ye yardımcı oldu. Afrin müdahalesinde de CHP, sömürgeci ideolojisini ön plana çıkartarak askeri harekâta destek verdi. Tıpkı bir zamanlar Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ile ilgili mecliste uyguladığı ikiyüzlü politika gibi…”

Sonra devam etti: “İttifaklara gelince HÜDA-PAR, gerek 1 Kasım  2015 seçimlerinde olsun ve gerekse 2017 Cumhurbaşkanlığı referandumunda olsun, sandıklarda AKP’nin jandarmalığını yaptı. HÜDA-PAR, Tayyip Erdoğan’ın Kürt halkı üzerinde yaydığı korku imparatorluğunun tetikçiliğini yaptı. Yoksa 1 Kasım seçimlerinde ve referandumda AKP, bunca oyu almazdı Kürdistan’da… Bugün Kürdistan coğrafyasında mevcut siyasi parti ve örgütler kendi aralarında anlaşamadıkları için HDP ile ittifak kurdukları söylenen AZADİ Hareketi, Kürdistan Demokrat Partisi –Kuzey (KDP-Bakur), Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) gibi parti ve örgütlerin destekleyip desteklemedikleri tam olarak bilinmemektedir. Önceleri  ittifak kurulması ile ilgili bazı söylentiler çıktı,  ancak genel merkezin böyle bir ittifakın olmadığı şeklinde bazı haberler dolaştı. Genel merkezin bu konuda açıklama yapmasını bekliyoruz. Bunun dışında HÜDA-PAR’ın, bu seçimlerde ittifak yapmasına da genel merkezin pek sıcak bakmadığını biliyoruz.”

Sayın Refai Baran, sözlerini şöyle bitirdi. “İkinci tur seçimlerinde eğer Muharrem İnce ve Tayyip Erdoğan kalırsa, benim oyum Muharrem İnce’yedir. Eğer, Kürt katili olduğu tescil edilen Meral Akşener ile Tayyip Erdoğan kalırsa, oyum Akşener’edir. Çünkü onlar biliyor ki, Kürtler desteğini çektikleri anda birer hiç olurlar. Bu seçimde oyumuzu şeytana verir, yine de Erdoğan’a vermeyiz. Çünkü Erdoğan, istikrarlı bir politikacı değil, tek adam diktatörlüğüne özenen biridir. Otokrat’tır. Kürdistan’da çok büyük katliamlar yaptı. Diğerleri ise birazcık olsun demokrasi ilgili söylemlerde bulunabiliyorlar.”

Bölge halkıyla yaptığımız görüşmelerde devletin, AKP’nin, diğer siyasi partilerin, Türk Kamuoyunun HDP’ye haksızlık ve zulüm yaptığını, seçimlerde bunun karşılığının verileceği kanısı yaygındır. AKP, bölgede genellikle ağa ve fabrikatörler ve benzeri gibi egemen çevrelerin desteğini aldığı, bunun karşılığında bu çevrelerin devletten destek ve mali yardım aldıkları inancı mevcuttur. AKP’nin Kürt düşmanı diğer faşist parti olan MHP ile ittifak kurarak, Kürt diyarında cinayetler işlediği kanısı hâkimdir. Anketçilerin yaptığı kamuoyu araştırmalarında kendilerine herhangi bir zarar gelmesin diye kararsız olduklarını söylemişler. Bu da bize bu coğrafyada oluşturulan korkunun ne derece ileri boyutta olduğunu göstermektedir. 

Sonuç olarak diyebiliriz ki Türkiye’de geniş kitlelere önderlik edebilecek bir siyasi yapılanma yoktur. Bugün için geçici de olsa bu boşluğu burjuva siyasi partileri içinde kısmen doldurabilecek bir partinin yapmasına fırsat verilmelidir.  Ancak iddia edildiği gibi HDP’nin üzerinde Kandil vesayeti varsa, Türkiye Partisi olma yolunda ciddi zafiyetler göstereceği kesindir. Ama yoksa HDP, salt Kürt partisi değil, tüm halkların ve genel anlamda Türkiye’de burjuva demokrasisinin ihdası için bir alternatif olabileceği unutulmamalıdır. Bugün muhalefeti yönlendirme çabasında olmasına “Türkiye Sol”undan destek görseydi, ana muhalefet konumunda olabilecekti. Ancak Ulusalcıların, revizyonistlerin, anarşist ve sosyal demokratların, Kemalistlerin, tam anlamıyla birer burjuva yapılanması olduğu ve egemen sınıfların tetikçiliğinden kurtulmadığı sürece bu hegemonya devam edecektir.

HDP de dahil olmak üzere hiçbir burjuva partisi, bizim anladığımız anlamda özgür bir gelecek vadedemez.

Bugünkü koşullarda oyum başkan Selo’ya ve HDP’yedir.

Faşizm’in tüm kurum ve kuruluşlarıyla kapıda beklediğini unutmayalım…

Mazhar ÖZSARUHAN

Latest posts by Mazhar ÖZSARUHAN (see all)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları