Son KHK (696/121) ve Ağrı Dağı

696 sayılı KHK nın (Kanun Hükmünde Kararname) 121. Maddesi ile 8 Kasım 2106 tarihli KHK  nin 37. Maddesine ek yapıldı.

Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”

696 sayılı KHK ile ek yapılan 8 Kasım 2106 tarihli KHK (Kanun Hükmünde Kararname) nin 37. Maddesi;

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan

karar veya tedbirleri icra eden,

her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile

olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin

bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

Yapılan bu ek hukukçular tarafından olumsuz bulundu, endişeler dile getirildi, gelecek için şiddet ve katliamları tetikleyeceği konuşuldu.

Bazı hukukçular ise bunun “genel af” olduğu konusunda düşüncelerini dillendirdi. Genel affın mecliste 3/5 çoğunlukla alınabileceğini, KHK ile yapılmasının sakıncalı olabileceğini ileri sürdü.696 sayılı KHK ile yürürlüğe koyulan 121. Maddenin muğlak ifadelerle yazılmış olduğu, bu nedenle her yöne çekilebileceği, katliamları tetikleyebileceği, halk arasında yaratılmış düşmanlıkları çatışmaya döndürebileceği konusunda hukukçularla hemfikirim.

Bu madde ve içeriği beni, yıllar öncesi yaşanan ve on binlerce sivil insanın yaşamlarını yitirmesine, acıların yaşanmasına neden olan Ağrı dağı isyanına götürdü.

Şeyh Said olayları sonrasında Kürtlere karşı yürütülen baskı ve sürgün politikaları nedeniyle bölge halkı zaten huzursuzdur. Her gün baskı altında ve sürgün korkusuyla yaşamaktadır. Sürgün demek açlığa mahkum olmak, sürgün edilen yere varamamak ve ölüm demektir. Sürgünde ayrım yoktur. Devlet yanlısı olanlar bile sürgünü yaşamaktadır.

Bu nedenlerle başlangıç tarihi olarak ilk çatışmanın yaşandığı 16 Mayıs 1926 olarak belirlenen isyan 5 yıldan fazla sürmüş, binlerce asker ve on binlerce sivilin yaşamlarını yitirmesiyle son bulmuştu.

İsyan önceleri çok küçük toplulukların silahlarıyla sürgün yerine dağa çıkmayı tercih etmesiyle başlamış, hayatta kalabilmek için girdikleri çatışmalarda elde ettikleri başarıların duyulması sonucu kendilerine yoğun katılımlar oluşmuş ve isyana katılanların sayısı her gün artmıştı.

Ordunun yöre coğrafyasını iyi bilmemesi, askerlerin gönülsüz savaşmaları da bu sonuçlarda etkili olmuştu.

Ordu ilk büyük saldırısını 1927 de Zilan vadisinde başlatmış ancak bu saldırı yenilgiyle sonuçlanmıştı.

Ordunun bu saldırısının başarısızlığı, Kürtlerin yaklaşık 8 bin kişilik orduyu yenmeleri Kürtler arasında büyük sevinç ve coşku yaratmış, Ağrı’da bayraklar asılarak Kürt Cumhuriyeti ilanına kadar gidilmişti.

1928 de Hükümetin bir çok aracıyla yaptığı isyancıları ikna çabaları ve karşılığında verilen tüm rüşvetler ( İsyanın başında olanlara rütbe, maaş ve resmi yüksek görevler gibi) kabul görmeyince 11 Haziran 1930 tarihinde çok büyük askeri güçle saldırı başlatır.

Van’dan Amed’e kadar neredeyse 150 km’lik bir alana tekabül eden cephe savaşı, İran sınırının kapatılması, İran’dan isyana desteğin kesilmesi ve Ağrı’nın çembere alınarak soyutlanması sonucunda Kürt isyancılar zor duruma düşerler.

13 Temmuz tarihinde Zilan deresine sığınan sivil Kürtlere karşı katliam yapılır. Kadın erkek Çocuk demeden vahşice öldürülürler. 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde. “Temizlik başladı, Zeylan Deresindekiler tamamen imha edildiler” başlığıyla verilen habere göre 15 bin şaki, yerel tarihçilere göre 47 bin sivil Kürt katledilmiştir!

40 günlük izin karşılığında hamile kadınların karnını süngüyle deşip bebeği dışarı çıkardıktan sonra öldüren askerlerden, Tecavüz, yağma ve katliam yapan yerel milis güçlerine kadar hükümetin yanında savaşanların tamamı bu katliama katılmış ve yaptıklarından sorumsuz tutulmuştu.

Bu bölge ve 12 köy 1950 tarihinde yasak bölge ilan edilecek, 12 Eylül sonrası da yasak bölgedeki 12 köye Afgan göçmenler yerleştirilecektir.

Artık karşılarında sadece ordu yoktur. Ordunun yanında savaşa katılan, coğrafyayı ve savaş usullerini çok iyi bilen yerel halktan oluşmuş milisler de vardır.

İsyanın başında olan kişilerin çoğu İran’a iltica etmek zorunda kalırlar. Biro’ye Heske Telliye ve Reşokê Sılo gibi efsaneler kaçmaz ve sonuna kadar direnir.

Biro’ye Heske Telliye Ağrı dağında çatışmada “Ben hiç bir devlete sağ teslim olmayacağıma Allah’a yemin ettim. Beni öldürün” diyerek çatışmada yaşamını yitirir.

Reşokê Sılo, son dönemlerde kendisiyle birlikte dört kişiyle mücadelesine devam eder. Yanından hiç ayrılmayan eşi Zeyno, eşinin Kalki Aşiretine mensup bir akrabası ve Mıhemede Xalit, Emere Xali adlı iki kardeş vardır.

Kendisi ve eşi Zeyno hariç diğer üç kişi pusuya düşerler, milisler tarafından öldürülürler.

Kendisi girdiği çatışmada tüfeği tutukluk yapınca teslim olmak zorunda kalır. Eşini de teslim almaya giden birliklerle Zeyno saatlerce çatışır. Zeyno eşine, “Emer ailesinin yiğidiyim, ölürümde teslim olmam diyordun” diye seslenir, saklandığı yerden.

Reşokê Sılo, “ben teslim olmadım, kaderim beni teslim etti tüfek tutukluluk yaptı. Kaderimiz buraya kadarmış gel teslim ol” diye seslenir eşine. Zeyno çaresiz teslim olur.

Milisler İkisini de oracıkta öldürüler. Kafaları kesilip sırıklara dikilir ve tüm yörelerde halkı da sindirmek için gezdirilir.

Özellikle 1930 Haziran ve sonrasında yaşanan bu katliamlar nedeniyle yayımlanan KHK ile katliamlara karışmış resmi ve sivil bütün güçler yargılamadan muaf tutulurlar, yaptıkları suç sayılmaz!

“Kanun No: 1850

Kabul Tarihi: 20/7/1931

Madde 1 – Erciş, Zİlan, Ağrıdağı havalisinde vuku bulan isyanla, bunu müteakip birinci umumî müfettişlik mıntıkası ve Erzincan’ın Plümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip hareketleri münasebetlerile 20 Haziran 1930 dan 1 kânunuevvel (Aralık) 1930 tarihine kadar askerî kuvvetler ve Devlet memurları ve bunlarla birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla âlakadar vak’aların tenkili (herkese örnek olacak ceza) emrinde gerek müstakillen ve gerek müştereken işlenmiş ef’al (iş, eylem) ve harekât suç sayılmaz.”

İşte bütün bunlar nedeniyle, geçmişte yaşananlar örnek olarak karşımızda dururken 696 sayılı KHK nin 121 maddesi tehlikelidir, ucu açıktır ve sonuçları itibarıyla iyilik ve güzellik getirmeyecektir.

Ülkede bu maddeye dayanarak katliam üretecek fazlasıyla güç vardır!

Bu madde çalınan son kapıdır ve bundan sonraki kapı seninkidir.


Aşağıdaki kaynaklardan yararlanarak yazılmıştır.

http://hurbakis.net/content/zilan-katliami-komkujiya-geliye-zilan

https://www.facebook.com/notes/bedîuzzeman-seîdê-kurdî/hamile-kadınların-karınlarının-deşildiği-gün-zilan-katliami-13-temmuz-1930/10150373664613642/

http://mezopotamyaajansi.com/KULTUR-SANAT/content/view/9056

https://occomahabad.wordpress.com/2016/02/27/resoye-silonun-hayati/

http://ararat-welat.blogspot.com.tr/2010/10/ve-agr-direnisinin-efsanevi-ismi-reso.html

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları