“Tarikat” batağı, Enes’in dramı ve Kemal Bey’in sessizliği


Enes 20 yaşında bir tıp öğrencisiydi; 5 Aralık’ta hayatına son vermeye karar verdi ve nedenlerini de iç parçalayıcı bir video ile açıkladı: “Aşırı derecede dindar ve baskıcı” bir aile; hiç istemediği halde yerleştirildiği bir cemaat evi; Nur risaleleri ile namaz vakti arasında kaybolan saatler; yapayalnızlık; dertleşecek, içini dökebilecek bir kimse bulamama..

Kısaca, “son üç yıldır Müslüman değilim” diyen bir genç için boğucu bir ortam ve giderek yaşama sevincini kaybetme! Şimdi herkes bahtsız Enes’i konuşuyor; tarikatları tartışıyor.

Ama bu arada konuşması beklenirken susanlar da var.. Başkan Erdoğan gibi; Kemal Bey gibi..

***

Aslında Tayyip Bey’in susuşunun anlayışla karşılanması gerekiyor. İslamcı bir Başkan’ın “Müslüman değilim!” diyen birinin kaderine üzülmesi herhalde pek beklenemezdi. Nitekim o da tutarlı oldu; sessizliğini bozmadı!

Peki, ya Kemal Bey? Ya bu ülkeye laiklik ilkesini getiren partinin başkanı? Onun mutlaka konuşması, özgürlük düşmanı tarikatlar hakkında hiç olmazsa birkaç şey söylemesi gerekmez miydi?

Aslında haksızlık yapmayalım; Kemal Bey Enes’in ölümüne “çok üzüldüğünü”, “içinin parçalandığını” söyledi; ama hemen ardından da şunları ekliyordu: “Bana kızanları anlıyorum, ama etik sebeplerden dolayı paylaşım yapmayacağım!”..

***

“Etik sebeplerden dolayı?”

Oysa aslında Kemal Bey’in tam da “etik” nedenlerle konuşması gerekiyordu! Çünkü düşünce tarihinde, özellikle de “Aydınlanma” çağında “din”, “etik” ve “sekülerizm” hep bir arada tartışıldılar. Doğu-Batı ayrımı da bu tartışmalar içinde ortaya çıktı. Bakınız o dönemin sonlarında, Almanya’da, Kant “Aydınlanma”yı nasıl tanımlıyordu (1798): “Yüzyılımız, gerçek bir eleştiri yüzyılıdır; hiçbir şey eleştirinin dışında kalamaz: ne kutsallığı dolayısıyla din ve ne de yüceliği dolayısıyla yasalar (…) Aydınlanma’nın temel ilkesini, insanların bizzat kendilerinin sorumlu oldukları vesayet durumundan, özellikle de din konularındaki vesayetten çıkmalarında görüyorum; çünkü dinî vesayet tüm vesayetlerin hem en zararlısı hem de en onur kırıcısıdır”.

***

Kıssadan hisse: Alman filozoftan iki yüz küsur yıl sonra bile biz hala o dönemin sorunlarıyla boğuşuyoruz ve özgürlük savaşçısı Kemal Bey de sırf muhafazakarları ürkütmemek için hala susuyor! Oysa artık birilerinin de çıkıp, kendisine “konuş Kemal Bey!” demesi gerekiyor; “çekinme konuş; söyleyeceklerinden ürkecek olanlar da varsın ürksünler; çünkü artık böylelerinden bu çağda ne sana ne partine ve ne de ülkeye bir yarar gelebilir!”.