Minneapolis İsyanı: Askerileşmiş Polis Rejimine Karşı Ezilenlerin Başkaldırısı

ABD’de George Floyd’un herkesin gözü önünde beyaz bir polis tarafından boğularak öldürülmesi, Minneapolis’te büyük bir isyan dalgasına ve kimi başka eyaletlerde de öfke dolu protesto gösterilerinin patlak vermesine yol açtı. Los Angeles ve New York gibi metropollerde Floyd’un öldürülmesini protesto etmek üzere ABD bayrağı yakıldı. Son sözleri “nefes alamıyorum” olan George Floyd’un öldürüldüğü Minneapolis’te polis merkezleri ateşe verildi ve büyük alışveriş merkezleri yağmalandı.

Katil polis Derek M. Chauvin’in evinin polisin oluşturduğu etten duvar ile korunması, Chauvin’in sosyal medya paylaşımlarında Trump’ın seçim sloganının uyarlanması olan “Make America White Again” yazan şapka ile poz vermesi, Floyd’u öldürdüğü sıradaki soğukkanlılığı, ABD’de yükselen supremaşizme (beyaz ırkın üstün olduğu fikrine taraftarlık) duyulan öfkeyi daha da artırdı.

Kabarık suç dosyasına karşı Chauvin’in şiddet aygıtının bir parçası olması ve korunması, Minneapolis İsyanı’nın haklılığını ve meşruluğunu ortaya koymaktadır. Sosyal medyada mesleki geçmişi hakkında ortalığa dökülenler ise polis rejiminin sınırsızlığını ortaya koyan başka bir kanıt oldu.[1] Chauvin, 2005’teki bir araç takibi sırasında üç kişinin ölümüne sebep olmuş, 2008’de 21 yaşındaki silahsız bir siyah erkek olan Ira Latrell Toles’in vurulması olayına karışmış ve 2011’de Alaska yerlisi bir Amerikalı olan Leroy Martinez’in görev sınırlarını aşarak vurulması gibi çok sayıda infaz eyleminin içerisinde yer almıştır. Hakkında daha önceden yapılmış 12 polis şiddeti şikayeti olmasına karşı dosyaların tümü cezasızlıkla sonuçlanıp kapatıldı.

Minneapolis’te başlayan isyanın büyümesi ve yayılması üzerine Minnesota Valisi tarafından ulusal muhafızların göreve çağrılması ise, ABD’deki siyasal iktidarın korkusunun dışavurumudur. Covid-19 pandemisinin merkez üssü haline gelen Birleşik Devletler’de virüs, uzun yıllardır var olan sağlık krizini büyütmekle kalmamış, devlet-toplum ilişkisinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu da kanıtlamıştır. Ulusal ekonomide yaşanan resesyon, talep daralması ve işsizlik, Trump’la simgeselleşen neofaşist siyasetin konsolidasyonunda gedik açmaktadır.

Bu açıdan, Minneapolis’teki güvenlik merkezlerinin ateşe verilmesini ve süpermarketlerin yağmalanmasını mülksüzleştirilenlerin mülksüzleştirmesinin kendiliğinden ve yığınsal bir adımı gibi görmek, kültürel düzeyde metalaşan ABD toplumunda ezilen sınıfların aldığı bir rövanş biçiminde değerlendirmek mümkündür. İsyan ve yağma, ezilen sınıfların çığlığının bir parçası olarak her yere duyurulmaktadır. Minneapolis’te yaşananları a) virüs üzerinden cisimleşen sınıfsal eşitsizlik, b) işsizlik ve c) iç güvenlik olgusu neticesinde askerileşen polis rejimine karşı ezilen sınıfların isyanı olarak değerlendirmek mümkündür.

a) Yoksulluk ve Covid-19

ABD’de kapitalist şiddetin gündelik yaşamda ve üretim ilişkilerinde somutlaşan iki görünümü Afro-Amerikan ve göçmen/mültecilere duyulan düşmanlıktır. Esasen beyaz ırkın sömürgeci hükümranlığına duyulan nostaljik ‘özlem’, kültürel ve siyasal olarak yeni bir olgu değildir. ABD egemen sınıfları kapitalist meşruiyet sorunsalını çözmek amacıyla uzun yıllardır söylemsel düzeyde suni bir “fırsat eşitliği” imajı çizmekte, vitrine de geçmişte sömürgelerinde ne görmek istedilerse onu çıkarmaktadır. Neofaşizm bağlamında yeni olan ise, Trump iktidarı ile bu politikaların yasallaşmasıdır. Örneğin ABD’de endüstriyel tarım arazilerinin sahiplerini korumak amacıyla göçmen tarım işçilerinin ücretlerini düşürmeyi kolaylaştıran ve hak aramalarını zorlaştıran bir düzenleme gündemdedir.[2] Trump’ın nevrotik söylemlerini ise anmaya bile gerek yoktur.

Sınıf eşitsizliğine duyulan öfke covid-19 pandemisinin görünümleri ile birleşerek yoğunlaşmaktadır. Yapılan araştırmalara göre siyahlar arasında koronavirüs bağlantılı ölümlerin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Nisan ayı verilerine göre, Şikago kentinde virüs kaynaklı 98 ölüm yaşanmıştır ve ölenlerin yüzde 72’si siyahlardır. Siyah nüfusun yoğun olduğu New York, New Orleans, Detroit, Milwaukee gibi şehirler de virüsün en fazla vurduğu kentlerdir. Michigan’da nüfusun sadece yüzde 14’ü siyah olmasına rağmen toplam vakaların yüzde 33’ü ve ölümlerin yüzde 41’i siyahlardadır.[3]

Yaygın testin hayati önem taşıdığı pandemi döneminde sosyal güvenlik kapsamında olmayan, sağlık hizmetlerine erişim sorunu olan diğer ABD’liler gibi siyahların da çoğunun test yaptıramadığı ortaya çıkmıştır. Veri şirketi Rubix Life Sciences, farklı eyaletlerdeki sağlık merkezlerinden edindiği faturalara dayanarak yaptığı araştırmada, Covid-19 belirtileri gösteren siyahların daha az test edildiğini kaydediyor.[4]

Bu istatistikleri detaylandırmak mümkündür ancak genel çerçeveden görüleceği üzere sağlıklı beslenme, barınma, ulaşım ve temel kamu hizmetlerine erişim sorunu virüs maruziyetini ve ölümleri artırmaktadır. Karantina döneminde yaygınlaşan “homeoffice” gibi “sosyal mesafe”yi gözeten çalışma biçimlerinde de siyahlar ve beyazlar arasındaki eşitsizlik belirleyici başka bir faktördür. Washington merkezli Ekonomi Politikası Enstitüsü’nün 2017-2018 tarihli çalışmasına göre, beyazların yüzde 30’u evden çalışabilirken, bu oran siyahlarda yüzde 20’ler civarındadır.[5]

b) İşsizlik

Pandemi nedeniyle işgücü maliyetlerini aşağıya çekmek isteyen sermayedarlar, tüm dünyada yoğun işten çıkarmalar gerçekleştirdi. Açlık ile hastalık arasında sınıfsal tercihe zorlanan işçiler, düşük ücretle ve iş güvenliği tedbirleri alınmaksızın çalışmaya zorlandı. ILO tarafından yapılan tahminlere göre dünya genelinde 305 milyon civarında istihdam kaybı yaşanması beklenmekte, yine ILO tarafından yapılan bir araştırmaya göre de her altı çalışandan biri pandemi döneminde işsiz kalmaktadır.[6]

ABD’de Federal İstihdam Dairesi’nin verilerine göre işsizlik ödeneğine başvuranların sayısı 41 milyonu bulmuştur. Bir hatırlatma yapacak olursak Büyük Buhran’ın dip noktası kabul edilen ve her dört işçiden birinin işsiz kaldığı 1933 yılında işsizlik oranı yüzde 24.9 iken, FID geçtiğimiz ay pandemi nedeniyle işsizlik oranı seyrinde ikinci çeyreğin sonu için yüzde 30’ları işaret etmişti.[7] FID’nin Nisan ayı başında güncellediği işsizlik rakamlarına göre siyahlar, latinler, asyalılar, beyazlar arasında, 16-19, 20-24, 25-54 yaş aralığında en fazla işsizlik siyahlar arasındadır.[8] Bu sıralamada siyahları, Latinler ve Asyalılar takip etmektedir.

Kapitalizmin emek gücü sömürüsü üzerine kurulu düzeninde işsizlik, sadece iş sahibi olamamak yani üretim ilişkilerinde konumlanamamak değil, kutsallaştırılan tüketim toplumunda metalar dünyasından dışlanmanın da bir sebebidir. Artık nüfus olarak düzensiz ve güvencesiz işlerde çalıştırılacak emek gücünün varlığı için sınıfsal ayrım, modern apartheid olarak bir yandan da ırksal ayrımdan beslenmektedir.

c) Askerileşen polis rejimi

11 Eylül saldırısından itibaren Olağanüstü Hal’in olağanlaştırılarak idame ettirildiği ABD’de, iç güvenlik paradigmasında güvenlik satın alınabilir ve satılabilir bir meta olarak gözetilmeye devam etmiştir. Mark Neocleous’un işaret ettiği üzere, güvenliği satmak için de öncelikle güvensizlikler üretilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, ABD’de suçu doğuran yapısal nedenlerle mücadele etmek yerine doğrudan suçlularla mücadele etmek mantığı polis şiddetini artıran önemli bir faktördür. Bu da ulusal güvenlik devletinin etrafında düzenlendiği temel mantığı, “vatandaşların korkması gerektiği ve devletin onları güvenceye alması gerektiği” ikiliğini pekiştirmektedir.

ABD’de polis birimi, iç güvenlik paradigmasından nasibini alarak, suçlu ve düşman ayrımının ortadan kaldırıldığı bir yönetimsel mantıkla eğitilmekte ve donatılmaktadır.[9] Uzun yıllardır ABD kamuoyunda tartışılan konulardan biri polisin bir dış güvenlik birimi olan ordu gibi düzenlenmesi, güvenlik rejiminin topyekûn askerileştirilmesidir. Devletin zor aygıtlarındaki ideolojik bütünleşme eğitim sırasındaki endoktrinasyon sürecinde, teknik bütünleşme ise SWAT gibi özel operasyon timlerinin kullandığı ekipmanlarda ortaya çıkmaktadır.

Washington Post gazetesine ait veri tabanına göre, 2015 yılında polis kurşunuyla ölenlerin sayısı 995, 2017 yılında 987, 2019 yılında 1014 kişi olmuştur. Polis şiddetinde ırksal ayrımcılık net bir biçimde ortaya çıkmaktadır: Mapping Police Violence adlı sivil toplum kuruluşu da çalışmasında, polisler tarafından öldürülen siyahların beyazların üç katı olduğunu iddia ediyor.[10]

Askerileşen polis rejiminde, “polis” sadece kolluk gücünü sembolize etmez, aynı zamanda toplumsal denetimin ve disiplinin “kamu güvenliği” / “huzur” adı altındaki uygulama pratiklerinin bütünüdür. Bir düşmanın varlığına göre eğitilen ve donatılan güvenlik aygıtlarının “görev sırasındaki” eylem ve işlerinden doğacak sorumluluğu azaltmak için “gözden çıkarılabilenlere” yönelmeleri de bu güvenlik mantığının bir ürünüdür. Stuart Hall, ırkçılığın “toplumsal bir ilişki” olduğuna işaret ettiğinde, toplumdaki farklı sınıfların somut sorunlarından kaynaklandığını da ifade etmekteydi. Irkçı polis şiddetini münferit olmaktan çıkaran devletin zor aygıtını şekillendiren toplumsal ilişkinin bütünsel bir izdüşümü olmasıdır.

George Floyd, öldürülen binlerce siyahtan yalnızca birisidir. Ancak pandeminin toplum psikolojisinde gerilime yol açtığı, yoksulluğu ve işsizliği artırdığı, sınıfsal eşitsizliğin görünümlerini çoğalttığı bir dönemde boğularak katledilmesi, katilinin soğukkanlı ifadesi Floyd cinayetini simgesel düzeyde başka bir yere taşımaktadır. Minneapolis İsyanı’nın nereye evrileceğini söylemek şimdilik zor ama isyanın çıkış ve büyüme dinamikleri itibariyle Trump neofaşizmine karşı sınıf savaşının momentlerinden birisi olduğu açık. Çünkü bir sınıf açlık hastalık yoksulluk ile boğuşurken, başka bir sınıf zenginleşmeye devam etmektedir. Vergi Adaleti için Amerikalılar ve Politika Araştırmaları Enstitüsü Eşitlik Programı adlı kuruluşların analizine göre ABD’li 600’ü aşkın milyarderin toplam serveti 18 Mart-19 Mayıs tarihleri arasında 434 milyar dolar arttı. Ultra-zenginlerin serveti virüsün patlak vermesi sonrasındaki iki ay içinde yüzde 15 oranında arttı. Pandeminin ABD’nin toplumsal formasyonuna özgü bir şekilde sınıf savaşını derinleştireceği açıktır.


https://www.siyasaliktisat.com/post/minneapolis-isyani-yildirim

Kansu YILDIRIM
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları