Kemal Kurkut’u vuran polislere berat, cinayeti fotoğraflayan gazeteciye ceza


21 Mart 2017’de, Diyarbakır’daki Nevruz kutlamasına katılmak isterken polis kurşunuyla vurularak öldürülen 23 yaşındaki Kemal Kurkut’la ilgili davalarda işlenen hukuk cinayetlerine bir yenisi daha eklendi.

Kemal’i vuran polislerin 2020 yılının kasım ayında her türlü katakulli ile beraat ettirilmesinin ve geçtiğimiz ocak ayında da ailenin İçişleri Bakanlığı’na “hizmet kusuru” gerekçesiyle açtığı tazminat davasında hükmedilen 256 bin TL maddî ve manevî tazminat kararının, istinaf mahkemesi tarafından bozulmasının ardından, bugün de cinayeti fotoğraflayan gazeteciye hapis cezası verildi.

Olay anında Newroz alanında bulunup, Kemal Kurkut’un yakın mesafeden ve sırtından vurularak taammüden öldürülüşünü fotoğraflayan gazeteci Abdurrahman Gök’e, taa sekiz sene önceki Kobane fotoğrafları bahane edilerek “yasa dışı örgüt propagandası yaptığı” gerekçesiyle 1 yıl, 6 ay, 22 gün hapis cezası kesildi.

Abdurrahman Gök, cezasına itirazen yaptığı savunmasında, “Yaptığım paylaşımlarda fotoğrafların nerede ve ne zaman çekildiği dışında herhangi bir bilgi yok. Dolayısıyla merak ediyorum, acaba bu fotoğrafların altına Kobanê yerine Libya, El Bab, İdlib, Lazkiye ya da Azerbaycan yazmış olsaydım; iddia makamı yine de bu fotoğraflarla ‘örgüt propagandası’ yaptığımı savunabilecek miydi,” dedikten sonra sözlerine, yargılananın “gazetecilik mesleği”, maruz kaldığı sözde yargılamanın ise “canlı bomba” diye kamuoyuna duyurulan Kemal Kurkut’un fotoğraflarını yayınlayarak gerçeği ortaya çıkardığı için gerçekleştirilen bir intikam operasyonu olduğunu ekledi. Savunmasını “Çünkü Emniyet Müdürlüğü yetkililerini, emniyetin gerçeği yansıtmayan beyanını olduğu gibi kamuoyuna duyuran dönemin Diyarbakır Valisi’ni ve bu cinayetin sorumlularını savunan İçişleri Bakanlığı’nı yalanlayan fotoğraflar yayınlamıştım.” diyerek bitiren Gök’ün cezası, “kaçma ihtimali bulunduğu” iddiasıyla ertelemeye de mahal bırakılmayarak kesinleşti.

NE OLMUŞTU:

Polisler hakkında açılan ceza davası esnasında yayın yasağı konulan soruşturma kapsamında Kemal Kurkut’u vurduğu tespit edilen polis memuru Y.Ş. açığa alınmış, ancak üç ay sonra görevine iade edilmiş; altı ay sonra da hakkında “olası kasıtla adam öldürme” suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Yargılama sırasında Ulusal Kriminal Büro’dan alınan raporda, Kemal Kurkut’un “sanık tarafından hedef alınarak doğrudan atışla vurulduğu” belirtilmiş; ancak ne hikmetse daha sonra aynı kurumdan ikinci bir rapor istenmiş ve o raporda Kurkut’un “doğrudan değil, yerden seken mermi ile vurulduğu” tespitine yer verilmişti.

Sonuç itibariyle mahkeme, ikinci düzmece rapor doğrultusunda karar verip polisleri beraat ettirerek görevlerine geri dönmelerine izin vermiş, ardından da o beraat kararlarını gerekçe göstererek, acılı ailesine ödenmesine hükmedilen 256 bin TL tazminatı iptal emişti.

Bugün de işledikleri cinayetin, sergiledikleri organize suçların ve hukuk katliamlarının delili olan fotoğrafı çeken gazeteciden intikam aldılar.

Şaşırdık mı?

Elbette ki hayır. Aksi olsaydı şaşırırdık.

Onlar bunu hep yapıyor!

Gencecik bir çocuğu tahrik ediyorsunuz. Newroz alanına giderken karşısına çıkan arama noktasında hiç de normal olmayan bir şekilde atletine kadar soyuyorsunuz. Bununla da yetinmiyor; kafadan suçlu muamelesi yaparak atletini de çıkarmasını istiyor, bir yandan da bağırıyor ve hakaret ediyorsunuz. O arada çantasına da bakmışsınız ve içinde birkaç giysi ve şiir kitabından başka hiçbir şey olmadığını çok iyi biliyorsunuz.

Delikanlı çocuk tahrik, taciz ve aşağılamalarınız karşısında sinir krizi geçiriyor, “Ne var üzerimde, ne var! Neden böyle davranıyorsunuz!” diye bağırıp isyan ederek atletini de çıkarıp atıyor. Ülkenin güvenlik güçleri olarak asla yapmamanız gereken bu, insan onurunu ayaklar altına alıcı davranışlarınız; yani “ağır tahrik”iniz yüzünden kendini kaybederek, yakındaki bir kasap dükkânından bıçak alıp koşmaya başlıyor.

Asla yalan beyanlarınızda ifade ettiğiniz gibi alana bıçakla falan gelmiş değil Kemal!.. Şiir kitaplarıyla gelmiş!.. Gece hiç uyumamış, 03’te Diyarbakır trenine binmek için Malatya İstasyonu’na gitmiş. Tren seferini haince iptal etmenize rağmen yılmamış; ne yapıp edip bir otobüs bulmuş, gene gelmiş.

Newroz’a şiir okumaya, şarkı söylemeye gelmiş kemancı Kemal!..

Siz ne yapıyorsunuz? Daha az önce gerçekleştirdiğiniz aramanız esnasında ağır tahriklerinizle çıldırttığınız gencecik bir çocuğu, üzerinde çantası dahil hiçbir şey bulunmadığı halde; temiz olduğunu gayet iyi bildiğiniz halde; öldürmek dışında biber gazı, jop vs. kullanarak sayısız şekilde durdurabileceğiniz halde, bir kaç metre mesafeden kalleşçe sırtından vurmak suretiyle katlediyorsunuz!

O arama noktası, basın ve gazetecilerin geçiş noktası olduğundan; etrafta bulunan çok sayıda gazetecide ne kadar fotoğraf makinesi varsa, cinayetinize kanıt bırakmamak için hepsini toplatıp görüntüleri siliyor; makinelerin kartlarına format atıyorsunuz.

Sonra en büyük mülki amiriniz, “Kemal’in canlı bomba olma ihtimali bulunduğu için halkın emniyeti açısından vurulduğunu” açıklayarak cinayetinize arka çıkıyor.

Üste bir de haince infaz ettiğiniz gencin acılı ailesine mezar yeri, cenaze arabası, taziye çadırı bile vermiyorsunuz!

Sonunda da üç yıl süren davanın sonucunda katili sahte belgelerle beraat ettiriyor; beş yıl sonra da, ailesine verilmesine hükmedilen üç kuruş paranın ödenmesine engel oluyorsunuz!

Kemal’in annesi Sican Kurkut, beraat kararının ardından şu sözleri söylüyor:

“Benim kuzum yetimdi. Kemanıyla dünyayı gezmenin hayalini kuruyordu. Ben, onu ve diğer kardeşlerini fakirlik içinde büyüttüm. Nasıl oluyor da 22 yaşındaki suçsuz bir genç öldürüldüğünde katiline ceza verilmiyor? Biri ona zarar verecek olsa ses etmezdi. Bunlar bana bir şey yapmaz derdi. Katilini tanıyamadı. Bunlar zalimdir, katildir, vicdansızdır diyemedi. ”

Evet, böyle diyor Kemal’in gözü yaşlı annesi….

bazı acılara yeni ah’lar icat etmek gerekir
bazı alçaklara yeni küfürler
bazı ölümlere hiç tutulmamış yaslar
bazı alçaklıklara kesilmemiş cezalar
öylesine kifayetsizdir çünkü
o güne dek var olanlar

Rabia MİNE