G20’ye karşı olmak

Kapitalist emperyalist kampın en önemli ekonomik işbirliği platformu olan G20’nin oluşumu 25 Eylül 1999’da ABD’nin Washington kentinde yapılan G7 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nda kararlaştırıldı. 1975 yılında yaşanılan dünya petrol krizinin ardından ABD, İngiltere, Japonya, Fransa, Almanya ve İtalya’nın katılım ile G6, ABD’nin isteği üzerine Kanada’nın katılımı ile G7, 1997 yılında Rusya’nın katılımı ile G8 ekonomik açıdan dünyanın süper güçlerini kapsayan grubuna 1999 yılında 12 ülkenin daha katılımı ile G20 adını aldı. Bu oluşumda kapitalist emperyalist sistemin 1994’te Meksika’da, 1997’de Asya’da, 1998’de Rusya’da yaşanılan krizler etkili oldu.

Dünya ekonomisine yön veren gelişmiş 7 ülke (ABD, Almanya, Japonya, Fransa, İngiltere, İtalya, Kanada) ve Rusya’nın yer aldığı G-8’lerden sonra,  bölgesel güç konumundaki 12 ülke (Güney Kore, Çin, Avustralya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika, Arjantin, Brezilya, Türkiye, Suudi Arabistan ve Hindistan) daha eklenerek G20 oluşturuldu. G20’ye kabul edilen 12 ülkenin seçiminde her birinin bölgelerindeki jeostratejik ve jeopolitik konumları dikkate alındı. Bu nedenle söz konusu ülkeler arasında var olan milli gelir ve kişi başına düşen gelir oranlarındaki farklılıklar dikkate alınmayarak, yoksul ve yıllık enflasyon oranı son derece yüksek ülkeler ile zengin ülkeler bir araya getirildi.

G20’ye alınan Türkiye, diğerlerine karşı milli geliri ve kişi başına geliri en düşük, enflasyon oranı en yüksek ülkelerden biridir. Ancak Türkiye, diğer ülkelerden farklı olarak ABD, NATO, IMF, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği bağlantılarıyla daha karmaşık ilişkiler içinde bulunuyor. Bu nedenle Türkiye, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Karadeniz bölgesini temsilen G20’ye seçildi.  Türkiye’nin G20’ye üyeliği ABD ile AB’nin desteğinde gerçekleşti.

Dünya ekonomisinin yüzde 85’ini oluşturan, dünya ticaretinin yüzde 80’ini gerçekleştiren G20 ülkeleri aynı zamanda dünya nüfusunun üçte ikisini oluşturuyor.  G20’ye üye olan 19 ülkenin hepsinin milli geliri dünya sıralamasında ilk 30’da yer alıyor. G20’de 19 ülkenin yanında 20.ülke olarak Avrupa Birliği (Dönem başkanlığı) temsil ediliyor. IMF Direktörü, Dünya Bankası Başkanı, IMF Uluslararası Para ve Finans Komitesi ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi Başkanları da G20’ye katılıyor.

2007 Temmuz ayında ABD’de baş gösteren ve daha sonra pek çok ülkeye sirayet eden finansal piyasa çalkantılarının küresel ekonomiyi tehdit eder bir boyuta ulaşması nedeniyle 2008 yılından itibaren G20 ülkelerinin liderleri düzeyinde zirve toplantıları yapılması kararlaştırıldı. Her yıl gerçekleşen bu zirve toplantılarıyla küresel piyasalara daha hızlı ve etkili müdahaleler yapılmaya başlandı. Bu yıl, G20’nin 13. Zirve toplantısı Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te 30 Kasım-1 Aralık 2018 günlerinde yapıldı. Toplantı her zamanki gibi emperyalist ülke liderlerinin ikili görüşmelerinin görüntüleriyle şenlendirildi.

Arjantin Zirvesi sonrası 31 maddelik Sonuç Bildirgesi açıklandı. Ağırlıklı olarak uluslararası ekonomik düzene vurgu yapılan bildirgede, öncelikle kurallara bağlı bir uluslararası düzenin işlediğinden emin olmanın önemine işaret edildi. Uluslararası ticaret kurallarının ülkeleri dezavantajlı duruma sokmaması gerektiğine dikkat çekilen bildirgede, Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) bazı fonksiyonlarının yetersiz kaldığına ve bunların reforme edilmesi gerektiğine dikkat çekildi. Bildirgede, Paris İklim Anlaşması’nın “geri döndürülemez” olduğuna vurgu yapılarak tam anlamıyla uygulanmasının önemine ve iklim değişikliğiyle mücadeleye işaret edilirken bu bölüme ABD katılmadığını açıkladı. Bildirgede ayrıca terörün her türlüsünün güçlü şekilde kınandığına vurgu yapılarak, Hamburg’daki G20 Zirvesi’nde beyan edilen terörle mücadele açıklamasının arkasında durulduğu kaydedildi.

Başta küresel ekonomik ve mali krizlerin ve dengesizliklerin giderilmesi olmak üzere kapitalist dünyayı ilgilendiren konular G20 platformunda tartışılmakta ve çözümler için öneriler geliştirilmekte. Mali politikaların yanı sıra ticaretin finansmanı, ticarette korumacılığa karşı ortak politikalar geliştirilmesi G-20’nin küresel ticaretle ilgili öncelikli konularını oluşturmakta. Üyesi olan büyük devletler her toplantıda statü artırımı ve yarışı içerisine girmekte. Kalkınmakta olan devletler ise büyük ölçüde bir statü yükseltme, prestij sağlama aracı olarak görmekte.

G20, küresel kapitalizmin merkezi örgütlenmesi olarak tüm kapitalist dünya için bağlayıcı kararlar alıyor. Ancak karar süreçlerinde eskisi gibi G8 ülkeleri etkili oluyor. G20 aldığı kararlarla ekonomik krizlerin yükünü yoksul ülkelere yıkıyor, onları borçlandırarak açlık ve sefalete mahkum ediyor. G20’ye karşı çıkmak, kapitalizme, emperyalizme, IMF’ye ve Dünya Bankası’na karşı çıkmak ve küresel dayanışma için mücadeleyi yükseltmektir. Bu bakımdan G20 karşıtı toplantılar ve küresel düzeyde gerçekleştirilen gösteriler önem kazanıyor.

 

Bunları da beğenebilirsin