Fransa’da IFOP’un yayımladığı son araştırma, her zamanki gibi aynı tartışmayı yeniden alevlendirdi: “Genç Müslümanlar radikalleşiyor mu?” Kamuoyunda dolaşan hızlı yargılar, sorunun bir toplumsal dönüşümden ziyade bir “panik üretim mekanizması”na dönüştüğünü gösteriyor. Oysa veriler daha sakin bir okuma gerektiriyor. Dahası, Fransa’daki tartışma yalnızca o ülkeye ait değil; Türkiye’de dinin siyasallaşması ve genç kuşakların bu siyasallaşmaya karşı konumlanışı da benzer biçimde çok boyutlu bir dönüşüme işaret ediyor.
Rakamların Gizlediği Gerçek
Fransız kamuoyu tartışması, araştırmadaki tek bir veriye odaklanmış durumda: Genç Müslümanların bir bölümünün “İslamcıların bazı görüşlerini onayladığı” bulgusu. Oysa ankette bu kategorinin içinde iki farklı yanıt bulunuyor:
– “Bazı görüşlerini onaylıyorum” diyenler (34%)
– “Çoğu görüşünü onaylıyorum” diyenler (8%)
Bu iki yanıtı tek bir kategoriye sıkıştırınca ortaya “%42 İslamcılara yakın genç” gibi aldatıcı bir oran çıkıyor. Oysa araştırmanın en güçlü, ama en az tartışılan bulgusu şu:
Genç Müslümanların %92’si İslamcı pozisyonların neredeyse tamamını reddediyor.
Bu verinin görmezden gelinmesi, tartışmanın bilimsel bir temelden çok politik bir zeminde yürüdüğünü düşündürüyor. Kısacası söylem gerçeği sıkıştırıyor; ‘genç Müslüman’ figürü, bir tür toplumsal korkunun ekranı hâline getiriliyor.
Artan Dindarlık mı, Derinleşen Arayış mı?
Araştırmanın en önemli bulgularından biri, genç Müslümanlarda dindarlığın arttığı gözlemi. Ancak tarihsel din sosyolojisini bilenler için bu bulgu şaşırtıcı değil. Bugün Fransa’da genç Müslümanlarda görülen “ortopraksi” eğilimi, yani dinin ritüellere sıkı bağlılık üzerinden yaşanması, aynı dönemde Katolik ve Yahudi gençlerde de —farklı yoğunluklarda— gözleniyor. Kısacası mesele Müslümanlara özgü değil; modern toplumlarda kimliklerin belirsizleştiği bir ortamda gençlerin dine tutunma biçimlerinin yeniden şekillenmesi söz konusu.
Bu bağlamda genç Müslümanların “dinimin tek hakikat olduğuna inanıyorum” tutumu, seküler toplumlarla aralarındaki epistemolojik mesafenin göstergesi. Fransa’nın çoğunluk toplumu göreli bir hakikat anlayışı benimserken, genç Müslümanların “kesin hakikat” arayışına yönelmesi, toplumsal değer sistemlerinin iki farklı modernlik anlayışı etrafında gerildiğini gösteriyor.
Türkiye’deki Gençlik: Benzer Dinamiklerin Farklı Bir Sahayı
Fransa’daki tartışma Türkiye’ye taşındığında tablo değişiyor. Buradaki sorun radikalleşme korkusu değil; dinin aktörleri, söylemi ve devletle ilişkisi bizzat iktidar eliyle yeniden şekillendiriliyor.
Bugün Türkiye’de genç kuşaklarda görülen eğilimler iki farklı yönelim halinde ortaya çıkıyor:
-
Diyanet merkezli, devletleşmiş bir din anlayışına mesafe koyan; bireyselleşmiş, sorgulayıcı bir kuşak.
Burada artan sekülerlik, bireysel hakikat arayışıyla iç içe. -
Kimliksel, kültürel ve toplumsal güvenlik duygusuyla dine yönelen gençler.
Ancak bu yöneliş Fransa’daki gibi toplumsal baskıdan değil; devletin ideolojik yönlendirmesinden besleniyor.
Dahası Türkiye’deki tablo “dindarlaşma” başlığı altında homojenleştirildiğinde kritik bir ayrım gözden kaçıyor:
Gençler dinden değil, dinin siyasal tahakküm biçimlerinden uzaklaşıyor.
Fransa’daki genç Müslümanlar dindarlığı bir kimlik savunusu olarak yeniden üretirken; Türkiye’de gençler, siyasetin dine yüklediği ağırlığı taşıyamadığı için “yorgun dini kimlikler” taşıyor.
Aynı Soru İki Ülkede Farklı Cevaplar
Fransa’daki Müslüman gençler, cumhuriyetçi laikliğin onları sürekli şüphe altında bırakmasına karşı bir kimlik zırhı geliştiriyor.
Türkiye’deki gençler ise iktidarın muhafazakâr hegemonyası karşısında bireyleşmeye, mesafe almaya ve sekülerleşmeye yöneliyor.
Her iki durumda da din, siyasal ve toplumsal basınç altında bir kimlik yeniden kurma aracına dönüşüyor.
Sonuç: Gençlik ve Din Üzerine Aynı Eski Yanlış
Hem Fransa’da hem Türkiye’de yapılan temel hata aynı:
Dindarlığı radikalleşmenin bir ön basamağı, sekülerliği ise modernliğin zorunlu koşulu olarak okuyan indirgemeci bakış.
Oysa gençlerin dinle ilişkisi ne Fransa’da “ayrılıkçılık”, ne Türkiye’de “itaatsizlik” ekseninde açıklanabilir.
Bu ilişki, modern toplumların çözülme alanlarında yeni bir aidiyet dili arayışıdır.
Din bazen bir sığınak, bazen bir itiraz, bazen bir kimlik, bazen bir kopuş olur.
Ama hiçbir zaman yalnızca rakamlardan ibaret değildir.
Fransa’nın korkuları ve Türkiye’nin gerilimleri, aynı temel gerçeği gösteriyor:
Genç kuşaklar yeni bir toplumsal sözleşme arıyor, devletler ise eski sorularla yeni cevapları duymakta zorlanıyor.
- Genç Müslümanların Dindarlaşması: Avrupa’nın Kaygıları, Türkiye’nin Gerçekleri - 29 Kasım 2025
- Özgür Özel: “Bu, Muhalefetteki Son Kurultayımız” - 29 Kasım 2025
- CHP Kurultayı’nda Tek İsim: Özgür Özel Sandığa Tek Başına Gidiyor - 29 Kasım 2025

















