Enver Gökçe’nin şiirinde başkaldırı


Enver Gökçe, 1940 Kuşağı şairlerindendir. Şair 1920’de Erzincan’ın Kemaliye (Eğin) ilçesine bağlı Çit köyünde dünyaya gelir. 1929’da ailesiyle Ankara’ya yerleşen şair ilköğrenimini Ankara’da tamamlar. 1948’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nin Türkoloji Bölümü’nü bitirir. Üniversiteyi bitirdiği yıl Türkiye Gençler Derneği üyeliğinden tutuklanır ve üç ay cezaevinde kalır. Cezaevinden çıktıktan sonra Yurtlar Müdürlüğü’nde işe başlayan Gökçe, 1951’deki Türkiye Komünist Partisi tutuklamalarında birçok kişiyle birlikte tutuklanarak yedi yıl hapis cezasına çarptırılır. Cezası tamamlandıktan sonra Çorum’un Sungurlu ilçesine sürgün olarak gönderilir. Sürgünlüğünün geri kalanını Ankara’da geçirmek isteği ile mahkemeye başvuran Gökçe’nin bu isteği kabul edilerek Ankara’ya gönderilir. Ankara’da sürgün günlerini geçirirken tekrar tutuklanır. Ankara, İstanbul ve İzmir dışında bir yerde sürgünlüğünü tamamlaması gerektiğinin söylenmesiyle memleketi olan Erzincan’ın Çit köyüne gitmeyi seçer. 1960 İhtilâli’ne kadar köyü Çit’te kalır. Ardından tekrar Ankara’ya yerleşir.

Enver Gökçe’nin  şiirleri Ant, Gün, Söz ve Meydan dergilerinde çıkar. İlk yayımlanan şiiri “Köylülerime” adını taşır. Bu şiir, şairin Ülkü  dergisinde bir süre düzeltmen olarak çalıştığı dönemde yayımlanır. İlk şiirinden başlayarak kendisine toplumcu gerçekçi bir yol çizen Enver Gökçe, şiirleri ve yaşamıyla 1940 Kuşağı’nın önde gelen isimlerindendir.

1981yılında hayata gözlerini yuman Enver Gökçe, altmış bir yıllık ömründe sadece iki şiir kitabı yayımlayabilmesine karşın şiirleri dilden dile dolaşarak toplumcu gerçekçi şiirin özgün örnekleri arasındaki yerini almıştır. “Halk edebiyatından Sümmani, Karacaoğlan, Kazak Abdal, Köroğlu ve Pir Sultan en beğendiğim ozanlar arasındadır. Her türlü sözlü halk ürünleri gibi, halk türküleri ve halk destanları gibi, bu ozanlar da beni etkilediler ve bana kaynaklık ettiler.”(Altınkaynak, 1977:206) diyen Enver Gökçe’nin halk türkülerine yaklaşan şiirlerini Mehmet H. Doğan şu ifadelerle değerlendirir: “ Gerçekten de 1940 Kuşağının çok az yazıp yayımlama olanağı bulabilmiş bu kendine özgü ozanı, tüm şiirlerini yalın halk diline, türkü söyleyişine dayanmıştır. Halk dilindekine benzer yalın, sade ve etkili anlatıma varışındaki giz, sözcükleri tıpkı yüzyıllardan süzülerek gelen türkülerdeki gibi kullanışındaki titizlik ve ustalık yatmaktadır. Geleneksel söyleyişten yararlanarak, güncel olanı verirken evrensel değerlere açılmaya çalışmıştır.” (Doğan, 1991: 72)

Enver Gökçe, 1940 Kuşağı sanatçıları gibi birçok zorluğa göğüs germek zorunda kalır. Şiirlerini halk için yazdığını söyleyen şair, halktan kopuk bir yaşam düşleyememiştir. “Sınıf edebiyatı” yaptığının özellikle altını çizen Gökçe’nin şiirleri halkın içinde bulunduğu yoksulluğa, zulme, faşizme ve emperyalizme başkaldırı niteliğindedir. Orhan Suda,  Enver Gökçe’yi şu ifadelerle tanıtır: “Bir evrenselliğin, yeryüzünün dört bir yanında hep beraber söylenecek büyük bir dünya senfonisinin bilinçli, yiğit ve usta işçisidir.” (Suda, 1973:9)

Bu çalışmamızda şairin 1973’te yayımlanan Dost Dost İlle Kavga ve 1977’de yayımlanan Panzerler Üstümüze Kalkar adlı eserlerinde yer alan şiirleri ile bazı dergilerde kalan şiirlerindeki “başkaldırı” teması/fikri/olgusu ele alınacaktır.

Başkaldırı

Başkaldırı, herhangi bir amaçla kurulu düzene karşı gelme, ayaklanma, boyun eğmeme anlamlarına gelmektedir. Başkaldırı içinde “hayır”ı barındırır. Albert Camus, başkaldırının çerçevesini çizerken şunları ifade etmektedir: “eğer hayır zihni ise bunun adı metafizik başkaldırma, fiili ise bu da tarihsel bir başkaldırmadır. Her iki başkaldırmada da hayır mutlak anlamda hayır olmayıp içinde bir evet’i öne sürer. Hayır’ın içindeki evet, başkaldırmayı nihilizmden ayıran taraftır ve başkaldırma olumlu bir değer yaratmak anlamına gelir.(Gündoğan, 1997:168)

Gerek yaşamı gerek şiiriyle kuşağının özgün şairlerinden biri olan Enver Gökçe, şiirlerinde halkın ezilmişliğini, sömürülüşünü, yoksulluğunu, faşizme ve emperyalizme olan karşıtlığını kaleme alır. Şair, halkın ve ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzlukları şiirlerinde sadece göz önüne sermekle kalmaz;  olumsuzlukların sonu için büyük bir mücadele içine girer. Şairin verdiği mücadele öncelikle dayatılan olumsuz koşullara boyun eğmeyerek başkaldırıyla başlar. Bu başkaldırı büyük bir bağırışın sesiyle ortaya konulur. Mehmet Ergün, Enver Gökçe’nin şiirinin yapısal bir özelliğini şöyle açıklar: “…haykıran bir şiir olmasıdır. Gerçekten de onun şiiri uysal uysal okunamaz.” (Ergün, 1973:31)

Enver Gökçe’nin şiirlerindeki başkaldırı faşizme ve emperyalizme, yoksulluğa ve bireyin kurulu düzende mahkum edildiği kaderine yöneliktir. Bu noktada Gökçe’nin şiirlerindeki başkaldırı Camus’un değimiyle tarihsel bir başkaldırıdır. Şairin şiirlerindeki başkaldırı eyleme dönüşmüş ya da eyleme dönüşüm için büyük bir çağrının şiiridir. Toplumcu gerçekçi şiirin özündeki başkaldırı tamamen siyasidir. Yani kurulu düzende rejime olan başkaldırıdır. Enver Gökçe’nin şiirleri siyasi başkaldırının somut örnekleri arasında yer alır.

Faşizm ve Emperyalizme Başkaldırı

Enver Gökçe, “itilmiş, tutuklanmış, sürgünlük yaşamış” bir kuşağın şairidir. Toplumcu gerçekçiliğin sakıncalı olduğu dönemin şairi olarak Gökçe’nin şiirleri büyük bir mücadelenin izlerini taşır. Asım Bezirci, Enver Gökçe’nin şiiri için şöyle der: “Gökçe, geçicideki sürekliyi, günceldeki yaşayanı bulup şiirine koyabilmiştir. Başka türlü söylersek, topluma, yaşadığı ülkenin gerçeklerine geleceğin gözüyle bakmıştır. Devrimci bir görüşle bakmıştır. Toplumda, çevresinde olup bitenlerin en özlü olanını, en temel olanını yakalayıp şiirine koymuştur.” (Bezirci, 1997: 113) Ülke gerçeklerine devrimci anlayışla yaklaşan Gökçe’nin şiirlerinde en çok faşizme ve emperyalizme başkaldırı dikkati çeker. Faşizm ve emperyalizmi birbirinden ayırmayan şairin şiirlerinde faşizm ve emperyalizm toplumun en tehlikeli düşmanları olarak şiirlerde ele alınır.

Enver Gökçe, şiirlerini halk için kaleme alır ve bu konuda; “Türk halkının hayatın her döneminde aktif olan, güzel olan, büyük olan bu halkın sanatını yapmaya çalışıyorum. Bence sanat her şeyden önce bu sınıfın yaşam kavgasındaki gücünü kudretini ortaya koymasındadır.”(Gökçe, 2012: 19) diyerek “sınıf edebiyatı” yaptığını ifade eder. Gökçe, kendisini halkı için mücadeleye adayan bir şairidir. Şair “ben” diye başladığı şiirlerinde bile “biz”i kasteder. Şair bu durumu şu ifadelerle sunar:

“Şiirde ‘ben’den başlayıp ‘ben’de biten bir tema evrensellik taşımaz kanısındayım. Gerçek şiirde şair bu ‘ben’i yok etmeli, ‘biz’e doğru açılmalıdır. Bunu yaptığı ölçüde, kişisel yaşam deneylerinden yola koyulmuş da olsa, geneli ilgilendirecek şiirler ortaya koyabilir. Koyabildiği ölçüde de özgül olanı zorlar. Bundan başka ‘ben’ toplumcu ve devrimci ozanlar için hiç de itibar edilecek bir şey değildir. Gerçek toplumcu şair odur ki, ‘ben’ derken daima ‘biz’i kasteder. Tikel olgularla uğraşırken bile onları genel olanla iç-içe verir. Zaten devrimciliğin ilk koşulu da budur: ‘ben’in tutsağı olmaktan sıyrılmak, kendini ‘biz’e adamak. Ben toplumcu bir ozan olarak şiirlerimde hep bu anlayışı sürdürdüm.” (Demirci,1973: 18)

İlhan Başgöz, Enver Gökçe için; “Enver’in şair olarak tanınması, sevilen ilk şiirini yazması ve dizelerinin dilimize düşmesi 1942’lerde oldu.” (Başgöz, 2006: 124) demektedir. Gökçe’nin şiire başladığı yıllar faşizmin dünyaya hızla yayıldığı, II. Dünya Savaşı’nda Naziler’in ölüm saçtığı bir dönemdir. Ülkemizde de dalga dalga yayılan faşizmin ve emperyalizmin taraftar bulması ve dünyadaki kıyımlar Gökçe’nin şiirlerindeki yerini alır. Şair, faşizm ve emperyalizmle olan savaşını şiirleriyle de ortaya koyar. Enver Gökçe faşizme ve emperyalizme karşı büyük bir nefret duyar. Bu nefretle faşizm ve emperyalizme karşı başkaldırıyı kendisine yol edinir. Dünyada emperyalizme ve faşizme karşı ayaklanan halkların yanında olduğunu açıkça ifade eden şair “İlk Adım” adlı şiirinde bu desteğini şöyle ortaya koyar:

Yıllardır kan içinde, sargı içinde
Unuttunuz mu
 Sevmesini, şakalaşmasını?
Çekik gözlüler,
Kıvırcık saçlılar, ablak yüzlüler!(Dost Dost İlle Kavga, s.62)

Gökçe, dünyadaki emperyalizme ve faşizme karşı olan halk ayaklanmalarına ülkemizi de katar. Dünyada demokrasi ve eşitlik adına kazanılmış zaferleri büyük bir coşkuyla izleyen şair sonunda ölüm olsa dahi emperyalizm ve faşizme karşı savaşacaklarını ifade eder. Çünkü amaç ülkemizde ve dünyada demokrasi ve eşitliği inşa etmektir. Bu nedenle “İlk Adım” adlı şiirinde “ben” anlatımıyla;

“Bir mermi de benden aslanım
Bir mermi de benden.”(Dost Dost İlle Kavga, s.62)
diyerek “biz”i kast eder. Gökçe, şiirindeki “biz” anlatımını şiirin devamında somutlaştırır ve şunları söyler:

“-Kız kardeşlerimiz, annelerimiz, şairlerimiz-
Dumdum kurşunuyla vursalar da
Her zaman böyle döğüşeceğiz:
Gırtlak gırtlağa, diş dişe, tank tanka
Demokrasi için, eşitlik ve hürlük uğruna”(Dost Dost İlle Kavga, s.65).

Toplumcu şairlerin bir görevinin de faşizm ve emperyalizmle savaşmak olduğunu hatırlatan şairin atacağı mermi de şüphesiz ki şiirleridir. Eşitlik ve demokrasi uğruna verilen mücadele, faşizm ve emperyalizme karşıdır. Şair, verilen bu kavgaya anneleri, kız kardeşleri ve şairleri de katar. Çünkü Enver Gökçe’ye göre sanatçı, “sosyal problemlerin, halk hayatının, sosyal davaların” ( Gökçe: 2012, 21) içinde olmalıdır ve şair, “dünyamızı insanca yaşanacak bir hale getirmek için şiiri ve sanatı sosyo-politik bir mücadelenin tanımlayıcı araçları” (Gökçe,2012: 20) olarak gördüğünü söyler.

Enver Gökçe’nin ülkede var olduğunu düşündüğü faşizmin zulmüne karşı sessiz kalamamasında şairin toplumcu gerçekçi olmasının etkisi vardır. Toplumcu gerçekçilikte dünyanın ve insanlığın içinde bulunduğu olumsuzluklar sadece göz önüne serilmez aynı zamanda bu olumsuzlukların bitmesi için mücadele ve başkaldırı söz konusu edilir. Enver Gökçe de ülkenin ve halkın içinde bulunduğu zulmü bir şair olarak dillendirmekle kalmaz aynı zamanda faşizm ve emperyalizme karşı büyük bir mücadele içine girer. Hemen hemen bütün şiirlerinde başkaldırıya dönüşen mücadelesinde ülkenin içinde bulunduğu olumsuzluklara haykırır ve kendisini de kavga olarak nitelendirdiği mücadeleye hazırlar:

“Oy nidem, nerelere gidem
Gel gör halimiz yaman!
Haramiler, bezirganlar elinden
Aman, el aman!
Kesilmiş mümkünüm, çarem</em
Vay ne hal olmuş memleket
Vay ne hal olmuş vatan!
 Güzel yârim İstanbul’dan ne haber?
Dil-Tarih’ten, Emekçi’den, Sendika’dan?..
Şiddetin sabahı yakındır
 Dayan dizlerim dayan” (Dost Dost İlle Kavga, s.87)

“Bir Milli Kurtuluş Türküsü”nde emperyalizme karşı birlik beraberliğe çağrıda bulunan şair şunları söyler:

“Zalım!
Hemi de kötü dinli gâvur,
Nasıl da bağdaş kurmuş toprağıma
Gülümü harmanımı savurur!
Kara gözlerini
Sevdiğim oğlan,
Bize oldu olan
Topla Antep’i, Çukurova’yı
İzmir’i, Urfa’yı, Konya’yı
Haydi ha!
Ne durusun Munzur!”(Dost Dost İlle Kavga, s.95)

“Bizim Caddelerimizde De” şiirinde şair, halkın üstüne doğrultulan faşist namluları tutan kolların elbet kırılacağını söyleyerek faşizme olan tepkisini ve onunla bitmeyecek mücadelesine yer verir:

“Bizim
Caddelerimizde de
Bayram
Olacak
Halkın,
Üstüne
Böyle
Kalksa da
Faşist
Namlular
Namert
Elleridir
En
Sonda
Bir
Bir
Kırılacak” (Panzerler Üstümüze Kalkar, s.29)

“Dayan Ha Yıkılma” da şair, ülkenin içinde bulunduğu yoksulluğu, faşizme olan tepkisiyle birlikte ele alır. Faşizm ve yoksullukla mücadelesinde “dayan ha yıkılma” diyen şair kendisiyle birlikte mücadelede yer alan halka da bu telkinde bulunur:

“Acı
Bir
Rüzgârdır
Eser
Dağlardan
Ovalardan
Kapkara
Kanını
 Kurutur
Yoksulların
 Sonra
Kıtlık
 Pahalılık
Ve
Faşizm
Dayan
 Ha
Yıkılma…(Panzerler Üstümüze Kalkar, s.33)

Verilen mücadelede Şahin Aydın, Kerim Yaman ve daha niceleri bir bir öldüyse “İnsan daha özgür olsun” diyedir. Enver Gökçe’nin mücadelesi insanı özgür kılmak içindir.

Nihat Behram, “usul usul büyü(yen) bir çocuğa” benzettiği Gökçe’nin şiirleri için şöyle der: “…bir katliamdan kurtulmuş bir çocuk gibidir: Her şeyi anlatan bakışlarıyla, usul usul büyür. Hıncını, öfkesini büyütür. Sevdasını, dileğini büyütür. Hesap sorulsun diye büyütür.”(Behram,1999: 26) Enver Gökçe’nin şiirleri halkın yoksulluğuna, kaderine, faşizm ve emperyalizme karşı büyük bir öfke içerir. Öfkesini “artık yeter” diyerek başkaldırıya dönüştüren Gökçe, “Karlı Kabalaklı Dağ” şiirinde:

 “Ne
Ayak
Bassın
Toprağıma
Koca
Götlü
İt
Suratlı
Gâvur
Ne
Kırk
Ayaklar
Yesin
 Ne
 Yılan
 Kırkan
Yani
İçerdeki
 Düşman
 Sütümü
 Ekmeğimi
Yoğurdumu”(Panzerler Üstümüze Kalkar, s.58)

diyerek emperyalizme ve faşizme olan karşıtlığını ortaya koyar. Faşizm ve emperyalizme karşı mücadele içinde olan ülkesine;

“Asi
İnsanlarınla
Berhudar
Ol
Muzaffer
Ol
Daha da
 Özgür
Ol..”(Panzerler Üstümüze Kalkar, s.59)

diyen şair, başkaldırının mücadelede oynadığı öneme vurgu yapar.

Enver Gökçe’nin kitaplarında yer almayan, “Ayaklar Baş Olacak” şiirinde yine başkaldırı vardır. Gökçe, bu şiirinde de sömürülen, zulüm gören halkı başkaldırıya çağırır. Şiirinde “Ayaklar Baş Olacak” ifadesiyle bir “devrim” vurgusu yapan şair, proletarya sınıfının yönetimde olacağı sosyalist bir ülkenin hayalini işaret eder:

“Ne kadar
Sınıf
 Ve
Tabaka varsa
Sömürücü
Kan İçici
Ve
Çanak yalayıcı
Ve
Ne korkar
Ne bulaşır
Lümpene kadar
Hepsini ben
Gömmeye gelmişim
Ayakları çıplak
Bir çığırtkan gibi
Avaz avaz
Haykırırım hâlâ
Ayaklar baş olacak
Ayaklar baş
Haydi ha …”( Bütün Şiirleri, s. 91)

Şairin sınıf edebiyatı yaptığının en somut örneklerinden biri olan şiir, işçi sınıfını başkaldırıyla geleceği inşa eden bir güç olarak okuyucunun dikkatlerine sunar.

Yoksulluğa Başkaldırı

Enver Gökçe, şiirlerinde halkın içinde bulunduğu yoksulluğa da başkaldırır. Şiirlerinde çoğunlukla yoksulluğu, emperyalizm ve faşizmle birlikte alan şair bazı şiirlerinde yoksulluğu tek başına ön plana çıkarır.

Enver Gökçe’nin Dost Dost İlle Kavga adlı eseri 1973’te yayımlanır. Bu eserdeki şiirlerin, hikâye etme üzerinden geliştiğini ifade eden Yaşar Güneş, şairin şiirlerini “…toplumcu şiir oluşumu içinde, hem yaşamaya dayalı kesinlikleri hem de siyasi yönsemeyi içermesi bakımından” (Güneş, 2012: 6)  dikkat çekici bulur.  Dost Dost İlle Kavga’da yer alan “Yusuf İle Balaban” destanında halkın içinde bulunduğu yoksulluğa başkaldırı dile getirilir. Gökçe’nin kaleme aldığı bu destanın büyük bir bölümü kaybolmuştur. Bu destan için şair şunları aktarır: “’Yusuf ile Balaban’ adlı denemeyi 1953 yılında yazmıştım. Denememde, Balaban adlı bir ağanın topraksız köylüler üzerindeki baskısını ve bu baskıya tahammül edemeyerek ağayı öldürüp mahpusa düşen bir köylüyü (Yusuf’u) anlatmıştım. Ağayı öldüren köylü (Yusuf) mahpusa düştükten sonra, toplumsal gerçekleri öğrenir; bilinçli bir insan haline gelir. Destanın elde kalan bölümlerinden birinde (Kirtim Kirt’te) bu oluşum yansıtılmıştır. Destan, doğayı ve insanı diyalektik bir gelişim içerisinde anlatan parçalarla sona eriyordu.”(Demirci, 1973: 20)

Eğinli olan Enver Gökçe, destanına yine Eğinli Bekir’in ağzından halkın yoksulluğuna ve bu yoksulluğa mahkûm edilen kadere başkaldırıyla başlar. Kimi zaman argo ifadelerle dile getirilen bu başkaldırı, dünyadaki mal mülkün eşitsiz dağılımına da yöneliktir. Buradan sosyalizme varan Gökçe, dünyadaki toprakların eşitlikle herkese yeteceği fikrine vararak bunu Bekir’in isyana dönüşen haykırışıyla ortaya koyar:

“Eğinli Bekir:
“Yıkılsın İstanbul dedi
Yıkılsın İzmir
Lan hani benim ekmeğim,
Bu ne bok kader
Toprağım yok, tarlam yok.
Ne kadar
Toprak var dünyada oysa
Ömrübillah herkese yeter” (Dost Dost İlle Kavga, s.39)
 
Bekir’in yoksul kaderini Eğin’deki diğer köylüler de paylaşır. Bekir’in herkese yetecek kadar toprakla dolu dünyada tarlası yoktur; Ahmet’in de, Mehmed’in de, Zeynep’in de yoktur. Aslında köylülerin yani emekçilerin hiçbiri toprak sahibi değildir. Bu durum köylülerin boyun eğeceği bir şey değildir ve köylüler içinde bulundukları duruma isyan etmektedirler:

Şöyle buyurdu ki Yusuf
 Dört kitaptan daha büyük:
Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik ve ışık kiminse
Demek sultan odur…”(Dost Dost İlle Kavga, s.46)

Kadere Başkaldırı

Enver Gökçe, daha dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte Erzincan’dan Ankara’ya yoksulluklarına çare bulmak ümidiyle göç etse de netice değişmez. Yani Ankara’ya yerleşmek de yoksulluk sorununu ortadan kardırmaz. DTCF’den mezun olduğu yıl cezaeviyle tanışan ve bundan sonraki hayatında da yedi yıl cezaevi ve sürgünlükle boğuşan şairin yoksullukla mücadelesi de bu süreçler içinde hep sürmüştür. Yaşadığı bütün bu olumsuzluklar onu kaderine başkaldırıya götürür. Şair “Meri Kekliğim”de “yeter çektiğim” diyerek kaderine söver:

Bir
Gotik
 Arpa
İçin
Sivas
Kapılarından
 Geri
 Çevrildiğimiz
Günleri
Defledik
 Meri Kekliğim
Yeter
Çektiğim”(Panzerler Üstümüze Kalkar, s.35

Şiirin devamında;

Kore
Dağlarında
Tabakam
Kaldı
 Mahpus
 Damlarında
 Özgürlüğüm
Hey
 Meri
Kekliğim
 Yeter
Çektiğin.”( Panzerler Üstümüze Kalkar, s.37)

diyen şair, “ben” ile başladığı kaderini “biz”e dönüştürür ve halk ile ve halk için mücadele edenlerin kötü kaderine de “artık yeter” der. Kirkor Yeteroğlu da, Enver Gökçe denilince; “ilkin acının ve direncin şairi geliyor aklıma. Onca çileye karşın düşüncelerinden ödün vermemiş, inandığı ve doğru bildiği yolda yürümüştü. Bu yüzden başına olmadık belalar gelmişti.”(Yeteroğlu, 2000: 22) tespitinde bulunur.

“Yusuf ile Balaban” destanında Yusuf yoksulluk ve sömürünün kurbanı olarak karşımıza çıkar. Yusuf, düzenin köylü olarak aleyhine oluşunu kabul eder. Bu durum beraberinde kadere başkaldırıyı getirir. Bunu Yusuf:

Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit (Dost Dost İlle Kavga, s.47)

ifadeleriyle ortaya koyar ve proletaryaya “Salın proletarya” diye seslenerek kendisiyle aynı kaderi paylaşan proletaryayı eyleme dönüşecek başkaldırıya davet eder.

Sonuç

1940 Kuşağı şairlerinden olan Enver Gökçe, özgün şiir anlayışıyla toplumcu gerçekçi şairler arasındaki yerini almıştır. Şiirlerinde halkın yoksulluğuna, emperyalizme ve faşizme olan başkaldırısıyla dikkati çeker. Gökçe’nin şiirlerindeki başkaldırı eyleme dönüşen ya da eyleme dönüşme çağrısı içeren şiirleridir. Bu yönüyle siyasi içerikli bu başkaldırı Albert Camus’un ifadesiyle “tarihsel başkaldırı” olarak karşımıza çıkmaktadır. Gökçe, halkın yoksulluk içinde kıvranmasına tepkilidir. Özellikle köylü insanının dünyada herkese yetecek kadar toprak varken; topraksız oluşuna olan tepkisini yine köylü insanın ağzıyla ortaya koyar. Faşizm ve emperyalizme karşı bir antitez yaratma girişimiyle sosyalizmin öngördüğü eşit, adil, özgür bir toplum hayaline ulaşır. Onun “başkaldırısı” baskıcı yönetim ve ideolojilerin karşısında bir çıkış yolu olmaktan öte kalıcı sonuçlar ortaya koyan bir antitezdir.

Gökçe, şiirlerinin de yayımlandığı yıllar olan 1940’larda dünyada esen faşizm ve emperyalizm rüzgârlarına karşı salt şair olarak değil aktivist kimliğiyle de yer almıştır. O, şiirlerindeki başkaldırıyı giriştiği bireysel mücadeleyle pratiğe de dönüştürmüştür. Şiirlerindeki mücadele biçimi “başkaldırı” odaklı olarak yerelden başlasa da evrensel bir bütünlüğe ulaşır.

Şiirlerinde bu evrensellik şairin her şiirinde “biz”i kast etmesiyle de somutlaşır. Onun biz dediği sadece Türkiye halkları değil emperyalizm ve faşizmle mücadele eden bütün dünya halklarıdır.

Sonuç olarak; Enver Gökçe’nin şiiri dünyadaki yoksulluğa, emperyalizme ve faşizme direnişin şiiridir. Bu direniş şiirlerde kendisini başkaldırıyla ortaya koyar.

Ayşe ERTUŞ
Yrd. Doç. Dr. Hakkari Üniversitesi, Türkiye
ayseertus@hotmail.com


REFERANSLAR 

Altınkaynak, Hikmet, (1977), Edebiyatımızda 1940 Kuşağı, İstanbul: Türkiye Yazarlar Sendikası Yayınları:2.

Başgöz, İlhan,  (2006)  Enver Gökçe İle Bir Nice Yıl, Haz: Mehmet Özer, Şiirimizin Işıklı Irmağı Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın, s.124.

Behram, Nihat, (1999) , Yok Edilmiş Bir Halk Cevher: Enver Gökçe, Varlık, S. 1106,  s. 26.

Bezirci, Asım, (1997), Temele Gül Dikenler, İstanbul: Evrensel Basım Yayın, 2. Baskı.

Demirci, Suphi Kenan, (1973) Enver Gökçe İle Bir Konuşma, Gökçe, E, Dost Dost İlle Kavga, İstanbul: Yücel Yayınları, s.18-20.

Doğan, Mehmet H.,(1991), Toplumcu Gerçekçilik Nâzım Hikmet ve 1940 Kuşağı, Adam Sanat, S.62, s.72.

Ergün, Mehmet, (1973), Enver Gökçe Şiiri, Gökçe, E., Dost Dost İlle Kavga, İstanbul: Yücel Yayınları, s.31.

Gökçe, Enver, (1973), Dost Dost İlle Kavga, İstanbul: Yücel Yayınları, 1. Basım.

Gökçe, Enver, (1977), Panzerler Üstümüze Kalkar, İstanbul: Doğrultu Yayınevi, 2. Basım.

Gündoğan, Ali Osman, (1997),  Albert Camus ve Başkaldırının Felsefesi, İstanbul:  Birey Yayınları.

Gökçe, Enver, (2012) Kendi Diliyle Özyaşamı,  Bütün Şiirleri, Evrensel Basım Yayın, 3. Basım, s.19-20-91.

Güneş, Yaşar, (2012) Enver Gökçe’nin Şiiri İnsan Daha Özgür Olsun Diyedir, Evrensel Kültür, S.242, s.6.

Suda, Orhan, (1973), Enver Gökçe Çit Köyü Halkından, Gökçe, E., Dost Dost İlle Kavga, İstanbul: Yücel Yayınları, s.9.

Yeteroğlu, Kirkor, (2000), Fedailer Mangası’ndan  Biri, Evrensel Kültür, S.107, s.22.