Ekokırım Çağında Direniş: Dünya Genelinde Doğa Savunucuları Hedef Alınıyor 

Toprak, su, orman ve yaşam için mücadele edenler dünyanın dört bir yanında öldürülüyor. Kapitalist “kalkınma” projeleri, ekoloji aktivistlerini hedef haline getiriyor.

Dünyanın hemen her köşesinde ekoloji aktivistleri yalnızca doğayı değil, adaleti de savunuyor. Ancak bu savununun bedeli giderek ağırlaşıyor. Global Witness raporuna göre sadece 2023 yılında 177 doğa savunucusu öldürüldü. Cinayetlerin büyük bölümü Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’da gerçekleşti. Hükümetlerin “kalkınma” adı altında yürüttüğü madencilik, enerji ve tarım projeleri, doğayı korumaya çalışanları sistematik olarak hedef haline getiriyor.

Ölümle sınanan direniş

Ekoloji aktivistlerinin ölümleri, artık münferit olaylar değil; yapısal şiddetin göstergesi. Devletlerin, çok uluslu şirketlerin ve organize suç ağlarının çıkar ortaklıkları, doğa mücadelesini en tehlikeli insan hakları alanına dönüştürmüş durumda.

2016’da katledilen Berta Cáceres, Honduras’taki Lenca halkının kutsal topraklarını baraj projelerine karşı korumaya çalışırken öldürüldü. Cinayetinin arkasında enerji şirketi DESA’nın yöneticileri ve askerî bağlantılar bulundu. Onun ölümü, Latin Amerika’daki doğa savunucularının nasıl bir ölüm hattında yaşadığını gösterdi.

Benzer biçimde Filipinler’de Gloria Capitan, kömür taşımacılığının çevreye zararına karşı çıktığı için öldürüldü. Duterte döneminde çevre mücadelesi, doğrudan bir devlet baskısı alanına dönüştü.

Amazon’dan Nairobi’ye: Doğanın nöbetçileri susturuluyor

Brezilya’da Amazon ormanlarını koruyan yerli lider Paulo Paulino Guajajara, yasa dışı keresteciler tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü. Guajajara, “Ormanın Muhafızları” adlı yerli örgütün üyesiydi ve ölümü, Amazon’un yalnızca bir çevre meselesi değil, yerli halkların varoluş mücadelesi olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Kenya’da Joannah Stutchbury, Nairobi ormanlarını betonlaşmaya karşı korumaya çalışırken suikasta uğradı. Cinayeti, kentsel rant politikalarının Afrika’da doğayı nasıl “ekonomik kaynak” olarak gördüğünü açığa çıkardı. Kolombiya’da ise Gonzalo Cardona, nesli tükenmekte olan Sarı Alınlı Papağan türünü korurken öldürüldü. Kolombiya, hâlen dünyada en çok çevre aktivistinin öldürüldüğü ülkelerden biri.

Kadınlar ön safta, şiddetin hedefinde

Latin Amerika’da ekoloji mücadelesinin ön saflarında kadınlar var. Ancak bu, aynı zamanda onların daha çok hedef alınması anlamına geliyor. Nikaragua’da María Loáeza, kadın hakları ve doğa savunusu mücadelesi yürütürken 2018’de kayboldu. Onun gibi birçok kadın aktivistin akıbeti hâlâ bilinmiyor.

Uganda’da çevre suçlarını soruşturan savcı Joan Kagezi, enerji projelerindeki yolsuzluk dosyaları nedeniyle suikasta uğradı. Bu cinayet, çevreyi korumaya çalışanların yalnızca doğayı değil, politik çıkar ilişkilerini de tehdit ettiğini ortaya koyuyor.

“Kalkınma” maskesi altında ekokırım

Ekoloji aktivistlerinin öldürülmesi, sadece bireysel suçların toplamı değil. Bu ölümler, ekonomik büyüme mitinin ardına gizlenmiş küresel bir ekokırım rejiminin parçası. Maden ruhsatları, enerji ihaleleri, otoyol ve baraj projeleri “kalkınma” adıyla meşrulaştırılırken, bu projelere itiraz edenler “düzen karşıtı” ya da “gelişme düşmanı” ilan ediliyor.

Ancak gerçek basit: Doğayı savunmak artık yaşamı savunmak anlamına geliyor.
Ve bu mücadele, sınır tanımayan bir tehdit altında yürütülüyor.

Analiz: Ekolojik adalet mücadelesi, yeni insan hakları hattı

Bugün Honduras’tan Filipinler’e, Kolombiya’dan Türkiye’ye kadar doğa savunucuları, yalnızca çevreyi değil, hakikati ve yaşamın kendisini koruyor. Ancak küresel sistemin yönü hâlâ ekolojik değil, ekonomik merkezli. Bu nedenle çevre mücadelesi, 21. yüzyılın en politik alanlarından biri haline geldi.

Ekolojik adalet, artık yalnızca çevre sorunu değil; insan hakları, demokrasi ve yaşam hakkı meselesidir.


  • NHY /  Guardian, Al Jazeera, Mongabay, DW