Aslı “Yataksızlıktan” değil, “Duyarsızlıktan” öldü!

İzmir Sevgi Yolu’ndaki tezgâhında takı satarak hayatını sürdürmeye çalışan “Aslı Özkısırlar” isimli genç kadın, ağır kronik rahatsızlıkları nedeniyle tedavi olabilmek için hastane sırası beklerken yaşamını kaybetti.

Sosyal medyada ise, ardından dökülen timsah gözyaşları yüzünden tsunami oldu.

Evet, ne yazık ki sistem böylesine çürümüş ve vahşi!.. Hem de sadece bugün değil, ezelden beri…

Her böylesi trajedide, ne halt olduğunu çok iyi bildiğiniz devlete lanet yağdırmaktan başka yüreğinizden ve elinizden hiçbir şey gelmiyor; gelenleri de her türlü iftira ile karalayarak bin pişman ediyorsanız, timsah gözyaşlarınızda boğulun ey şarlatanlar!
Ünlüsünden ünsüzüne, politiğinden apolitiğine, meğer ne çok insan varmış Aslı’nın durumundan haberdar olan… Meğer mağduriyetini anlattığı twitter paylaşımlarındaki çığlıklarını duymayan kalmamış.

Duymuşlar da ne yapmışlar peki?

Sağlık bakanına ve diğer ilgili kişilerle kurumlara yağdırdığı tweetlerini kalp basarak ve de benzer lanetlerle paylaşarak en kolayından ve ucuzundan popülist tatminler yaşadıkları bir “muhalifcilik oyunu” oynamaktan başka hiçbir şey!
Hiçbiri Aslı’yı özel hastaneye yatırabilmek için bir dayanışma kampanyası başlatmayı düşünmemiş. Düşünen tek tük kişi olduysa bile, buna cesaret edememiş.

Niye?

Çünkü aynı günlerde Rabia Mine ve Tamer Dursun isimlerindeki iki şair-yazar, yüreklerini koyarak yaptıkları yardım kampanyaları yüzünden “dolandırıcı” damgası yediler. Biri iki diğeri bir aydır, kendilerine tek bir delil göstermeksizin iftira atan şer odaklarıyla mücadele ediyorlar.

Sosyal medya iki aydır birtakım kirli şahıslar tarafından herkesin zihnine ve kalbine itinayla şüphe tohumları ekilen bu organize kötülük ile çalkalanıyor. Artık hangi duyarlı birey, muhtaç durumdaki kişilerle dayanışmaya cesaret edebilir ya da kim, en güvendiği insanın çağrısına bile şüpheyle bakmadan kampanyalara destekte bulunabilir sorarım size?

Sözde politik, partili, örgütlü vs olanların çoğunun ne olduğu ise zaten ortada!.. Varsa yoksa klişe sloganlar atarak gövde gösterisinde bulunsunlar; ara sıra göstermelik yardımlar topladıkları kişiler hariç, insanların çaresizliklerine -tıpkı Aslı’nınkine olduğu gibi- seyirci kalarak, sadece devlete lanetler yağdırsınlar; ölüp gittikten sonra da ardlarından salya sümük ajitasyonlar çekerek prim toplasınlar.

Bir yandan da Rabia Mine ve Tamer Dursun gibi elini taşın altına koyan insanlara iftira çukurları kazsın; onların şahıslarında bütün dayanışmacıların ve dayanışmaların güvenilirliğine keyf için şüphe düşürerek, muhtaçları daha da yalnızlaştırsınlar! Sonra da kendilerini ezilenlerin hakkını koruyan aydın, yazar, sol muhalif akil insanlarmış gibi pazarlayarak piyasa yapsınlar.

Aralarındaki ajan provokatörler, habis sosyopatlar, büyük büyük sözde sol muhalif isimler ve kurumlar ile organize olarak, olay örgüsünü resmen ters yüz etsinler; sonunda da arkalarına aldıkları büyük büyük sözde muhalif yayın organlarında yayınladıkları manipülasyonlarıyla iftiracıları -aldıkları haklı tepkileri bahane ederek- mağdur, suçluları suçsuz, linççileri linç kurbanıymış gibi gösterip, kamuoyuna derin devletinkileri aratmayacak karanlıkta bir algı operasyonu çekerek pisliklerinin üstüne tüy diksinler!
İlahi komedya!

Kendi adıma konuşmam gerekirse; ben yaklaşık dört ay önce, acil ameliyat olması gereken kalp hastası bir sayfa arkadaşımın mağduriyetini öğrendiğim anda bir dayanışma çağrısında bulundum. Sadece iki gün içinde ameliyat parasının çok üzerinde -25 bin tlye yakın- bir rakam toplanmasını, üste bir de çocuğuna burs bağlanmasını sağladım.

Karşılığı ne oldu peki?

İtibar cellatları tarafından, “dolandırıcı” olduğum damgasını yemek!.. Üstelik de dayanışmacılara, sadece lise öğrencisi kızının İsmail Beşikçi Vakfı’ndan aldığı burs hesabını verdiğim halde…

Tıpkı bundan üç sene önce, yine ameliyat olabilmesi için dayanıştığım lenf ödem hastası için toplanan 80 bin tl’ye yakın paranın her kuruşu da sadece şahsın “sayfamın ortasında yazdığım şahsî hesabına” yatırıldığı halde, buradan bile bir dolandırıcılık iftirası çıkarmak için yırtınacak kadar insanlıktan çıktıkları gibi…

Keza Tamer Dursun ve eşi Aysel Toraman-Dursun da senelerdir insanlarla hiçbir şekilde ırk, din, ideoloji, inanç ayırmaksızın yaptıkları dayanışmalar nedeniyle, tıpkı benim gibi üzerlerine hiçbir delil gösterilmeksizin atılan benzer bir iftiraya kurban edildiler.

Şimdi de en çok bu iftiracılar, bu aşağılık itibar cellatları zırlıyor Aslı Özkısırlar’ın arkasından!.. Şahsıma düzenlenen komplonun ardındaki unsurların başta gelenlerinden olan; yani ölüm oruçlarına karşı yazılarım yüzünden biriktirdikleri kinin intikamını almak için bana “dolandırıcı” olduğum iftirasını atmış bulunan malum kişiler en çok zırlayanlar arasında örneğin…

Aynı şekilde, Sayın Tamer Dursun’un iftiracıları da en salya sümük timsah gözyaşlarını akıtanlar…

Evet, “zırlıyorlar” diyorum”; evet, “döktüklerinin timsah gözyaşı” olduğunu söylüyorum; çünkü sergiledikleri iğrençliğin adı ağlamak değil, zırlamaktır; timsah gözyaşıdır!

Değil mi ki bu haysiyet cellatları dayanışmayı “ezilenlerin inceliği” olmaktan çıkarıp, resmen “dayanışanların ezilmesine” dönüştürdüler; bundan sonra kendileri ile dayanışma yapılmaktan korkularak ölüme gönderilecek olan bütün ezilenlerin vebali onların boyunlarında olacaktır!!

Bu gerçek böylece biline!

Bugün dünya güzeli bir genç kadın, ardından zırlayan herkes sadece 50 tl verse idi, en lüks özel hastanede tedavi görebilecekken, göz göre göre mezara girdi!

Hain ve karanlık arka plânları, kirli şer ittifakları, tiksinç egoları, kibirleri, hasetleri ya da ucuz popüler olma sevdâları uğruna “dayanışma ezilenlerin inceliğidir” sözünü fütursuzca kirleterek iyi insanların yüreklerine korku ve şüphe tohumları ekenler, timsah gözyaşlarında boğulsunlar!

Sayelerinde dünya çok daha kötü bir yer oldu artık. Kına yakabilirler.

Rabia MİNE
Latest posts by Rabia MİNE (see all)