“Adalet” için yürüyoruz…

Telefonum çalıyor, ilk fırsatta gideceğimi, yerinde görmek istediğimi söylediğim arkadaş arıyor. “Abi biz gidiyoruz bir kişilik yerimiz var istersen gelebilirsin” diyor.

Çabucak hazırlanıp yola çıkıyorum.

Uzun bir yolculuk biraz tedirginim. Anlaşabilecek miyiz diye de telaş yapıyorum. Yol arkadaşlarımı gözlemliyorum.

Hiçbir şey umduğum gibi olmuyor. Sıcak bir ortam, herkes heyecanlı. Çoktan yapılmalıydı diyor biri. Katılanlar oluyor, karşı çıkanlar.

“Geç olsun da güç olmasın” diyenin söylediğiyle kapanıyor tartışma.

İlk gözlemim, beni davet eden arkadaşla paylaşıyorum, “CHP, yaşlanmış bir parti” diyorum, otobüsteki yol arkadaşlarımı gösteriyorum, içlerinde kendimi bir hayli genç duyumsadığımı söylüyorum.

Bu tespitim, yürüyüş kolunu yakaladığımız yerde hemen değişecek. Görüşümü revize etmekte zorlanmıyorum gördüğüm manzara karşısında. Genç, orta yaşlı, yaşlı her yaştan katılımcı var. Son yıllarda sıkça karışımıza çıkan gerçek, kadınların oranı her toplumsal olayda olduğu gibi yine çoğunlukta.

Mola yerlerinde bir araya geliyoruz. Sabaha yürüyüş başlamadan orada olma telaşı var çoğunda. Bu yüzden molalar kısa kesiliyor, sohbetler yarıda kalıyor.

Ben her fırsatta yürüyüşün nereye kadar olacağını, nerede biteceğini sorguluyorum. Soruyorum.

Nerede bitecek bu yürüyüş?

CHP’ye güven olmaz önyargısıyla, yol arkadaşlarımı zorluyorum, önyargımı haklı çıkarmaya çalışıyorum. “Diyelim Enis Berberoğlu hükümetin atacağı geri adımla serbest bırakıldı…”

Amacına ulaştı bu eylem diyen olacak mı diye bekliyorum. Kimsenin orada durmak gibi bir niyeti yok. Çünkü herkes kendi yaşadıklarından adalete ihtiyacı olduğunun farkında.

Bir kadın partili, sosyal medyada paylaşım yaparken bile korktuğunu söyledikten sonra biraz öfkeli “bu kadar da olmaz” diyor. Sonra herkes kendi gündelik yaşamından yaşadığı adaletsizliklerin örneklerini veriyor, elektrik faturasından söz ediyor biri, “kayıp kaçak bedeli” haksızlığı diyor. Sonra bir diğeri kredi kartından kesilen haksız kesintileri, geri alamadığını anlatıyor. Belediyelerin mafyalaştığını anlatıyor bir diğeri, Danıştan kararını hiçe sayarak her belediyenin park mafyasına döndüğünü, evlerinin önünde park eden araçlara bile park cezası yazdığını anlatıyor. Anlıyorum ki Enis Berberoğlu bir bahane, toplum üzerindeki ölü toprağını atmak istiyor. Korku duvarını yıkmak istiyor.

Cep telefonları hep elde. Haberler takip ediliyor. Daha çok “Adalet Yürüyüşü” kimleri kızdırmış, kimler sevinmiş onlar paylaşılıyor. Erdoğan’ın tehdit kokan sözlerine, Kılıçdaroğlu’nun sözleriyle cevap veriliyor, “Hadi oradan, pabuç bırakmayız biz bu tehditlere” deniyor. Türküler söyleniyor, yeniden. Eller çırpıyor…

CHP’nin Kürt Meselesinde ne diyeceğini tam bilmez hallerini bildiğimden oradan yokluyorum. Tartışma başlatıyorum. “Bu yürüyüş Edirne’ye kadar sürse nasıl olur” diye soruyorum.

Bir anlık buz gibi bir hava eseceğini beklerken, Selahattin Demirtaş’ın hatırı sayılır bir sempati ile karşılandığını görüyorum. İlk tepkiler sıcak, onu da kapsaması gerektiğini söylüyorlar. Büyük haksızlık yapıldığına inanıyorlar. Altı milyon oy almış, bu ülkenin yasal partisine yapılanları doğru bulmadıklarını söylemekten çekinmiyorlar.

Bunları duymak benim için yeni olduğu kadar, CHP tabanı içinde yeni bir söylem. Bir asker emeklisi “çok yanlış yaptık” diye başladığı konuşmasında aktif askerlik döneminde 45 yaşlarında bir Kürdün asker kaçağı olarak kışlaya geldiğinde Türkçe bilmediği için yediği dayağı anlatıyor.

“Böyle bir haksızlık, böyle bir zulüm olur mu?” diyerek sözlerini bitirmeden adalet yürüyüşünün herkesi, her kesimi kapsaması gerektiğini söylüyor.

Ben “ama” diyerek biraz daha deşmek istemeye hazırlanırken, “Amasız fakatsız olmalı” diyor.

Yolculuğun sonlarındayız. Herkes heyecanlı. On bir saat süren yolculuğun sonunda geç kalacağız telaşı yaşanıyor otobüste. Uzaktan konaklama yeri gözüküyor. Herkes ayağa kalkıyor.

Saate bakıyoruz, az sonra başlayacak yürüyüş. Biz vardığımızda Kemal Kılıçdaroğlu, karavandan çıkıyordu. Alkışlar “adalet adalet” bağrışmaları arasında yürüyüşe geçmek üzere…

Yazının devamı için tıklayın…>>>

Hasan KAYA
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları