Türkiye’de 2020 yılı çevre açısından yıkıcı oldu… 

2020 yılında 1000’den fazla yeni maden ruhsatı verilerek madenciliğin çevrenin yok edilmesinin önü açıldı. Yeni çıkarılan yasalarla Türkiye Avrupa’nın çöplünü alan, kelimenin en yalın anlamıyla Avrupa’nın çöplüğü oldu.

2020’den önce başlayan bir süreçten söz ediyoruz. Türkiye’nin önemli çevre sorunları madencilik kaynaklı olduğunu görüyoruz.  Maden arama faaliyetlinin en yoğun yaşandığı bölgelerin başında Kaz Dağları geliyor. Fatsa bir başka öne çıkan bölgelerden biri oldu. Siyanür ile madden arama girişimlerine karşı kitlesel eylemler yapıldı. Hükümet bu yoğun eylemler karşısında Kanadalı Alamos Gold şirketinin ruhsatını yenilemedi. Kaz Dağlarında yerli ve yapancı şirketlerin madden araması sürmekte ve sorun henüz çevrecilerin istendiği düzeyde bir çözümden çok uzak.

Türkiye’nin neredeyse her yerinde, sürmekte olan madden arama ile doğa yok ediliyor. Şimdilik öne çıkan Kaz Dağları, Fatsa, Artvin, Erzincan’da bu çevrecilerin karşı çıkışı devam ediyor. Bu karşı çıkışlar yer yer kitlesel bir boyut kazanarak Hükümeti zor durumda bırakıyor.

Ancak Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kaz Dağlarında da maden arama ruhsatlarının verildiği ortaya çıkıyor. CHP’den Ali Öztunç sadece 2020 yılı içinde 1000’den fazla maden arama ruhsatının verildiğini söylüyor.

“2020 yılı Türkiye’de çevre açısından kötü bir yıl oldu” diyen Öztunç, “Bu coğrafyada ülkeye gelmiş geçmiş çevreye en düşman hükümet Ak Parti hükümeti” yorumunda bulunuyor.

Öztunç, çevre konusunda 2020’yi kötü bir yıl olarak değerlendirmesinin sebebi olarak da siyanürle altın ayrıştırmayı gösteriyor. “Kuzeyden güneye, doğudan batıya her yerde siyanürle altın ayrıştırmasına hükümet izin veriyor” diyen Öztunç, “yabancılara dağların, denizlerin, ovaların peşkeş çekildiğini” iddia ediyor.

Nükleer felaket riski

Türkiye’nin siyanürlü maden araması ve dünyanın çöpünü alan, çöplüğü olmasının yaratığı riskler artarken, hızla nükleer bir felaketin de alanı olmaya doğru hızla gidiyor.

Yapımı süren Mersin Akkuyu’daki nükleer santrali sürerken Sinop’ta da bir santral yapılacağı giderek daha fazla konuşulmaya başlandı.

2020’de salgın riski ve inşaat sahasında çok sayıda vakaya rastlanmasına rağmen Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının yapımına devam edildi. Akkuyu Nükleer Santrali doğa için oluşturduğu riskler tartışılırken, Türkiye ekonomisine getireceği olumsuz etkileri de gündeme gelmeye başladı. Akkuyu Nükleer Santrali yapmakta olan Rus şirkete verilen elektirik alım garantileri köprü ve otoyollara verilen garantiler gibi ülke ekonomisi için ağır yükler getireceği tartışılıyor.

İklim değişikliği Türkiye’de de hissediliyor.

Kısmen kurak geçen 2020 yılı su kaynaklarının sanıldığı kadar yeterli olmadığı, Türkiye’nin aslında su fakiri bir ülke olduğunu bir kez daha gösterdi. İklim değişikliğinin kendini Anadolu coğrafyasında da kendini giderek hissettirmesi, kuraklıktan bağımsız olarak gelecekte yaşanacak su sıkıntısının asıl kaynağı olarak gözüküyor.

Artan su baskınları, seller ve toprak kaymalarına dikkat çeken bilim insanlarının bütün bu yaşananların iklim değişikliğinin bir sonucu olduğu görüşlerini doğruluyor. Gerekli önemler alınmaz, çevre ile barışık politikalar uygulanmazsa 10 canın kaybına neden olan Giresun benzeri sel baskınlarının sıklıkla yaşanacağı uyarısı yapılıyor.

Hızlı iklim değişikliğinin neden olduğu orman yangınlarının da kaçınılmaz olduğu dünya örneklerinden de görülmekte. 2020 yılı bir çok orman yangının da yaşandığı bir yıl oldu.

HES hala gündemde

Bundan birkaç yıl önce ülkenin gündemini yoğun bir şekilde meşgul eden hidroelektrik santral projeleri 2020’de çok fazla konuşulmadı. Ancak, kurulmuş olan HES’lerin çevreye verdiği zarar sürüyor.

Çevrenin hızlı tahribi ve risklerin armasına karşı, 2020 yılı çevre duyarlığının da artığı bir yıl oldu. Örneğin, Change.org’da 2020’de başlatılan kampanyaların 938’i çevre başlığı altında. Bir yıl önce bu sayı 784’tü. Bu da sorunların ve kamuoyundaki farkındalığın yıllar içinde daha da arttığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

2020 yılı biterken, Erdoğan’ın Eskişehir’de çevrecileri hedef alan söylemi, mücadelenin yükselmesini engellemeyecektir. Çevre eylemlerine katılan, çevreye sahip çıkanların yaş ortalamasının giderek düşmesi, çocuk yaşta çevrecinin giderek daha çok öne çıkması, bu mücadelenin yeni başladığının da ip uçlarını veriyor….

 

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları