Sivil İtaatsizlik ve Direnme Hakkı

Sivil İtaatsizlik ve Direnme Hakkı Direnme hakkı, sivil itaatsizliği anlamada kilit rol oynayabilecek bir kavramdır.  Freeman’a göre direnme, başkasının eylemi veya iradesi karşısındaki psikolojik, fiziki her türdeki muhalefeti kapsayarak, zorlamaya karşılık geliştirilen bir savunma hareketidir.[1] Doktrinde de, bireylere baskı ve zulüm karşısında özgürlüklerini korumak için son çare olarak direnişe başvurma hakkı tanınmıştır. Nitekim bu hak, pozitif hukuka da sirayet etmiştir.

Zalime karşı direnme hakkı, resmi olarak ilk kez 4 Temmuz 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ile kabul edilmiş ve açıklanmıştır. Direnme hakkı en geniş ifadesini ise Fransız İhtilali metinlerinde bulmaktadır. Günümüzde baskıya karşı direnme kendini başlıca iki biçimde gösteriyor: Pasif direnme ve aktif direnme. Zora ve şiddete başvurmaksızın baskıya karşı koyma yolu pasif direnmedir. Pasif direnme konusunda, bu kavramın öncüleri sayılan, Henry David Thoreau, Gandhi ve Martin Luther King, şiddeti asla onaylamamış, saldırısız direnmeden yana olmuşlardır. Aktif direnme ise ifadesini kuvvet ve gerekirse şiddetten almakta, isyan ya da ihtilal hareketi olarak adlandırılmaktadır.[2] Binaenaleyh, sivil itaatsizliğin temelinde şiddetsizlik olması, onu aktif direnmeden uzaklaştırmakta, pasif direnişe yaklaştırmaktadır.

Sivil itaatsizliğin bir hak olup olmadığı tartışmasında Ökçesiz, “Küçük direnme hakkıdır” diyerek; sivil itaatsizliğin direnme hakkı ile doğrudan ilgisini ortaya koymuştur.[3]

Sivil İtaatsizliğin Meşruluğu

Sivil toplum örgütleri, toplumların demokratikleşmesinde ve insan hakları mağdurlarına yardımda bugün önemli bir fonksiyonu üstlenmektedir. Ancak sivil toplum örgütlerinin bu tür faaliyetlerini profesyonel anlamda kurumsallaşmadan uzak görünen sivil itaatsizlik uygulamalarıyla karıştırmamak gerekir. Çünkü sivil itaatsizler, eylem planlarına rağmen, daha çok bir hareket tarzında örgütlenmişlerdir. Sivil itaatsizlik edimi, demokratik ve hukuksal çözümler işletildikten sonra başka çare kalmayan durumlarda söz konusu olabilmekte, bu tür eylemlere başvurma son çare olarak kabul edilmektedir. Adil bir yaşam beklentisi içindeki gruplar, demokratik hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak amacıyla eylemlere başvurduklarında, taleplerinin karşılanması için mevcut yasa kuralı ya da kurallarına bilerek aykırı davranarak, siyasi karara karşı çıkışlarını anlatmaktadırlar. Bu noktada yasa kuralının çiğnenmesinden doğan yaptırıma razı olma biçiminde şekillenen, edimin içtenliğine duyulan inançtır. Yasaya aykırılık içeren bu tür eylemlerde meşruluk önemli bir sorundur. Sivil itaatsizlik, demokratik hukuk devleti idealinde bulunan ortak yarar ve değerlerin gerçekleştirilmesine yöneldiğinden, kendi içinde meşruluk sorununu da çözmüş olmaktadır. Sivil itaatsiz, yapılan eylemleri belirtilen değerlere ulaşmada araç olarak tanımlar.[4]13

Sivil itaatsizlik, her şeyden önce bir “Siyasi İfade” biçimidir. Kişi, bireysel ya da kitlesel bir davranışla, kural dışı protesto yürüyüşü, açlık grevi yapabilir, bir parktaki ağaçların kesilmesine karşı çıkabilir, ya da gecekondu yıkımına gelen dozerlerin önüne çıkarak pasif direniş gösterebilir. Demokratik Hukuk Devleti’nde, siyasi ifadeler ya sistemle bütünleşir, korunur, kurumsallaşır; ya da sistem dışında bırakılır, yasaklanır. Bu kritik çizgiyi belirleyen faktör, her şeyden önce siyasi ifadeye yüklenen “şiddet” unsurudur. Sivil itaatsizlik, şiddet unsurunu taşımayan bir muhalefet tipi, ya da siyasi ifade biçimi olduğu ölçüde sistemin içinde kalan, ama yeni hukuk devleti anlayışında birey olmanın bir ifadesi olarak düşünülmektedir.[5]

Hakkaniyetsizliğe karşı pasif bir direnme hakkı içeren sivil itaatsizlik, Ökçesiz’e göre[6] de “Hukuk devleti idealini doğuran ve temellendiren, aydınlatmacı doğal hukuk anlayışının sonucudur”.

Liberal devlet, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin çiğnenmesini önlemek amacıyla, bireyin siyasi mekanizma içinde yer almasını sağlamış, bunun sonucunda da her yurttaş siyasi hayata yön verme olanağına kavuşmuştur. Maddi ve manevi baskılara karşı korunan birey, bu korunmayı düşünce, basın, inanç, toplanma, dernek kurma özgürlükleriyle gerçekleştirmektedir. Siyasi otoritenin özgürlükleri çiğnemesine engel olmak için bireyin yönetime katılması, çağdaş demokrasilerin ön koşulu durumundadır.[7] Demokratik bir hukuk düzeninde devletin meşruluğu ve devamı, devletin, onu oluşturan bireylerin istekleri ve seçimleri doğrultusunda hareket etmesine bağlıdır. Bu noktada bireyin/toplumun iktidarın keyfiliğini engelleyebileceği ve haklarını savunabileceği yollar ortaya çıkmaktadır.

Demokratik hukuk düzeni, adaletsizlikler karşısında bireye kendini savunma ve koruma hakkını tanımıştır. Sivil itaatsizlik, haksız bir uygulamaya karşı bütün yasal yollar denendikten sonra girişilen “yasadışı” bir eylemdir. Ancak yasadışı eyleme girişmek ilke olarak yasadışı örgütlenmeyi ya da eylemi savunmak anlamına gelmez. Sivil itaatsizlik, toplumsal sözleşmenin çiğnenmesinden duyulan kaygıyı dile getirmek için başvurulan bir tepki türüdür. Bu anlamıyla sivil itaatsizlik yasadışı ancak “meşru” bir eylem olarak değerlendirilir.

* Av., Ankara Barosu


[1] Freeman, Harrop, Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş İçinde, 2. Baskı, (Çev. Hakan Arslan), Vadi Yayınları, Ankara 1999, s. 109.

[2] Kapani, Münci, Kamu Hürriyetleri, 7. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 1989,  s. 314.

[3] Ökçesiz, Hayrettin,  “Sivil İtaatsizlik Hakkı”, Yeni Türkiye Dergisi, KasımAralık/1997, s. 159.

[4] Anbarlı, Şeniz, “Bir Pasif Direnme Modeli Olarak Sivil İtaatsizlik”, CÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 1, Nisan/2001, s. 324.

[5] Çağlar, Bakır, “Sivil İtaatsizlik Olgusunun Değerlendirilmesi” konulu Sempozyum, Argumentum Dergisi, Temmuz-Aralık 1993, yıl 3-4, Sayı 36-41, s. 651.

[6] Ökçesiz, Hayrettin, “Sivil İtaatsizlik Hakkı”, Yeni Türkiye Dergisi, KasımAralık/1997, s. 159.

[7] Göze, Ayferi, Liberal Marxiste Faşist ve Sosyal Devlet, 3. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 1995, s. 19.