Sevinçleri, gülmeleri kelepçeli suskunluğumuz

Çok gülmek korkutuyor bizi; küçükken kulağımıza söylenen “çok gülme çok ağlarsın” sözleri geliyor derinlerden biryerlerden
Güvenmek korkutuyor bizi; zihnimizin bağları arasında dolasan ve “kazık yersin” diye diye bizi geçmiş kotu hayat tecrübelerine bağlayan ve güvensizlik içinde yasanan şüphe sarmalında bir yasam

Paylaşmak korkutuyor bizi; Yaradanın veya doğanın sonsuz nimeti içinde kendi inandığımız kıtlık zihniyeti ile cimri ruhlara dönüşme ve yalnızca bir kefen ile gideceğimiz bu duyanda hala kefene cep dikmeye çalışma gayreti içinde buluyoruz o tuhaf halimizi

Kendimizi sevmek korkutuyor bizi; önce aile sonra okul sonra çevre diye genişleyen çemberin dayattığı doğrular ve yanlışlar silsilesi kaplıyor her yerimizi. Kendimizi olmak zorunda olduğumuza inandırdığımız ve toplum içinde var olma çabası içindeki “ben” ve var olan ve saf varlığımızı, özümüze hizmet eden “ben” arasında ki boşluk yüzünden yaşadığımız gel git ve ikilemler, arada kalmışlığın boğucu havasızlığına çekiyor bizi

Başka bir yüreği sevmek korkutuyor bizi; almak ve vermek olarak gordüğümüz ilişki çemberi ve kendini bırakamama ve teslim olamamanın o garip endişesi kaplıyor tüm hücrelerimizi

Hayallere dalmak korkutuyor bizi; gerçeğin acımasız sandığımız ve yapmaya mecbur olduğumuz sorumluluklar listesi ve bilinçli olacağım derken yaşamın en büyük mucizesinden bilinçdışını uzaklaştırma hali
Ve en kötüsü yaşamak korkutuyor bizi;

Sonu belli bir senaryoda başkalarının bizim için yazdığı rolleri üstlenerek, yada sadece arka koltukta oturan ve izleyen bir seyirci gibi boş gözler ve boş bir yürekle geçiyor bu ömür denen yaşam hikayesi. ..

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları