Dersim’de Melelik (Mille-Xoce) üzerine bir deneme

Doğan Munzuroğlu

Son günlerde Alevilerin hakka uğurlama ritüeli üzerine çok fazla söz edildi. Alevilerin Şiileştirilmesi gündemde iken ister istemez konuya duyarlılık artıyor. Dolayısıyla olguyu anlamak yerine karşı tarafı sıkıştırma amaçlı tartışmalar öne çıkıyor. Konuyu anlamak için yapılan çalışmalar ise henüz gün yüzüne çıkmadı. Benim yazacaklarım ise konuyla bağlantılı olmakla birlikte bölge inancının neresinde olduğu tam olarak anlaşılmayan mılle(mele-xocê) kavramı ile ilgili; Yaşadığım bölgede hakka uğurlama (şi heqiya xo) kavramından çok meyit wadardayne (cenaze kaldırma) kavramı kullanılır. Cenaze merasiminde mersiyetüründen deyişler ve kuran birlikte okunurdu. Bir örtü ya da cacımla örtülen cenazenin üzerinde Qajigo ailesinden zakirler sabaha kadar deyiş söylerlerdi. Gündüz ya da gece ölü üzerinde mutlaka saz çalınarak deyiş okunurdu. Usıve Qajigo, Mıstafa ve Zeynele Qajigo yan yana dizilir birbirine yaslanarak ayakta deyiş okurlardı. Üçünün de elinde tembur olurdu. Okurken sağa sola hafif yaylanarak gırtlaklarının en titrek pozisyonunda deyiş okurlardı. Cenazenin başının üzerinde ve ayaklarının altında birer mum yakılırdı. Kul Himmet’ten, Pir Sultan’dan, Şah Hatayi’den deyişler okunurdu. Daha sonra ölü dışarı çıkarılır, cenaze yıkanırken kuran okunurdu. Cenazenin üzerine para atma merasimi ve mezara gömme anında da kuran okunurdu. Ölü gömülmeden önce mezarın başında cenaze namazına  durulurdu. Eskilerin anlattığına göre cenaze namazı sonradan kuran bilen meleler ortaya çıktıktan sonra yaygınlaşmıştır. Yakın bir zamanda bölgeden bazı ailelerin bireyleri Harput’a giderek kuran eğitimi almış ve ölü gömme geleneğinde kuran böylece ortaya çıkmıştır. Bölgedeki yaşlıların anlatımıyla Mehmet Bayrak’ın yazdıkları örtüşmektedir. Bayrak, Abdülhamit’in Dersimlilere çocuklarını aşiret mekteplerine gönderme karşılığında onlara İslam’ı öğretecek kaynaklar ve dini temsilciler gönderdiğini yazmaktadır.

Dersim’de mele sıfatıyla anılan çok sayıda kişinin var olması dikkat çekicidir. Abdülhamit’in girişiminden önce bölgede mılle(mele) sıfatlı kişilerin var olup olmadığını bilmiyoruz. Mele sıfatıyla anılan kişilerin tarihin hangi döneminden beri bölgede varlık gösterdikleri bilinmemekle birlikte sosyal yaşamdaki yeri açısından çok da eski olmadığı söylenebilir. Dersim’de Melelerin işi; nikah, ölüm, sünnet gibi durumlarda kuran okumaktır. Çoğu kez ebced hesabı, fal(remil-rimal) büyü gibi işler de yapmaktadırlar.

Dikkatli bir araştırma, günümüzde kısmen iç içe geçmiş olsalar da melelik ile pirlik ve rehberlik kurumlarının birbirinden farklı kurumlar olduğunu ortaya koyabilir. Bölgenin otantik örgütlenmesi olan pirlik ve rehberlik kurumunun melelikle nerede buluştuğu ve nasıl bir etkileşim sonucunda iç içe geçtikleri de araştırma konusudur. Eski Dersim’de cem ayini boyunca tek bir Arapça dua (kuran) okunmadığından yola çıkarak bu iki işin birbirlerinden bağımsız ve farklı zamanlarda etkin olmuş kurumsallaşmalar olduğunu söyleyebiliriz.

Konuyla ilgili yazılıp çizilenlerin farklılığı gösteriyor ki tembur eşliğinde hakka gönderme geleneği dersimin bütününde yaygın bir gelenek değil. Yani merkezi İslam ile tanışmadan önce standartlaşmış bir gelenek yok. Temburla ölü gömme geleneğinin Ovacık’ın ova köylerine ait bir uygulama olduğunu söylememiz gerekiyor. Ve en az beş yüz yıllık bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz. Geleneğin takipçileri olan Qajigo ailesi bu geleneği dedelerinden devraldıklarını söylemektedirler. Ama melelerin ve Arapça duanın bölgede oldukça yeni olduğunu söyleyebiliriz. Nuri Dersimi bölge insanının kurana ne kadar yabancı olduğunu Hatıratım adlı kitabında yazdığı bir anısıyla ifade etmektedir. Bölge halkının mılla sıfatlı kişileri küçümsediğini, kendisinin elindeki not defterini kuran zannedip “evimizde kuran okumayın bize uğursuz geliyor” dediklerini aktarır.(Hatıratım: 114-115 Doz yayınları) Misyoner dedelerle gelen Türkçe sözlü, miraçlamalı, on iki hizmetli cemlerin ise melelerden bağımsız belki de onlardan önce bölgeye geldiğini söylemek mümkündür. Devreşcemal ocağına mensup bazı pirlerin mılla unvanıyla anılması da gösteriyor ki melelik pir ocaklarının da ilgi gösterdiği bir meslektir. Hayri Dede Munzur Dergisi’nin 45.Sayısında çıkan bir makalesinde 1600 ve 1800 yılları arasında atalarından üç kişinin “mılla” unvanıyla anıldığını yazar. Seyit Mılla Hüseyin, Seyit Mılla Hasan ve Seyit Mılla Ahmet diye üç kişiden söz eder. Kureşanlı bava Mahmut Yıldız internet üzerinden yayın yapan Munzur tv de geçmişte Mıllalığın Seyit Sabunlar ve Sarı Saltuklar tarafından yapıldığını belirtmektedir. Sözü edilen ocakların Dersim bölgesine gelişleri çok eski değildir. Özellikle Abdülhamit ve sonrasında bölgeye gönderilen meleler sürecinde bazı Alevi ocak zadelerin de medreseye gitme, kuran okuma gibi girişimlerde bulunduğu söylenebilir. Qajigo ocağından Zeynel dedenin belirttiğine göre bir dönem Çedage(Koyungölü) köyündeki Alabas Ocağı’na bağlı rehber ocağı olan Qajigu ailesinden Harput’a kuran eğitimi görmeye gidenler döndükten sonra ölü gömme anında kuran ve tembur eşliğinde deyiş okuma ritüelini bir süre birlikte devam ettirmiş, sonradan deyiş okuma geleneği giderek ikinci plana itilmiştir. Qajigo ailesinden bir dönem Ali Bıra melelik yapıyorken onun ölümüyle Zeynel dede bu işi üstlenmiştir.

Çok eski zamanlardaki ölü gömme geleneği üzerine fazla bilgi edinmek mümkün değildir. Bin yıl önceki ritüelleri bilme şansımız yok ama 1700 yıllarından beri bölgede mele sıfatıyla adlandırılan kişilerin varlığından söz edilebilir. Melelik sıfatının daha çok Kürt din ulemaları için kullanıldığını kabul edersek meleliğin dışarıdan gelen Kürt aşiretlerinin kendileriyle getirdiği bir sıfat olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar Sünni İslam’ı benimsemiş ailelerdir ya Osmanlı devleti tarafından gönderilen görevlilerdir. Ayrıca bölge halkı gidip Elazığ vb illerde medrese eğitimi alarak bu görevi üstlenmiş olabilir. Bir dönem kendi içinde bir eğitim gerçekleştirdikleri de anlaşılmaktadır.

Bu ihtimallerin tümü de doğru olabilir. İster dışarıdan, dış etkilerle oluşsun, ister bölge insanının talebiyle oluşsun melenin Dersim’de Osmanlı şeriatının asimilasyon faaliyetinin bir kolu olduğu bir gerçekliktir. Meleler bölge inancını değiştirirken bölge inancı da meleleri dönüştürmüştür. Batı dersimde, Yeşilyazı (Zeranige) köyünde Erenler ailesinden Xıde Cenci’nin melelik yapmasından, Osmanoğlu adıyla Ziyaret köyüne yerleşmiş Sünni bir melenin cenaze ve dinsel ritüellerde kuran okuması, mele sıfatıyla bölgede varlık gösteren onlarca ailenin yaşamını sürdürmesi gösteriyor ki bölge halkı bu tür etkilere açıktır. Yani Batı Dersim ya esnek bir yapı gösteren inancı gereği dış etkilere açıktır ya da melelik kurumuna yabancı bir toplum değildir. Dikkat çekici olan bir nokta da zamanla pir veya rehber statüsüne sahip ocakların da zamanla melelik yapmaya başlamalarıdır. Kanımca bu durum alevi inancının yoğun baskı altında olduğu, pir ve rehberlerin ekonomik sıkıntı yaşadığıdönemlerde görülmeye başlanmıştır.

Eğer pirlik rehberlik kurumunu bölgenin dinsel bir kurumu olarak kabul eder ve Dersim toplumunun en etkili dinsel otoritesi sayarsak dinsel hiyerarşide mele gibi bir unsura yer yoktur. Bölgenin sosyal tabakalaşmasıyla uyumlu olan mürşitlik, pirlik, rehberlik üçlüsü taliplik, musahiplik, kirvelik üçlüsüyle uyum içindedir. Talip pir rehber ilişkisinde mele yoktur. Musahiplikte, cemde camatta(cıvat) mele yoktur. Melelik kurumunu bu hiyerarşinin neresine koyacağız? Mele, bu işleyişe yabancı bir unsurdur.

Öyleyse bu unsura neden ihtiyaç duyuldu?
Melelik Dersim’in İslam’la (devletle) arayı iyi tutma girişimlerinden biri olabilir. Çeşitli dönemlerde devletten gelen baskılar veya telkinlere verilen cevap niteliğinde de olabilir. Dersimli bazı aşiret liderleri İslam’a yakınlıklarını göstermek için bu yola başvurmuş olabilirler.

Melenin pirlik, rehberlik, mürşitlik hiyerarşisinde bir yere koymak mümkün değildir. Pirler ve mürşitler soylarını ehlibeyte dayandırırlar ve dinsel vasıfları soyları boyunca babadan oğla geçer. Belli aşiretler belli pir ocaklarının talibidirler ve bu ilişki yüzyıllar boyu sürmüştür. Melelikte bu kuralların hiçbiri geçerli değildir. Bir şekilde Arapça eğitim görmüş, Kuran okuyan herkes mele olabilir. Melenin ehlibeyt’e dayanmak, seyitlik gibi dertleri yoktur. Melenin oğlu mele olmak zorunda değildir. Bir bölgede bulunan mele herhangi bir aşiretten herhangi birinin nikahını kıyabilir, cenazesinde kuran okuyabilir. Bu hizmet karşılığında bir gelir de elde eder. Eski Dersim insanının okuma yazma ve kuran ile ilişkisi meleler aracılığıyla başlamıştır diyebiliriz. Raya Heqi inancının dewreş ve pirleri bütün bilgilerini sözlü ocak geleneğiyle edinirler. Çoğunlukla okuma yazmaları yoktur. Buyruk okuyanların sayısı iki elin parmaklarını geçmez ve istisnadır. Bütün bilgiler sözlü hafızalarından aktarılmaktadır. Erdebil kaynaklı misyoner dedelik sürecinden sonra bile Buyruk adlı yol kılavuzunu okumak ancak birkaç ocak zade pir’e nasip olmuştur.

Batı Dersim’de melelik gibi kurumsal yapıların varlığı biraz da devletin Dersim’e yönelik icraatlarını daha çok Batı Dersim üzerinden gerçekleştirdiğinin bir kanıtıdır. Osmanlı şeriatının ve batı kaynaklı misyoner ve gezginlerin giriş kapısı Hozat ve Çemişgezek’tir. Çarsancak ve Kuzuçan üzerinden bir yönelme de söz konusudur. Bunu da dikkate almak gerekir. Bu yüzden ilk mecliste yer alan mebuslar da bu bölgedendir. Dersim’in diğer bölgeleri ulaşılmazdır. Peri Çarsancak bölgesi egemen devletlere açıktır. Çemişgezek eskiden beri devlet egemenliğinin sancak merkezidir. Osmanlının birçok girişimi bu kapılardan girmektedir. Ovacık’ın ova bölgesi de birçok seferin uğrak noktasıdır. Ovacık’ta melelik gibi yapılanmaların varlığı da bu hareketliliği ispatlamaktadır. Melelik yapan aileler muhtemelen sonradan bölgeye gelen ailelerdir.

Esasında binlerce yıllık ataerkil yapı doğal olarak Dersim’de de güçlüdür. Alevi inancına mensup toplumların etnik, kültürel yapılarından dolayı bazı gelenekleri ve ritüelleri vardır. Melelik de bir şekilde inançla iç içe geçmiş, sentezlenmiştir. Dışarıdan gelen ritüellerin bir kısmı Alevi inancıyla sentezlenip inançsal bir görünüm arz edebilir. Bir kısmı da, inancın ilkelerine ters düşmüşse eğer inancı kendine benzetmeye çalışır. Ör: Alevi inancında kız çocuklarına miras vermeme konusunda bir ibare yoktur ama Dersim’de benim zamanıma kadar kızlara miras verilmemiştir. Oğlu olmayan evli bir erkek ikinci bir kadınla evlenmiştir. Oysa idealde Alevilik tek eşlidir. Bölgeye gelen Alevi dedeleri, ocak sahipleri ve pirler bu işleyişe müdahale etmemiş, hatta bu sisteme ayak uydurmuşlardır. Başköylü Hasan Efendi bile, kadınları yüceltmesine rağmen erkek çocuğu olmayan birinin ikinci bir kadınla evlenebileceğini söyler. Dersim halkı Müslüman olmamasına rağmen Dersim’de Müslüman şeriatını andıran uygulamalar az değildir. Melelik bunlardan biridir. Kız çocuklarına miras vermemek, çocukların ve kadınların büyüklerle sofraya oturmaması, aşiret reislerinin veya toprak sahibi erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi, genç kızlarda bekaret aranması, (Kadının böyle bir hakkı yoktur.)kız çocuklarının okutulmaması gibi. 1939 ve sonrasında köylerden kız çocuklarını toplayıp Elazığ’da Kemalist ideoloji ile şekillendirip Türkleştirme çalışmalarının baş mümessili olan Sıdıka Avar, Dağ Çiçeklerim adlı kitabında bölge halkının kız çocuklarını okula göndermemek için evlendirdiklerine dair onlarca örnek sunmaktadır. Bizim köyde okula giden ilk kız çocuğu benim ablamdı. Ondan önceki hiçbir kız okumamıştı. Tüm bu uygulamalar Alevi inancının uygulamalarıdır diyemeyiz. Ama inancın bir figürü gibi görünmektedirler. En azından Alevi olarak bilinen bölge halkı bu gelenekleri de sürdürmüştür. Alevi toplumunun benimsediği bazı uygulamalar aslında ataerkil toplumun genel uygulamalarıdır. İster Alevi olsun, ister Müslüman olsun bu gelenekler ataerkil yaşamın gelenekleridir. Ataerkillik inançlardan daha eski, daha genel ve kapsayıcı bir süreçtir. Günümüzün bilinen büyük dinleri de ataerkilliğin içinde doğmuşlardır. Ataerkillik Aleviliği de içine alan derin, tarihsel bir süreçtir.