Arap ülkelerinin toprak alma aşkı nerden kaynaklı?


Son yıllarda birçok Arap ülkesi, ülkemizde de toprak sahibi olmaya başladı. Özellikle birinci derece tarım arazilerini seçiyorlar. Bunun asıl nedeni dünya genelinde görülmeye başlayan gıda krizi ve Biyoyakıt kaynaklı enerjiye duyulan aşırı ilgiden kaynaklıdır. Son zamanlarda ülkemizde de Biyoyakıt ve Biyokütle kaynaklı enerji santralleri mantar gibi aşırı bir şekilde çoğalmaya başladı. Bu alanda yapılan yatırım ve verilen teşvikler ise tarımsal alanda bir yıkıma neden olmaktadır. Ayrıca hızlı bir şekilde oluşan gıda krizi ise, gelişmiş ülkelerin, geri kalmış ülkelerde toprak satın alarak veya kiralayarak, krizi bu yolla atlatmaya çalışıyorlar.

Bu konuda Vandana SHIVA’nın yazdığı Yeryüzüyle Barışmak kitabından birkaç alıntı ile, toprak alımında başı çeken ülkeleri göreceğiz. Toprakları istenen ülkeler listesinde ülkemizin olmasıda ayrıca dikkatimizi çekmektedir. Özellikle Birleşik Arap Emirliklerinin bu alanda öne çıkması ise daha fazla ilgi alanımıza giriyor. Kitapta aynen şunlar yazıyor: “Dünyadaki gıda krizi ve biyoyakıtlara olan talep, araziyi stratejik bir varlık haline getirmiştir. Morgan Stanley, Ukrayna’da 40 bin dönüm tarım arazisi satın almıştır….Birleşik Arap Emirlikleri arazi kıtlığı yaşanan Pakistan’dan 900 bin dönüm ve Sudan’dan 378 bin dönüm arazi elde etmiştir. (s.142)” Bu çabalar gıda sektörünün artık önümüzdeki dönemde stratejik bir sektör haline geldiğini ve bu konuda elini çabuk tutanların kazanacağı bir alan haline geldiğinin kanıtıdır. Yazar devamında şunları aktarıyor;

“FAO/IFAD’ın “Arazi Gaspı ya da kalkınma Fırsatı” başlıklı raporunda Mali’deki 10 bin dönümlük proje ve Madagaskar’da 450 bin dönüm tarımsal yakıt tesisi dahil Afrika’da iki milyon dönümün yabancı yatırımcılara devredildiği tahakkuk edilmiştir. Temmuz 2009’da, Etiyopya hükümeti ticari çiftlikleri geliştirmek için yatırımcıların 1.6 milyon hektar alan almasına ve bunun 2.7 milyona kadar genişletilebilmesine müsaade etmiştir. (s.143)” Bu alanda ileri kapitalist ülkeler ve belli sermaye odaklarının çoğu gözünü bu alana dikmiş ve yeni alanlar elde etmek için canhıraş yarış içindeler.

Yazar devamında ise hedefteki ülkeleri ve hedefe alan Arap ülkelerini işaret ediyor; “Petrol zengini Körfez ülkeleri; Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de arazi avındadır. Topluca gıda üretimlerini dışarıdan tedarik ediyor ve Myanmar, Kamboçya, Endonezya, Laos, Filipinler, Tayland, Vietnam, Türkiye, kazakistan,Ukrayna, Gürcistan, Uganda ve Brezilya’dan arazi arıyorlar. Kamboçya, Katar ve Kuveyt’e 600 milyon dolar karşılığında geniş sulak alanlar kiralamıştır. (s.143-144)” Adı geçen körfez ülkelerinin hepsi de gıda tedariklerini dışardan sağlıyorlar. Görünür olan gıda krizi karşısında bu yola başvuruyorlar. Arap ülkeleri yöneticilerinin ülkemize karşı gelişen ilginin asıl nedeni; verimli tarım arazilerimizi alarak, sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyorlar.

Aslında bu tarım topraklarını alma ve kiralama işini, batılı ülkeler çok önceden başlatmışlardı. Özellikle Hindistanda ve Bengaldeş’te ABD firmalarının toprak alması çok daha ileri yıllara dayanmaktadır. Diğer gelişmiş ülkelerde farklı geri kalmış ülkelerde toprak almayı gerçekleştirmişler. Ve gıda tekelini ellerinde tutarak, geri kalmış ülkeleri kendilerine daha bağımlı hale getirmeye çalışıyorlar. Son yıllarda petrol zengini Arapların, ülkemizde mülk edinme ve bu mülk edinme ile birlikte vatandaşlık kazanmaları boşuna değil. Edinilen mülkler yoluyla gıda sektöründe söz sahibi olmaları kaçınılmazdır. Olay sadece toprak edinme ile sınırlı olmasa gerek. Bunun su üzerinden de belli hesaplarının olması kaçınılmazdır. HES’ler ile özelleşen suların pazarlanması da söz konusu olabilir. Buna dikkat etmek gerekiyor.