‘Yasın beş evresi teorisi’ nasıl gelişti, hangi alanlara uyarlandı?

Lucy Burns

İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme… Bunlar yasın beş evresi olarak biliniyor. Yaşadığımız üzücü olaylarda çoğu insanın bu aşamalardan geçtiği varsayılıyor.

Öyle ki büyük şirketlerin bile yapacakları önemli değişikliklerde bu evreleri gözeterek adım attığı söyleniyor.

Koronavirüs salgını sürecinde de duygu dünyamızda bu aşamalardan geçtiğimize işaret eden bir mülakat büyük ilgi gördü.

Peki herkes üzüntüyü, yası aynı şekilde mi yaşar?

İsviçreli psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross 1969’da yayımlanan Ölüm ve Ölmek Üzerine adlı kitabında, hastalara ölüm teşhisi konduğunda hangi duygusal aşamalardan geçtiğine dair bir sınıflandırma yapmıştı.

  • İnkâr: “Hayır, ben değilim, doğru olamaz bu”
  • Öfke: “Niye ben?”
  • Pazarlık: “iyi tavır” yoluyla ölümü geciktirme çabaları
  • Depresyon: hastalığa tepki gösterme ve ölüme hazırlanma sürecinde yaşanır
  • Kabullenme: “Çıkılan uzun yolda son durak noktası”

Kübler-Ross bunları “savunma mekanizmaları, çok zor durumlarla başa çıkma yolları” şeklinde tarif etmişti.

Ancak Kübler-Ross bu başlıkların her birine kitabında bir bölüm ayırmış olsa da bu süreç sadece beş evreden ibaret değildi; şok, hazırlık, umut gibi başka 10-13 aşamadan da söz ediliyordu.

Elisabeth’in oğlu Ken Ross da annesinin, herkesin ille de bu evreleri ve bu sıralama ile yaşayacağı fikrine kapılmadığını belirtiyor.

Kitap kısa sürede en çok satanlar listesine girdi; dünyanın her yerinden hastalar ve doktorlar Elisabeth’i mektup yağmuruna tuttu.

Farklı alanlarda kullanılan teori

Bu beş evre teorisi giderek daha popüler oldu; doktor ve terapistlerin eğitiminde kullanıldı, hastalara ve ailelerine bunlar temel alınarak bilgi verildi.

Öyle ki Uzay Yolu’ndan (Star Trek) Susam Sokağı’na kadar televizyon dizilerinde bile bu evrelere atıf yapıldı. Yüzlerce müzisyen ve sanatçı ondan esinlendiği gibi karikatürlerde mizah konusu da oldu.

Bu aşamaları birçok farklı duygusal deneyimlere uygulayan binlerce akademik araştırmaya da konu oldu. Bunlar arasında, atletlerin kariyerlerine son veren yaralanmalara hazırlanması ve Apple’ın iPhone 5 modeline tüketicilerin tepkisi gibi konular da var.

Bu evreler idari amaçla da kullanılıyor. Boeing’den IBM’e birçok büyük şirket, büyük değişime gittikleri dönemlerde çalışanlarını idare etmede Kübler-Ross Değişim Eğrisi adını verdikleri bir yöntem kullanıyor.

Pandemi sürecine uygulanması

Kübler-Ross ile birlikte Yas ve Yas Tutmak adlı kitabı yazan David Kessler, bu evrelerin koronavirüs salgını sürecine de uygulanabileceğini söylüyor. Harvard Business Review dergisine verdiği mülakat, bu kriz dönemini anlamladırmaya çalışan birçok insan açısından önemli bir kaynak olarak görüldü ve elden ele yayıldı.

Bu mülakatta Kessel bu evreleri pandemi sürecinde şu şekilde uygulamıştı:

“Başlangıçta bolca inkâr oldu: Bu virüs bizi etkilemez. Sonra öfke geldi: Beni evde kalmaya zorluyor, hareketlerimi engelliyorsunuz. Pazarlık evresinde: Tamam, eğer sosyal mesafe kuralına iki hafta uyarsam her şey yoluna girecek, değil mi? Ardından üzüntü başladı: Bu ne zaman bitecek bilmiyorum. Sonunda kabullenme aşamasına varıldı: Bunlar oluyor, nasıl yol alacağıma bakmam lazım.

“Tahmin edeceğiniz gibi güç, kabullenmede yatıyor. Kabullenme ile kontrolü ele geçirdiğimizi düşünüyoruz. Ellerimi yıkayabilirim. Sosyal mesafe uygulayabilirim. Sanal ortamda nasıl çalışacağımı öğrenebilirim.”

‘Yol haritası’

Columbia Üniversitesi Kayıp, Travma ve Duygu laboratuvarı başkanı klinik psikoloji profesörü George Bonanno, bu modelin “bir yol haritası” olarak görülebileceğini söylüyor.

“İnsanlar acı çekerken ‘Ne kadar sürecek? Bana ne olacak?’ bilmek isterler. Tutunacakları bir şey ararlar. Evreler modeli de onlara bunu sağlıyor.”

Sosyal psikoloji uzmanı Charles A Corr ise “Size bu durumlarda olan insanları kategorize etmek için kolay bir yol sunuyor” diyor.

Ancak Bonanno, bu sınıflandırmanın yarardan çok zarar verebileceğini söylüyor. “Bu aşamalardan geçmeyen insanlar, ki çoğu insanın öyle olduğunu söyleyebilirim, üzüntüyü ve yası yanlış tecrübe ettiklerini düşünebilir… Bundan dolayı terapiste gitmeleri gerektiği sonucunu çıkarabilirler.”

Üzüntünün ve yasın beş aşamalı olduğuna dair somut bir veri de yok aslında. 2007’de yayımlanan ve kısa bir süre önce bir yakınını kaybetmiş insanlarla mülakatlara dayanan bir araştırmada, Kübler-Ross’un sıraladığı aşamalar farklı kombinasyonlar halinde görülmüş, fakat tüm aşamalarda hakim olan duygunun kabullenme olduğu sonucuna varmıştı. İnkar (ya da inanmama) düşük seviyede kaydedilmiş, en baskın ikinci duygunun ise bu aşamalarda adı geçmeyen ‘özlem’ duygusu olduğu belirtilmişti. Ancak bu araştırma da seçici örnekleme ve bulgularını aşırı abartma nedeniyle daha sonra eleştirilmişti.

David Kessler ise akademide tartışmalar devam etse de, işi gereği karşılaştığı yas ve üzüntü yaşayan insanların bu teoriyi hala anlamlı gördüklerini söylüyor.

Charless Corr da Kübler-Ross’un yasla ilgili sınıflandırmayı yaparken ‘evre’ veya ‘aşama’ sözcüklerini kullanmamış olsaydı belki bugün daha iyi bir yerde olacağını, ancak o zaman da insanların belki bu kadar dikkatini çekmemiş olacağını belirtiyor.

Corr, tıbbi semptomlar gibi beş sabit aşamadan söz edilmesinin Kübler-Ross’un çalışmasından çıkarılması gereken asıl dersleri gölgelediği kanısında.

Ross, ölüm hakkında daha rahat konuşulması gerektiğini düşünüyor, ölümcül hastaların bu teşhisle başa çıkabilmesine, bakıcıları ve aile üyelerine yardımcı ve destek olmak istiyordu. Ayrıca insanların yaşamın sınırsız olmadığını ve mümkün olduğunca iyi yaşamak gerektiğini anlamalarını istiyordu.

1983’te BBC’yle yaptığı mülakatta, “Ölüm döşeğindeki insanlar bize sadece ölümü değil yaşamı da öğretebilir” demişti.

Time dergisi 1999’da Kübler-Ross’u 20. yüzyılın en önemli 100 düşünürü arasında sıralamıştı.

İniş süreci

Ancak daha sonra çalışmalarının merkezine ‘ölümden sonra neler oluyor?’ sorusunu alıp, ölümden dönen insanlar ve ruhlarla bağlantı kuran medyumları araştırmaya başladığında mesleki itibarını da yitirmeye başladı.

1979’da bağlantılı olduğu Jay Barham adlı bir medyumun adı kadınların taciziyle ilgili bir skandala karışmıştı.

1980’lerde ABD’nin Virgina bölgesinde bölge sakinlerinin itirazlarına rağmen ölmek üzere olan AIDS hastaları için bir huzurevi kurmuş, 1995’te çiftlik evi yakılmış ve Ross, art arda felç geçirmişti. Arizona’daki oğlu Ken’in yanına taşınıp son yıllarını orada geçirdi.

Amerikan televizyonunun ünlü ismi Oprah Winfrey ile yaptığı son mülakatında kendi ölümü ile ilgili duygularını “sadece öfke, öfke, öfke” şeklinde ifade etmişti.

Ken ise “Ne yazık ki kamuoyu onun kendi aşamalarını yaşamasını istemedi. Ölümün büyük doktorunun melek gibi davranıp durumu hemen kabullenmesini istedi, ama hepimiz yas ve kayıp ile farklı şekillerde başa çıkmaya çalışıyoruz” diyor.

David Kessler’e göre yas ve üzüntünün anahtarı anlamlandırmada yatıyor. Kessler bunu Ross’un ailesinin izniyle onun evreler listesine altıncı evre olarak eklemiş.

“Anlam bulmanın milyonlarca farklı yolu var. Örneğin, ‘sevdiğim kişinin ölümü beni daha iyi bir insan haline getirdi’ veya ‘onun ölümü olmaması gereken bir şekilde oldu, bu yüzden dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmem lazım ki başkaları aynı şekilde ölmesin’ gibi.”

Farklı teoriler

Charles Corr, Hollandalı araştırmacılar Margaret Stroebe ve Henk Schut’un geliştirdiği “ikili süreç modeli”ne işaret ediyor. Buna göre, yas sürecindeki insanlar, kayıplarını hazmetme ile hayattaki yeni zorluklara hazırlanma arasında gidip gelirler.

Bonanno ise yas için dört farklı yön tespit ettiğini söylüyor. Çoğu insan dayanıklılık gösterip depresyona girmezken, bazıları kronik yasa bürünüp yıllarca ondan kurtulamaz, bazıları daha önce yaşadıkları depresyonun depreştiğini, bazıları ise sevdiklerini kaybettikten sonra ruh hallerinde bir iyileşme bile hissedebilir.

Bonanno, çoğunluğun sonunda bu durumdan çıkıp normale döneceğini belirtiyor, ancak bu sınıflandırmanın yasın evreleri teorisi kadar net olmadığını da kabul ediyor.

Yas, kontrol etmesi zor ve rahatsız edici bir süreçtir. Yanılsama bile olsa, bundan çıkış yolu ile ilgili bir yol haritasının olması fikri insanı rahatlatır.

Elisabeth Kübler-Ross, Yas ve Yas Tutma Üzerine adlı son kitabında, evreler teorisiyle “karmaşık duyguları düzenli paketlere tıkıştırmayı amaçlamadığını” ifade etmişti.

Yas, bazı benzerlikler içerse de herkes için farklı bir süreçtir. Herkesin kendi çıkış yolunu bulması gerekir.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları