Neden seversin bir şehri…

Çünkü kendini ait hissedersin sanki onun bir parçasıymışsın gibi

Ne o sensiz ne sen onsuz olamazmışsan gibi

Sıcak simidin bir parçasını koparıp bindiğin Beşiktaş vapurunun dışında söyle bir ayak uzatıp, kopan parcalari denizdeki martilarla paylasmayi seversin
Şimdi simidin susamini calip, vapurlarimin seklini bile degistirdiler
Olsun martilari yine de besliyorum diyip avunmaya calisirsin

Sonra Beyoğlu’nun o güzel sokaklarında, yeşil ağaçları ve tarihi binaların güzel mimarisi arasında, kim bilir burada kimler neler yaşadı derken birde bekmişsin gelmişsin tünelin başına, haydi bin tramvaya

O kadar güzel ki yürüdüğünü bile anlamazsın esnafın küçük kendine has dükkânları arasında

Kestiler şimdi ağaçlarımı Beyoğlu’nda, binaları bile yıkıp yerine şekilsiz bloklar koydular ve büyük standart markalar aldı küçük esnafın yerini ve artık kolay verilmiyor taksimden tünele, hayaller bitince ayaklarda yoruluyor sanki

Nevi zadede söyle bir rakı balık ustu uzanırdık canlı müziğe
Kum saatinde blues ile baslar, arada tek tekçide iki shot atar, dorockta rock müzikle kafa sallardık

Şimdi ise çoğu kapanmış bos mekanlar, sokaklarda Türkçe hariç her dili konuşan insanlar, dört kadrili Arap abiler ve yine onlara özel olmuş Arapça müzik çalan bangır bangır bağıran dükkânlar, vitrin yazıları bile büyük punto Arapça, kendi alfabemiz kalmış sıkışmış arada

Bağdat Caddesi, doğup büyüdüğüm, caddelerinde sokaklarında ayağıma patenlerimi geçirip dolaştığım, ilk askımı yasadığım, dört beş katli apartmanlarının geniş bahçelerinde oyunlar oynadığım, kristal büfesinde hamburgerine doyamadığım, duvar ustu oturup arkadaşlarımla kahkahalar atiğim

Şimdi ise yıkıyorlar seni bir bir rant uğruna, bahçeler bitti yerine iki hali cim girişi olan dev balkonsuz, bahçeleri çocuksuz apartmanlar
Cadde bile kapanan dükkânların vitrin ışıklarının bitmesi ile kapkaranlık

Hele ki insani, komsusu bambaşkaydı. Evde pişen her şeyi annemin tabağa koyup komsulara dağıtmasına anlam veremezdim küçükken. Apartman merdivenleri bile oyun aleniydi tüm apartman çocuklarının toplaşması için. Bahçedeki ağaçların tepesinde büyürken, hava kararana kadar sokaklarda oynardık güvenle

Şimdi çocuklar o sınavdan bu sınava, o kurstan bu kursa koştururken, dört duvar arasında buyuyorlar…

Karşı komsumuzu tanımaz olduk. Asansörde karşılaştığın komsun bile bir merhabana garip bakıyor artık

Bazı kelimeler vardı sık kullanılan: Pardon, teşekkür ederim, rica ederim, lütfen gibi…

Sıra vardı, saygı vardı, bir tebessümlü merhaba vardı. Onlar bile kalmadı ne deyim…

Daha öyle uzun yazabilirim ki

Sayfalar kelimeler yetmez bu şehrin benim için neden bittiğini
Neden kendimi artık ait hissedemediğimi
Anlatmak zor anlaşılmak daha da zor
Yasayan bilmez mi zaten ne hissettiğini

İnsanın ait olduğu bir köyü vardır özler ya hani
Benim köyüm bu şehir ve bende seni özlüyorum hala seninle yasarken İstanbul
ama artık sana ait değilmişim, iki yabancı olmuşuz gibi, eski bitmiş tükenmiş içi boşalmış evlilikler gibi

Sanki parmaklarım arasından kayıp gidiyormuşsun gibi

Ruhunun içi boşalmış gibi.

Ait olmak güzeldi sana bir zamanlar der gibi….

Dilvin TEKSON

Dilvin TEKSON
Latest posts by Dilvin TEKSON (see all)