Katiller ve Devletler Üzerine Bir Çocukluk Öyküsü

Cumhuriyet gazetesi davasının 26 Temmuz 2017’deki duruşmasında savcı, Ahmet Şık’ı “Katil devlet demişsiniz,” sözleriyle itham etti. Bu ithama Ahmet Şık şöyle karşılık verdi:

“Devletin tarihi kanlıdır. Ermeniler, Hrant, Suriye, Berkin… Az söylemişim seri katildir. Siyasal görüşüm, dünyadaki tüm devletlerin terör örgütü olduğudur… İsrail, Filistin’e yönelik devlet terörü yapmıyor mu? Suriye’yi bombalayan, Irak’ı işgal eden, bir gecede Yeni Zelanda’da Aborijinlerini kesen devlet değil mi? Türkiye de bundan muaf değildir. Osmanlı’dan bu yana kanla dolu, yıkımla dolu… Dersim’de katliam yapan, Ermenileri soykırıma uğratan, Berkin’i öldüren devlettir. Doğrusu, devlet seri teröristtir.”

Bu cevaptan sonra duruşmaya ara verildi… Savcı ertesi gün Ahmet Şık’ın yaptığı savunma için savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Savcının talebi mahkeme tarafından kabul edildi.

Ahmet Şık sözünü sakınmayan, yürekli bir gazeteci… Ben onun kadar cesur değilim, ama devletle ilgili kısa ve basit bir çocukluk öyküsü anlatabilirim.

***

Sağ elimde Türk bayrağı, sol elimde Rumen bayrağı; ikisini birden coşkuyla sallıyorum. Ankara’da, Atatürk Bulvarı’ndayım.

1983’ün Mayıs ayı; güneşli ama serince bir cumartesi günü Zafer Çarşısı’nın önündeyim. Bulvar, Türk ve Rumen bayraklarıyla donatılmış. Kızılay’dan Sıhhiye’ye kadar bulvarın iki tarafında büyük bir öğrenci seli var. Binlerce siyah önlük, binlerce beyaz yakalık, binlerce ay-yıldızlı bayrak, binlerce mavi-sarı-kırmızı bayrak…

Birkaç hafta sonra ilkokuldan mezun olacağım. 11 yaşımdayım. Bükreş’ten Çavuşesku gelmiş, Ankara’da bir bayram havası…

Farklı bir semte taşındığımız için çocukluk aşkım Hayat’tan ayrılalı iki sene olmuş. “Ayrılık sevdaya dahil”; bunu ilk kez deneyimlediğim günler. “Keşke bir fotoğraf makinam olsaydı; taşınırken gülümse derdim, Hayat’ın fotoğrafını çekerdim; sonra da fotoğrafı cebime koyar arada bakardım” diye hayıflanıyorum: “hâlâ kıpkızıl gülümseyen /  sanki ateşten bir tebessüm  / zehir zemberek aşkımız.”

Bir fotoğraf makinam olsaydı, Kenan Paşa’yla Çavuşesku geçerken fotoğraflarını çekerdim, diye düşünüyorum. Bu ikisinin örnek alınacak, çok sevilecek, makbul insanlar olduğunu zannediyorum. Öğretmenler, bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulunmamız için bizi –binlerce ilkokul öğrencisini– bir cumartesi günü bir araya getirdiğine göre, Kenan Paşa ve onun sevgili dostu Nikolay Amca çok iyi, çok güzel, çok doğru kişiler olmalı. Besbelli; öğretmenlerimiz Evren’i ve Çavuşesku’yu çok seviyorlar ve bizim de onları çok sevmemizi istiyorlar. Öyle olmasa, sevgimizi ifade etmek için durmaksızın salladığımız Türk ve Rumen bayraklarının elimizde ne işi var?

Bayraklar rengârenk; önlükler simsiyah, yakalıklar bembeyaz. Tuhaf ama güzel, süslü püslü bir “kadraj”. Şimdi düşünüyorum da keşke fotoğraf makinem olsaymış, rengârenk bayraklar sallayan bu siyah-beyaz çocukların bulvarın iki tarafını kaplamış fotoğraflarını çekebilseymişim…

“Hayat da beni düşünüyor mudur acaba?” diye düşünürken öğretmenlerden talimat geldi; bayrakları daha da coşkuyla sallamaya başladık. Birkaç dakika sonra, önünde pek çok araba ve birkaç polis motosikleti olan kırmızı plakalı, kocaman, siyah bir araba yaklaştı, yaklaştı… Arka koltukta yan yana oturan Kenan Evren ile Nikolay Çavuşesku’yu on metre mesafeden gördüm. Onlar bana el salladı. Ben onlara elimdeki bayrakları salladım.

Fotoğraf makinem olmadığı için üzgündüm; fotoğraflarını çekememiştim. Tebessüm ediyorlardı: “hâlâ kıpkızıl gülümseyen /  sanki ateşten bir tebessüm  / zehir zemberek aşkımız.”

İkisini de ilk ve son görüşümdü. Geçtiler, gittiler…

***

Bizim Kenan Paşa, malum, ölmek bilmedi. 11 yaşımda Türk bayrağı sallayarak sevgi gösterisinde bulunduğum Evren, yaptığı uyduruk resimler gibi “natürmort” olduğunda 43 yaşında kocaman bir adamdım. Onu on metre mesafeden görmemden ancak otuz iki sene sonra, 2015’te, yine güneşli ama serince bir mayıs günü, yine bir cumartesi –tabiri caizse– tahtalıköyü boyladı.

Bir yanda, bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulunduğum Kenan Evren; Mayıs 1983.

Diğer yanda, T.C. Anayasası’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırma ve görevini yapmasını engelleme suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almasına ve rütbesi sökülerek orgenerallikten erliğe düşürülmesine karar verilen Kenan Evren; Haziran 2014.

Garip ama gerçek; bu ikisi aynı kişiydi.

Evren, 1983’te Devlet’in ta kendisiydi. Devlet, 2014’te Evren’i suçlu buldu, ona ağır cezalar verdi.

Peki, 11 yaşında ilkokul çocuklarının bu ağır cezalık suçluya bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulunmasının sorumlusu kimdi? Devlet’in ta kendisi değil miydi?

***

1983’te misafirperver bir ilkokul beşinci sınıf öğrencisi olarak Zafer Çarşısı’nın önünde Rumen bayrağı sallayıp sevgi gösterisinde bulunduğum Çavuşesku’nun tahtalıköyü boylaması ise sadece altı sene sürmüştü. Ona bayrak sallarken ilkokul son sınıftaydım; o idam edildiğinde lise sonda…

Bir yanda, bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulunduğum Nikolay Çavuşesku; Mayıs 1983.

Diğer yanda, isyankâr bir kütleye dönüşmüş halkının karşısında duramayıp bir binanın çatısından helikopterle kaçmak zorunda kalan; sonrasında yakalanıp askerler tarafından birkaç saat içinde yargılanarak eşi Elena’yla birlikte hemen kurşuna dizilen Nikolay Çavuşesku; Aralık 1989.

Garip ama gerçek; bu ikisi de aynı kişiydi.

Çavuşesku, 1983’te Romanya Devleti’nin ta kendisiydi. O sıralarda bizim Devlet’in de yakın arkadaşıydı. Romanya Devleti, 1989’da Çavuşesku’yu suçlu buldu, ona cezaların en ağırını verdi.

Peki, 11 yaşında ilkokul çocuklarının bu idamlık suçluya bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulunmasının sorumlusu kimdi? Devlet’in ta kendisi değil miydi?

***

Devlet’in ne olduğunu anlamak için anlatılabilecek, bunun gibi binlerce, on binlerce sıradan öykü vardır, orası kesin. Ahmet Şık’ı “Katil devlet demişsiniz,” sözleriyle itham eden savcı hiç böyle öyküler okumuş mudur, okuduysa ne düşünmüştür, bilmem…