Türkiye’nin “güvenli bölge” ısrarı, yeni bataklık ısrarı…

Başlıkta, Türkiye mi yoksa Erdoğan mı demeliyim karar vermekte biraz zorlandım. Sonunda Türkiye demeyi yeğledim, ama siz isterseniz, Erdoğan olarak da okuyabilirsiniz.

Türkiye “güvenli bölge” konusunda son derece ısrarlı. Bunu her düzlemde dile getiriyor. En son Birleşmiş Milletler İklim Konferansında Erdoğan tarafından harita görselleriyle bu ısrarını sürdürdü.

Türkiye’nin ısrarında öne çıkardığı gerekçelerin başında, terör geliyor. PKK’nin doğrudan uzantısı gördüğü PYD’ye karşı 30-40 km derinliğinde bir “güvenli bölge” oluşturulması gerektiğini ileri sürüyor.

Israrın bir başka nedeni, artık Türkiye’de seçim kaybettirecek bir sorun olmaya başlamış olan Suriyeli Mültecilerin, bu bölgeye taşınması olarak gösteriliyor.

Bu bölgede Fransa ve Almanya’nın finansman desteğiyle bahçe içinde, 250-300 metre karelik konutlar yapılması, tüm Suriyeli mültecilerin buraya taşınması, başta Erdoğan olmak üzere en yetkili ağızlardan dile getiriliyor. Fransa ve Almanya’nın elini taşın altına koyması halinde, bu planın Avrupa’yı da Suriyeli Mültecilerden kurtaracağı ileri sürülüyor…

Avrupa’nın Suriyelilerden kurtarılması, Avrupa’ya gidenlerin de buraya taşınması fikrinin ileri sürülmesinin altında, Avrupalılara cazip geleceği, iştahlarını kabartacağı, ellerini finansman desteği için cebe atacağı hesabı yapıldığı o kadar belli oluyor ki, insan gülümsemeden edemiyor. Batılıların çok kez muhatabı olduğu, yakından bildiği bu şark kurnazlığına cevap vermesini beklemek şaşırtıcı.

Türkiye gibi ülke politikacılarının günü birlik kararlar verme alışkanlığı, Avrupa’nın uzun vadede Suriyeli Mültecilere ihtiyacı olduğunu görme şansını elinden alıyor.

Aynı neden ve alışkanlıktan, Türkiye, Suriye’nin İdlib’i geri alma planları ve hazırlıkları içinde olduğunu bilinmesine rağmen hazırlıksız yakalanmasına neden oldu. Bu öngörüsüzlük, hazırız yakalanma “güvenli bölge” konusunda ısrardan ve ileri sürülen argümanların tutarsızlığından kolaylıkla anlaşılıyor.

Bu arada, Suriye Ordusu çoktan Rusya’nın hava desteği altında İdlib kırsalında ilerlemeye başladı. İdlib’i Cihatçı çetelerden temizlemeyi hedefleyen Suriye, ilerleyişini Türkiye’nin zaman kazanmak anlamına gelen ateşkes çağrılarına rağmen sürdürüyor. Bu ilerlemenin yeni bir göç dalgasına neden olacağı kesin. Türkiye’nin yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya kalması bir yana, bu bölgeden çıkarılacak olan silahlı cihatçı guruplarla baş başa kalacak.

Türkiye argümanlarını özelikle ABD ile yaptığı görüşmelerde masanın üzerine koyuyor. 30-40 km derinliğinde “güvenli bölge” talebini Kürtlerin hamisi gördüğü ABD’den talep ediyor. Avrupa burada daha çok “kapıları açarım” tehdidiyle ABD’nin ikna edilmesi ve finansman desteği için öne çıkıyor. Görüldüğü gibi, Türkiye, başta ABD olmak üzere, Suriye toprakları üzerine, Şam ve Kürtler dışında herkesle konuşuyor…

Türkiye an itibarıyla kimseyi ikna etmiş gözükmüyor. ABD, Türkiye’nin kaygılarını anladığını söyleyerek sınır boyu birlikte “devriye gezileriyle” bu kaygının anlamsızlığını PYD’nin bir tehdit olmadığını göstermeye çalışıyor.

Türkiye’nin ısrarı sürerken tartışma başka bir boyut kazanmaya başladı. Uluslararası hukuk açısından bunun kabul edilmezliği bir yana, bu planın bir nüfus mühendisliği olduğu, Kürt ağırlıklı bu bölgeye Arapların yerleştirilmesiyle demografik yapının değiştirilmek istendiği tartışılmaya açıldı.

Bu tartışmalar ve Türkiye’nin ısrarı hararetle sürerken, henüz tartışılmayan asıl konu ise bu güvenli bölgeye mülteci yerleşimi kurulmasın yanı sıra, Suriye de on yılı aşkın bir süredir savaşan çete unsurlarının yerleştirilecek olmasıdır. Afrin ve Halep’ten İdlib’e geçenlerle birlikte bölgede 100 binden fazla cihatçı silahlı çete unsurunun olduğu tahmin ediliyor. Suriye Ordusu ilerlemesini sürdürürken bu cihatçı gurupların hızla Türkiye’ye geçmek zorunda kalması bekleniyor.

Yani, tehlike kapıda.

Bu, Türkiye’nin Suriye macerası sona ererken, büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı anlamına geliyor.

 “Güvenli Bölge” tamda bu tehlikenin hafifletilmesi, ötelenmesi anlamına geliyor. Bunun için isteniyor. Başka bir söylemle “güvenli bölge” bir sorunu çözmemek yerine, Suriye’de on yıldan fazla bir süredir savaşan güçleri Türkiye sınırları dışında tutarak kontrol etmeyi, Kürtlerin başına bela olmasını hedefliyor. Başka bir söylemle, “güvenli bölge” Ortadoğu bataklığını Suriye sınırı boyunca kendi elleriyle oluşturup, Kürtler için düşündüğü bataklıktan kendisin de doğrudan etkilenmesini sağlamış olacak.

Hasan KAYA

1959 doğdu, uzun yıllar yurt dışında ağır sanayide işçilik, sendikacılık ve gazetecilik yaptı…

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları