Paris’te Bir Dava…


Dün Paris’te olağanüstü bir dava başladı. Altı yıl kadar önce, 13 Kasım 2015’te, bir konser salonunda Amerikalı bir rock grubunu dinlemeye gelen gençler üzerine ateş açan cani yargılanıyor.

Aslında üç kişiydiler; ikisi güvenlik kuvvetleri tarafından öldürüldü; kaçan üçüncü ise dört ay sonra Belçika’da yakalandı. Adı Salah Abdeslam; Fas asıllı Belçika vatandaşı ve şimdi 13 işbirlikçisi ile sanık sandalyesinde oturuyor. Altı “zanlı” da gıyaben yargılanacak.

Adliye Sarayı’nda dava için özel olarak hazılanmış salon, hıncahınç dolu. 1800 davacı, yüzlerce avukat, gazeteci vb. L’Express gibi popüler bir haftalığın temsilcisi bile “kurada çıkmadığı için” davayı salonda izleyemediğini söylüyor. Gerçekten de mahkeme başkanının dediği gibi “hors-norme” (norm dışı) bir dava!

***

O uğursuz gece, Bataclan konser salonu bir mahşere dönüşmüştü. Kör bir ateş, çığlık çığlığa kaçmaya çalışanlar ve arkada bırakılan 130 ölü, 400’den fazla da yaralı. Şimdi katliamdan kurtulanlar ve ölenlerin yakınları salonda çoğunluğu oluşturuyorlar.

Bunlar nasıl bir duygu içinde olabilirler? O felaketi canlandıran sorgulamaya nasıl dayanabilecekler? Acı sorular! Bunları merak eden bir gazeteci de, kızını kaybeden bir babaya soruyor: “Kızınızın katilinin yüzüne nasıl bakacaksınız?”. Yanıt ilginç: “Asıl onun benim yüzüme nasıl bakacağını merak ediyorum?” diyor Mösyö Patrick Jardin!

Oysa belli ki acı bir şekilde yanılıyor yaslı baba. Çünkü sanığın asla böyle bir derdi yok. Hâkimin “mesleğiniz ne?” sorusuna, “bir İslam Devleti (DAEŞ) mücahidi olmak için mesleğimi terk ettim” diye yanıt veriyor.

Salah’ın derdi başka; o, hapishane koşullarından şikâyet ediyor. “İnsanlara dikkat etmiyorsunuz” diyor; “insanız, haklarımız var, fakat köpek muamelesi görüyoruz. Burası temiz, klima vb var; fakat arkada neler olduğunu kimse görmüyor. Altı yıldır köpek muamelesi görüyorum ve buna ancak gelecek hayata (cennete) inandığım için dayanabildim!”.

Hâkim bu şikâyetleri sükûnetle dinliyor ve duruşmayı 347 sayfalık iddianamenin okunacağı 10 Eylül 2021, Cuma gününe erteliyor. Tüm gözlerin Afganistan’a çevrildiği bu günlerde bu dava da dünya çapında bir ilgi uyandırıyor..

***

Fransız basınından Bataclan davasını özetlerken, aklımın bir köşesinde de Reina faciası vardı.

Reina ünlü bir eğlence mekânıydı ve 2017 yılbaşı gecesi de orası bir saldırının hedefi olmuştu. Bu kez cihadist Tacik asıllı bir Özbek’ti ve Pakistan ve Afganistan’da iki yıl eğitim aldıktan sonra İran sınırından kaçak olarak Türkiye’ye girdiği söyleniyordu. Reina suikastı da 39 ölü ve 71 yaralı ile noktalandı. Sonra cani Masharipov yargılandı; 1432 yıl hapse nahkum edildi; şimdi de kimbilir hangi ceza evinde -belki de hapishane koşullarından şikâyet ederek- günlerini dolduruyor.

***

Bugün bizim gazetelere baktım; batı medyasında geniş yer alan Bataclan davasının bizde hak ettiği yeri aldığını maalesef söyleyemeyeceğim. Reina ise çoktan unutuldu. Şimdi Afganistan’da, Taliban hükümetiyle nasıl bir ilişki kurabiliriz, onu tartışıyoruz. Tayyip Bey de millete neden Afganistan’dan kopmamamız gerektiğini anlatıyor!