Orhan Veli Kanık 72 yıl önce aramızdan ayrıldı


“İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı”, “Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda” ve “Gün olur alır başımı giderim” şiirlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda unutulmaz esere imza atan Orhan Veli Kanık’ın vefatının üzerinden 72 yıl geçti.

Yaşama veda ettiğinde henüz 36 yaşında olan usta kalem, en özgün ve yenilikçi şairlerden biri olarak Türk edebiyatına adını kazıdı.

Orhan Veli Kanık, Mızıka-yı Hümayun’da klarnist Mehmet Veli Bey ile Fatma Nigar Hanım’ın ilk çocuğu olarak, 13 Nisan 1914’te Beykoz’a bağlı Yalıköy’deki bir konakta doğdu.

Asıl adı ‘Ahmet Orhan’ olan usta şairin ailesi, Soyadı Kanunu’nun ardından Kanık soyadını aldı. Kanundan önce, babasının adındaki Veli’yi sahiplenen Kanık, edebiyat çevrelerinde Orhan Veli olarak tanındı.

Usta şairin çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir’de geçti. Adnan Veli ve Füruzan (Yolyapan) isimli iki kardeşi olan Kanık, mütareke sırasında Akaretler’de bulunan Anafartalar İlkokulu’nun ana sınıfına devam etti. Kanık, 7 yaşındayken son Halife Abdülmecid’in Yıldız Sarayı’nda düzenlediği törende sünnet edildi.

Edebiyat aşkı Galatasaray Lisesi’ndeyken başladı

Edebiyat sevgisinin ilk tohumlarının ekildiği Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak ilkokula başladı. Henüz çocukken yazdığı ilk hikayesi Çocuk Dünyası dergisinde basıldı.

Mehmet Veli Bey, cumhuriyetin ilanından sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şefliğine atanarak Ankara’ya tayini çıkınca Orhan Veli, ilkokulu Ankara Gazi İlkokulu’nda tamamladı.

Orhan Veli Kanık, ortaokulu Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı. Ortaokulda, Garip akımını birlikte başlatacakları Oktay Rifat Horozcu ile arkadaş olan usta şair, birkaç yıl sonra halkevlerinde bir müsamere sırasında Melih Cevdet Anday ile tanıştı.

Lisedeyken hocaları Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melul Meriç, Halil Vedat Fırtınalı ve Yahya Saim Sinanoğlu’nun ilgisiyle karşılaşan Kanık, ilk yazılarını lisedeyken çıkardığı Sesimiz adlı okul dergisinde yayımladı. Kanık, ilk yazılarında aruz veznini kullandı.

Kanık’ın ilk şiirleri Nahit Sırrı Örik’in teşvikiyle dönemin en önemli edebiyat dergilerinden Varlık’ta yayımlandı. Başarılı edebiyatçının şiirleri, İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, İnkılapçı Gençlik dergilerinde de okuyucuyla buluştu. Şiirlerini zaman zaman ‘Mehmet Ali Sel’ takma ismiyle yayımladı.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne 1932’de giren Kanık, okulu tamamlayamadı. Bir süre Galatasaray Lisesi’nde öğretmen yardımcısı olarak görev aldı, 1936-1942 yıllarında Ankara PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosu’nda çalıştı.

Sokaktaki insanın şiirini tercih etti

Orhan Veli Kanık, hece ölçüsüne dayanan, kafiye ve redife özen gösteren ilk dönem şiirlerinde geçmişi özleyiş, çocukluk anıları, doğa sevgisi, umutsuzluk ve yalnızlık gibi temaları hüzünlü bir dille işledi. Eski biçimde yazdığı için bu şiirleri hiçbir kitabına almayan Kanık, yeni biçimli ilk şiiri ‘Ağaç’ı Oktay Rıfat’la yayımladı.

Usta şair, Fransız sembolistlerin etkisinden kurtuldu, vezin, kafiye ve söz sanatlarını bırakarak, serbest şiire yöneldi. Sokaktaki insanın şiirini yazdı.

Liseden arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile 1941’de ‘Garip’ adlı şiir kitabını yayımlayan Kanık, Türk şiirindeki yenileşme hareketini başlattı. Garip akımı, Türk şiir tarihinde büyük bir kırılmanın ve köklü bir değişikliğin ifadesi oldu. Kanık, kitabın ön sözünde isim belirtmeden hem Nazım Hikmet’in toplumcu şiirine hem de simgeci ve geleneksel hece şiirine karşı çıktı. Şiirin, insanın beş duyusuna değil kafasına hitap eden bir söz sanatı olduğunu savunan şair, ölçü ve kafiyenin şiiri yozlaştırdığını, bunun için şairaneliğe sırt çevrilerek yeni araçlar ve yeni yollarla çoğunluğa seslenmek gerektiğini vurguladı.

“Çok aşık oldu, hiç evlenmedi”

Gelibolu’da vatani görevini yapan şair, hayatının 25 yılını, “1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rifat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim” sözleriyle özetlemişti.

Kanık, 1945’te başladığı Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’ndaki görevinden 1947’de ayrıldı.

1 Ocak 1949’dan itibaren 15 günde bir yayımlanan iki sayfalık Yaprak dergisini çıkarmaya başlayan usta kalem, 15 Haziran 1950’ye kadar 27 sayı yayımlanan dergiyi maddi sıkıntılar nedeniyle yayımlayamayınca Ankara’dan İstanbul’a döndü.

Nazım Hikmet için “Görmüyor musun, Her yanda hürriyet; /Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; /Git gidebildiğin yere…” dizelerini yazan Kanık, diğer yazarlarla 1950’de cezaevinde açlık grevi yapan Nazım Hikmet’e destek oldu.

Orhan Veli Kanık, “İstanbul’da, Boğaziçi’nde/Bir fakir Orhan Veli’yim/Veli’nin oğluyum/Tarifsiz kederler içindeyim” dizeleri nedeniyle babasını üzerken, şiirlerini de babası besteledi.

“Böylelerinin hayatı kendisini yakarak bulur”

‘Ölüme Yakın’ başlıklı şiirinde, “Ölünce kirlerimizden temizlenir / Ölünce biz de iyi adam oluruz / Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış / Hepsini unuturuz” dizelerini kaleme alan şair, Kasım 1950’de Ankara’da belediyenin kablo döşetmek için açtırdığı çukura düşerek başından yaralandı.

İstanbul’a döndükten sonra bir arkadaşının evinde otururken birden fenalaşan şair, beyin kanamasından kaldırıldığı hastanede 14 Kasım 1950’de vefat etti. Cenazesi, Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı’nda tasarımını Abidin Dino’nun yaptığı mezara defnedildi.

Neyzen Tevfik, Kanık’ın ölümünün ardından yaptığı açıklamada, “Yaprak’ından yararlandığımız verimli bir dal ansızın kırıldı, düştü. Toprağa, doğanın ta koynuna girdi” ifadelerini kullanırken, Nazım Hikmet ise “Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz” ifadelerini kullanmıştı.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Büyük bir şair, büyük bir edip, çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir insanı kaybettik”, Kanık’ı 12 yaşından beri tanıyan Ahmet Hamdi Tanpınar ise “Çok severdim. Şiirin büyük damarından gelme bir şairdi. Böylelerinin hayatı kendisini yakarak bulur” açıklamasını yapmıştı. (AA)