İlişkilerimiz için ödediğimiz bir bedel var…

Evet her şeyin bir bedeli var bu hayatta…

Aldığımız her küçük karar için bile bedel ödüyoruz.

Olay aslında ödediğimiz bedele nasıl baktığımızda.

O bedeli yük, kısıtlama ya da kendimizden eksilen bir şey gibi mi görmek istiyoruz, yoksa istediğimiz güzel bir şeyi yaşamak için yaşanması ve yapılması gereken ve biz kadar doğal bir süreç olarak mı görüyoruz.

Sonuçlar tatmin edici ise sesimiz ve şikayetlerimiz daha az oluyor genelde…

Yada başlarda bu bedelleri öderken gösterdiğimiz hoşgörü, zaman içinde yük geliyor insana…

Bizler vermeden almayı daha çok seviyoruz aslında.

İstiyoruz ki her şey tam istediğimiz gibi olsun ama biz bunun için hiç bir şeyden vazgeçmeyelim.

Dünya bana uysun ve bana hizmet etsin.

Üzgünüm ama sanırım hayat böyle yürümüyor.

İlişkilerimizde bunun yanılsamasına ve ikilemine çok düşüyoruz.

Evlenmek istiyoruz ve evliliği altı ay öncesinden başlayan, Gelinlik, damatlık, makyaj, davetiye, düğün yeri seçimi, masaya konacak çiçek rengi ve balayı tatilinden ibaret sayıp, evlendikten sonra ki altı ayı bile zor geçiriyoruz.

Birlikte yaşamak istiyoruz ama birlikte yaşamın doğallığını unutuyoruz. Ortak yaşamın getirisinde sıcak bir omza baş koymak kadar adamın kirli donunu yada kadının banyoya dökülen saçlarını ya da ortasından sıkılmış dış macunlarını  banyoda bulmanın doğal olduğunu görmek ve kabullenmek istemiyoruz..

Özgürlük diyoruz. Özgürlüğü istediğimizi karşımızdaki ne hissederse hissetsin tüm bencilliğimiz ile yapmak zannediyoruz. Birbirine alan açma ve bu sınırları ya da özgürlükleri birlikte tanımlamayı unutuyoruz. Sonra bize yapılmasını istemediklerimizi karşımızdakine rahatça yapıyoruz.

Erkek diyoruz, sahiplensin,  bana baksın diyoruz ama bunu karşımızdaki sanki erkek olduğu için buna mecburmuş gibi davranarak, o kişinin sırtına binmek ve kendi hayatımızı kolaylaştırarak yapmak istiyoruz. Kendi hayatımızı başkası üzerinden garantiye almak istiyoruz.

Kadın diyoruz, hem tüm gün erkek gibi işte debelensin hem de yemeğimi önüme sıcak koysun, tüm gün dışarda gördüklerim kadar bakımlı olsun ve gece de tüm fantezilerimi gerçekleştirsin umudu ile kadını anlamadan, ruhuna inmeden hem kadın hem erkek gibi olmasını isteyerek, tüketiyoruz.

Evet, biz yapıyoruz.

Hayallerimiz ile gerçekliğimiz arasında köprü kuramıyor, sonra olmadı bu diye kolayca uzaklaşıyoruz. Çok çabuk tüketip,  çok çabuk yok ediyoruz.

İşin özünde evlenmek ya da birlikte yaşamak değil aslında “Evcilik Oyunu” oynamak istiyoruz.

Toplumun gereklerini yerine getiriyoruz veya hayallerimizi test ediyoruz.

Bir çiçeğin tüm kokusunu ve tadını almak yerine, her çiçekten bal almak, bir denizin en dip derinliklerini keşfetmek yerine, tüm denizlerin üstünde yüzmek istiyoruz.

Onu da, bunu da merak ediyoruz.

Acaba diğerleri nasıl diyoruz. Daha iyisi varsa sorusu beynimizi kemiriyor.

Ya bununla boşa zaman harcıyorsam?

Unutmayalım ki bizim de daha iyimiz, daha yakışıklımız, daha güzel , daha akıllı, daha zenginimiz, daha iyi seks yabanimiz  var.

İyi, daha iyi nedir?

Bu bizdeki eksiklik ya da tatminsizlik duygusu mudur yoksa karsımızdakini yargılama ve kıyaslama isteğimiz mi?

Yoksa “iyi” birlikte yaratılan bir ahenk midir?

Sevmiyor

Güvenmiyor

Yetmiyor

Çabuk tüketiyor

Hoş görmüyor

Teslim olmuyor

Sürekli kontrolde tutarak birlikte yaşam hayalleri kuruyoruz …

Hepimize önce kendimizin ne olduğunu ve ne istediğini bildiğimiz ilişkiler diliyorum.

Güzellikler, hoşgörü ve empati, başta da bol sevgiyle…

Ve tüm bu güzelliklere sahip olmanın bedelini ağırlık yada kendimizden eksilen, çalınan bir şey olarak algılamayacağımız güzel ilişkiler diliyorum..

Dilvin TEKSON
Latest posts by Dilvin TEKSON (see all)