Her ağacın kurdu…

Yılları ardında bırakan, bazen asırları deviren ağaçları bir kurtçuk devirir. Özünde besleyip var ettiği kurdun hain marifetidir ağacı yıkan. Boşuna dememişler eskiler “Her ağacın kurdu özündedir” diye.

Ağacı yok olma sürecine sokan da, onu yok eden de o boyundan büyük işler gören kurdun işidir.

Rüzgârın dört koldan hoyrat sarılması, gün içinde güneşin, kışın, karın, yakan ayazın üryan saldırması, sözün kısası, özü; dışarıdan gelen ne varsa kurdun işini kolay eder, çürümeyi hızlandırır.

Yeşili susar önce yaprak yaprak, dalları kırık bir yalnızlık içinde kurur. Gölgesinde ne uzanmış dinlenen bir papatya kalır ne bir çiğdem. Kuşlar uğramaz, kelebekler geçmez semtinden rengin renk.

Uzun uzadıya sürmez bu. Çok geçmeden saklanacak yanı kalmaz çürümenin. Beklenen yok oluş içten içe azalarak eksilerek artık kapıdadır.

İnsan için de çok farklı değildir. İnsan yüreğine düşen kurtla çıktığı yollarda yalnızlığa açar kapılarını. Sonun başıdır artık o çıkılan yol.

İnsanın içindeki en belalı kurtçuğu, baş etmekte hep zorlandığı; bir türlü yenemediği burnunu büyük, Kafdağı ile yarıştıran, egosudur.

Sessiz, sinsi ve hep gözü açtır onun, bir türlü doymak bilmez.

Egosuna yenilen adam işten kaçar, çalışmaktan korkar, emeği küçümser, her şeyin hazırı, her işin rahatını ister. Onun adının önüne ardına eklediğiniz unvanlar, omuzlarına taktığınız apoletler doyurmaz aç gözünü, yenilerini, daha çok, daha çoğunu ister, verilenle yetinmez.

Egosunu doyurmaya çalışan, kendinden besler onu. Onu doyurmaya çalışmak, yok olmaya gönül vermektir.

Egosu ile yatıp, egosu ile kalkanın kendi içinde düştüğü yaman bir çelişkidir. Her açılan kapı bir çıkmaza, her adım geriye, uzağa düşer, geride kalır.

Varılacak yer uzak, gidilen gün geceye düşer.

Egosu ile büyüyeceğini sananlar, egosunun gölgesinde küçük kalır.

Hileli bir hurdadır yaşananların hepsi.

Alıcısı olmaz.

Yüzüne gün uğramamış, bin bir yalanla allı pullu gelin olur, gece aydan kaçan, karanlığın kara donlu perisidir o. Kandırmaya çağırır, gerçekten uzak durmaya çeker.

Egosunun sesine kulak veren, suçluyu hep uzaklarda arar. Köşe bucak kendine karşı olan, ayağını kaydıracak düşman aramaya çıkar.

Eteklerinde telaş zilleri, çıngıraklar, en yakında duran en dost sesi dinlemekten korkar, kaçar.

Dediği dedik, çaldığının eski düdük olduğunun ayrıtında olmayan bir çocuğun şımarıklığı, aymazlığında, ayağı yere değmez egosuna yenik düşenlerin.
Bütün küçük dağlar onların eseridir.

Taşan nehirler, kabaran denizler onlardan sorulur.

Yanan ormanı görmez, düşen insanı bilmez onlar. Aç yatandan bihaber, yokluk yoksulluk onlardan uzaksa, kendilerine dokunmayan yılanları beslerler dualarıyla. Neşeli görünür, yüzleri gülmez egosuna yenilenler.

Bir dev olarak giderler uykulara, cüce kalkarlar sabahlara.

Hasan KAYA

Hasan KAYA

1959 doğdu, uzun yıllar yurt dışında ağır sanayide işçilik, sendikacılık ve gazetecilik yaptı...
Hasan KAYA
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları