FETÖ, “Baş Düşman” ve Amalgam

Bir Fransız araştırıcının “Baş Düşman” (L’Ennemi Principal) başlıklı bir eseri var. Marksist yazar, 1970’lerde “materyalist feminizm” hareketini başlatanlar arasında ve “baş düşman” oIarak da “kapitalizm”i görüyor. Oysa kapitalizm de kendisini savunmak için durmadan -ülkelere ve kültürlere göre değişen- “baş düşman”lar yaratmaktan geri kalmıyor.

Dün gazetelerde Yunanistan’a kaçarken yakalanan “FETÖ’cü terörist”lerle ilgili haberi okurken bu kavramı hatırladım.

Gerçekten, bizde de son yıllarda “FETÖ’cülük” (PKK’nın yanı sıra) “baş düşman” haline geldi ve insanlar çok büyük bir kolaylıkla birbirlerini “FETÖ’cü” olmakla suçlayabiliyorlar!

***

Aslında Gülenci akım yıIlarca AKP’ye destek oldu ve Tayyip Bey de onlara -kendi ifadesiyle- “ne istedilerse verdi”. Ama aslında iki akım farklı bir “İslamcılık” anlayışına dayanıyordu ve günü geldi bu taktik anlaşma da bozuldu. Araya ABD ile tehlikeli ilişkiler, yurt dışındaki okullar, “ayakkabı kutuları” vb gibi can sıkıcı olaylar girmiş ve kıyamet de kopmuştu.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi de husumetin tuzu biberi oldu ve “FETÖ” ülkede “baş düşman” haline geldi.

***

İddiaya göre darbeyi CİA ile işbirliği halindeki Gülenci generaller tezgahlamış ve “FETÖ’cülük”ün iç yüzü de böylece ortaya çıkmıştı. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin de katılımıyla milyonları bir araya getiren
“Yenikapı Mitingi” de bu ulusal uzlaşmanın bir çeşit “takdis töreni” oldu. Ne var ki bu tarihi mitingde Başkan Erdoğan “solo” yaparken, Kemal ve Devlet beyler de “korist” rolüyle yetinmiş ve “FETÖ”, bu koşullarda “ulusal baş düşman” ilan edilmişti.

***

Oysa suçlular henüz yargıIanmamış, darbenin çeşitli boyutları henüz ortaya çıkmamıştı. Ama yine de kamuoyu hükmünü vermiş, “dava”nın fazla bir önemi kalmamıştı. Böylece “baş darbeci” olmakla suçlanan Org. Akın Öztürk Paşa’nın “Yarım asra yaklaşan askeri bilgi ve tecrübemi, komutanların ve devletin verdiği emekleri, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ‘Deccal’ diyecek kadar hainliğe ulaşan 3-4 imamın kuIlanımına verecek bir kişi değilim” şeklindeki savunması da “takiye” sayıldı. Kimse, orgeneralliğe kadar yükselmiş bir Türk subayının, nasıl olup da bu kadar büyük bir yalan söyleyebileceği hususunda kafa yormadı.

Atı alan Üsküdar’ı geçmişti; daha sonra Gnkur Başkanı Hulusi Paşa’nın, ayaklanan subayların kendisine darbenin başına geçmesini önerdiklerini itiraf etmesi de hiçbir yankı uyandırmadı. Anlaşılan “klasik” bir darbe tasarlanmış; fakat girişim başarılı olmamış, darbe gerçekleşmemişti.

Çok da iyi olmuştu.

***

Görünüşe göre taşlar yerine oturmuş, FETÖ, bu koşullarda “baş düşman” haline gelmişti! Yukarıda sözünü ettiğimiz “Yenikapı Mitingi” de bir ulusal uzlaşmaya zemin teşkil etti. Ülkeye “yeni anayasa”, Tayyip Bey’e de “Başkanlık koltuğu” bu koşullarda biçildi.

***

Peki, Gülenci şeriatçılığa başından beri karşı çıkmış biri olarak, bugün bunları neden anlatıyorum?

Amacım elbette ki sadece “FETÖ, Baş Düşman” şeklindeki ulusal uzlaşmanın pratikte yer yer yarattığı haksızlıklara işaret etmek değil. Çok daha önemli olarak, bu operasyonun dayandığı “amalgam”ın nasıl rejimin otokratik dönüşümünde araçsal bir rol oynadığını hatırlatmak istiyorum!

Arapça kökenden gelen “amalgam” sözcüğü aslında ‘farklı şeyleri (elma ile armudu) aynı torbaya koymak’ anlamına gelir ve işte bizdeki “Anti-FETÖ” dalgası da böyle bir “amalgam”a dayandırıldı!

Laik rejime, demokrasiye, insan haklarına inananlar, Gülenci hareketi “şeriatçı ve seçkinci” bir “sızma hareketi” olarak lanetlerken; iktidar, tam tersine onları Şeriat’a ihanet etmekle, din düşmanı ve ABD ajanı olmakla suçluyordu! Bu “amalgam” da pratikte iktidar tarafından araçsallaştırılıyor; ateistler de dahil tüm muhalifler yerine göre “FETÖ’cülük”le suçlanıyor ve böylece şeriatçı otokrasi tahkim ediliyordu.

Bugün de durum bu ve bu koşullarda demokratik cepheye de ikili bir görev düşüyor: bir yandan Gülenci şeriatçılığı sistematik bir şekilde eleştirirken, öte yandan da bu akımı, iktidarı paklayacak şekilde, tek ve ulusal “baş düşman” haline getiren ‘algı operasyonu’nu bozmak!

Her gün yeni tutuklamalar sürüp giderken, sanırım demokratik kavganın bu boyutunu da gözden uzak tutmamalıyız!