Düşman…

Bir yangın çıktığında, bir çocuk vurulduğunda, güpegündüz bir kadın dövüldüğünde sokak ortasında, işçiler coplandığında, grev çadırları sökülüp, grevler yasaklandığında, memurlar gaza boğulduğunda. Yani bir şeyler yolunda gitmediğinde, bir şeyler umudumu kırdığında, birazda anlamak için oturup yazmaya çalıştığımda, neredeyse ezberden okuduğum, Nazım Hikmet’in, “Düşman” şiiri aklıma gelir, tutunup o güçlü dizelere ayağa kalkarım.

Söylenecek ne kadar söz varsa alır elimden; “şiirin gücü bu” demekten başka diyecek söz bulamam. Çünkü o dizeler, eksiksiz kısa ve öz anlatır her bir şeyimizi. Egemenlerin zulmünü, onların yol verdiği ve üzerimize kalkan düşman ellerini gösterir bize.

Şöyle başlıyor büyük usta: “Onlar ümidin düşmanıdır, / sevgilim, / akarsuyun / meyve çağında ağacın, / serpilip gelişen hayatın düşmanı.”

Tamda böyle değil mi?

Ne yazık ki böyle…

Ama bununla kalamaz insan. Bu düşmanlığın bir nedeni olmalı. İnsan aklı ve vicdanı bunu bizden bekliyor.

Nazım buna da cevap veriyor; “Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: / – çürüyen diş, dökülen et-, bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,” diyor.

Yıkılıp gidecekleri için korkuyorlar. Ölüm korusu, yok olma korkusu insanın kanlı bir zalim olmasını çok kalay eder… Uzanan o dost eli düşman eli yapar.

Koyu karanlık bir gündür faşizm, günü geceye boğdurur. Umutsuzluk olur yakamıza yapışır. Nazım usta şiirine devam eder.

“Ve elbette ki, sevgilim, elbet, / dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, / dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla / bu güzelim memlekette hürriyet.”

Dize dize korkuyu, umutsuzluğu alıyor elimizden işçilerin mavi işliğinde doğrulan hayat. Çırılçıplak umut ve kavga olası geliyor insanın. Çünkü o kadar çoğuz ki, bir olsak birlik olsak dağ dayanmaz…

Kimler kimler yok ki onların düşmanlığından nasibini almayan.

Onlar, bu ülkenin bütün ötekilerine, kapı komşularımıza, açan çiçeğine, şehirlerine, yeşil ormanlarına düşmanlar.

Kürtlerine, Türklerine, Alevilerine, Sünnilerine bir de; “Bursa da havlucu Recebe, / Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman, / fakir köylü Hatçe kadına, ırgat Süleyman’a düşman, / sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, / vatan ki bu insanların evidir, / sevgilim, onlar vatana düşman…”

Onlar hepimize düşman, hepimizin düşmanı.

Ve biz, bu kadar adam, bu kadar kadın, bu kadar çokken, hala ne demeye korkuyor, hala ne demeye umutsuzluk denizinde kulaç kulaç yüzüyoruz…

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları