Adnan için, Adalet için

İstinaf Mahkemesi, 84’ü tutuklu 215 sanıklı Adnan Oktar Organize Silahlı Suç Örgütü Davası’nda yerel mahkemenin verdiği kararları usulden bozdu. Tutuklu olan sanıklardan 68’i hakkında ise tahliye kararı verdi. Dava şimdi yerel mahkemede sil batan görülecek. Bu, işin hukuki boyutu, bir de işin vicdani boyutu var elbette… On bin yıla yakın ceza alan Adnan Oktar gerçekten suçlu muydu? 

Kamuoyunda uzun zamandır alttan alta tartışılan bu soru, geçtiğimiz günlerde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin Oktar hakkında verdiği kararı, Oktar lehine, usulden bozmasıyla tekrar gündeme geldi.

Hatırlanacağı üzere Adnan Oktar, 11 Temmuz 2018 günü; suç örgütü kurma ve yönetme, siyasi ve askeri casusluk, birden fazla çocuğun nitelikli cinsel istismarı gibi suçların da aralarında olduğu 31 ayrı suçlamayla Kandilli’deki lüks villasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince dev bir operasyonla gözaltına alınmış, yaklaşık iki buçuk yıl süren bir soruşturma ve kovuşturma süreci sonunda da, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 11 Ocak 2021 günü 9 bin 803 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştı.

Soruşturmayı yürüten savcılığın ortaya koyduğu telefon tapeleri, HTS kayıtları, baskında ele geçirilen belgeler, gizli-açık tanık anlatımları, bilirkişi raporları, ele geçen silahlar, WhatsApp yazışmaları, MASAK raporları vs. suç delillerine bir diyeceğimiz yok. Keza kararı veren yargıçlara da lafımız yok; zira onlar da en nihayetinde mevcut yasalara göre hüküm veriyorlar. Ancak yine de vicdanımız rahat mı? Bir kararın yasal olmasıyla adil olması aynı şey değil çünkü: Adalet, bir şeyi layık olduğu yere koymaktır, diyor Mevlana. Ben birkaç yere takıldım kendi hesabıma:

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma: Örgütlenmek niye suç olsun? Sanki Türkiye’de bireylerin birey olarak tüm hakları verilmiş gibi. Herkes bilir ki bu ülkede, bırakın sendikal örgütlenme hakkını, siyasi parti kurma hakkını; ifade özgürlüğü, haber alma özgürlüğü gibi en temel insan hakları konularında bile örgütlü mücadele etmek zorundasınız aksi halde bu hakları kullanmaya kalktığınızda başınıza neler gelebileceğini, yakın geçmişteki aydınların ve gazetecilerin katledilmesi örneklerinde trajik bir şekilde gördük.

Reşit olmayanla cinsel ilişki: Adnan Oktar kendini Müslüman olarak kodlayan ve öyle konumlandıran bir insan dolayısıyla onu bu kabulü üzerinden değerlendirmek zorundayız. Kendini ‘seyyid’ olarak gören Adnan Oktar, cinsel saldırı suçlamalarıyla ilgili olarak, 2013’te katıldığı Beyaz TV’deki Dinamit programında, dedeme çekmişim, demişti. Yani suçlayacaksanız örnek aldığım, örnek aldığım için de sevap kazandığım, dedem Hz. Muhammed’i suçlayın demek istemişti. Peki, ‘Müslüman’ Adnan Oktar’ın eylemlerinde referans aldığı ve çekmişim dediği dedesi (?) Hz. Muhammed’in Ebu Bekir’in kızı Hz. Ayşe’yle altı yaşında nikâhlandığını ve dokuz yaşına gelince de onunla birlikte olduğunu biliyor muydunuz? Anlattığımız olay bir iftira ya da karalama olmayıp bizzat Buhari ve Müslim gibi sahih (sağlam) kaynaklarda geçmektedir.

Olay bizzat Ayşe’nin kendi ağzından şöyle cereyan etmiştir:

Peygamber benimle evlendi; Ben o sırada 6 yaşındaydım. Ve ben dokuz yaşındayken benimle gerdeğe girdi. Medine’ye göçmüştük. Haris İbn Hazrec oğullarına konuk olduk. O sırada sıtmaya yakalandım. Saçlarım döküldü. Saçlarım yeniden geldi; bölükler oluştu. Annem Ümmü Ruman bana geldi. Arkadaşlarımla birlikte salıncakta (ya da tahterevallide) sallanıyorduk. Annem beni çağırdı. Yanına gittim. Benden ne istediğini bilmiyordum. Elimi tuttu (Alıp götürdü.). Evin kapısına gelince durdurdu. Soluk soluğa kalmıştım. Sonunda soluğum biraz yatıştı. Annem, sonra biraz su alıp yüzüme, başıma değdirdi. Sonra beni eve soktu. Bir de baktım ki birtakım Medineli kadınlar evdeler. Bana şöyle demeye başladılar: “Hayırlı, bereketli olsun. İyi şanslar.” Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar benim saçımı başımı yıkadılar, beni güzel bir biçimde hazırladılar. Peygamber’le birden karşılaşmaktan başka hiçbir şey beni korkutmamıştı. Kadınlar, beni ona teslim ettiler. Ve ben o sıralar 9 yaşındaydım.” 

Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Menakıbi’l-Ensar/44; Tecrid, hadis no. 1553; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikah/69, hadis no. 1422) 

Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık: Gerçek Hayat dergisinin, 27 Temmuz- 2 Ağustos 2020 sayısında, hilafeti ve müstakbel halifeyi kastederek, kapaktan sorduğu, “Şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim?” sorusunun muhatabı kimdi acaba? Adnan Oktar, dini inanç ve duyguları istismar ederek halkı dolandırma konusunda, size şeriat getireceğim, diyerek yıllarca samimi Müslümanları dolandıran ve iktidar olanların, cebini dolduranların yanında devede kulak kalır.

Terörle Mücadele Kanunu’na muhalefet: Fikri bir mücadele niye terör olsun? Bence yapılması gereken, beğenelim beğenmeyelim Adnan Oktar gibi düşüncesini açıklayan ve bunun mücadelesini veren çilesini çeken insanları binlerce yıllık hapis cezalarıyla susturmak yerine, antidemokratik terörle mücadele yasalarının ortadan kaldırılmasıdır. Ya da gerçekten terörist kimse onlara uygulanmasıdır. 

Halkı askerlikten soğutma: Acaba gerçekten Adnan Oktar’ın samimi bir sohbet ortamında, âlimin mürekkebi şehidin kanından üstündür, hadisine dayanarak söylediği laflar mı halkı askerlikten soğutuyor yoksa bedelli parasını fazlasıyla bulan kaymak tabakanın, bir taraftan vatan-millet edebiyatıyla yoksul halkı gazlarken diğer taraftan kendi çocuklarını askere göndermemesi mi?

Vergi Usul Kanunu’na muhalefet: Türkiye’de toplanan verginin yüzde elli ikisini çalışan kesim ödüyor ve toplanan vergilerin çoğu da dolaylı vergilerden oluşuyor. ‘Çalıyorlar ama çalışıyorlar’ dediğimiz ayrıcalıklı kesim ve her yıl zararına ve sevabına çalıştığı için gelir vergisi vermeyen kaymak tabakanın kılına dokunulmazken bu konuda tek suçlu olarak Adnan Oktar’ın görülmesi ne kadar adil? 

Rüşvet: Deveyi hamuduyla götürenlerin serbestçe ortalıkta dolaştığı bir ülkede, görevini kötüye kullanarak rüşvet alabileceği bir pozisyonu olmayan, Adnan Oktar’ın tek suçlu gibi görülmesi ne kadar adil?  

Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi: İnsanların özgür iradeleriyle seçtikleri yüzlerce belediye başkanının yerine, gerçekten suçlu olanlar varsa hariç, kayyum atayan Adnan Oktar değildi herhalde.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a muhalefet: Adnan Oktar bu konuda ‘külliyen suçsuz’, suçlu biri varsa o da dedesi… 

“Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve bunlarla yola gelmezlerse dövün.” (Nisa Suresi, 34. Ayet)

Emniyet’in açıkladığı 31 suçlama arasında yer almayan ancak zaman zaman çeşitli platformlarda dile getirilen ve bir şekilde ucundan köşesinden dava dosyasına da girmiş olan birkaç suçlamayı da ben eklemek istiyorum:

İnfak/velayet sistemiyle müritlerin mallarına konduğu meselesi: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ın ve Resul’ünündür” diyor bir ayette Kuran. Kendinizi ‘mehdi’, ‘resul’ gibi seçilmiş biri olarak görüyorsanız bu sizin en doğal hakkınız, ortada suçlanacak bir durum yok. Keza 72 yerde Kuran, infak etmeyi emrediyor.

“Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir.” (Bakara Suresi, 270. Ayet)

“Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar: De ki: ‘İhtiyaçtan artakalanı.’” (Bakara Suresi, 219. Ayet)

“Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.” (Bakara Suresi, 195. Ayet)

Dahası bir insanı hakkı olan bir şeyi yapmakla suçlamak ve cezalandırmak zulüm olur ve İslamcı kesimin jargonuyla söyleyecek olursak gayretullaha dokunur. 

Kedicikleri haremine alma meselesi: Adnan Oktar Cemaati’ni hak cemaat, Adnan Oktar’ı da Mehdi/Resul olarak görüyorsanız bunda anormal bir şey yok. Bu durumda doğal olarak devşirilen kadınlar ganimet ve dolayısıyla da Adnan Oktar’ın hareminin doğal üyeleri olurlar. Bunda gocunacak bir şey yok tarih boyunca bu hep böyle olageldi. 

“Ganimetler, Allah ve Resulünündür.” (Enfal Suresi, 1. Ayet)

Kadınlarla anal ve oral seks konusu: Adnan Oktar bu konuda da külliyen suçsuz. 

Bakınız: Bakara Suresi, 223. Ayet:

“Kadınlar sizin tarlanızdır. O halde dilediğiniz yerden girin.”

Anne-baba ve evlat sevgisini Allah’a şirk saymak mevzusu: Anne-baba ve evlat sevgisi Allah sevgisinin önüne geçiyor ve Allah yolunda verdiğiniz mücadelede size ayak bağı oluyorsa, başta Zümer Suresi 65. ayet olmak üzere, pek çok ayette de dile getirildiği gibi elbette şirktir. Bunun tartışılması demek Kuran ayetlerinin tartışılması demektir. Ayrıca unutulmamalıdır ki ulul emre itaat farzdır:

“Allah Resulüne ve içinizden emir sahiplerine itaat edin.” (Nisa Suresi, 59. Ayet)

Namazı iki vakte indirme meselesi: Edip Yüksel, Yaşar Nuri Öztürk ve Süleyman Ateş gibi pek çok otoriteye göre de Kuran’da namaz; her biri iki rekât olmak üzere üç ya da iki vakit. Bu, hadisleri reddedip reddetmemenize, mezhepleri şirk olarak görüp görmemenize bağlı olarak değişen bir tartışma/yaklaşım konusu. Ve Adnan Oktar da bu tartışmanın taraflarından biridir sadece, o kadar. 

“Gündüzün iki ucunda geceye yakın saatlerde namaz kıl.” (Hud Suresi, 114. Ayet)

“Namazları (Hud suresinde sözü edilen namazlar) ve orta namazı aksatmadan kılın.” (Bakara Suresi, 238. Ayet)

Evde çıplak namaz kılmaya onay verme mevzusu: Evde çıplak namaz kılınamaz diye bir ayet yok. Aksine, Allah sizin her halinizi bilir, mealinde çıplak namaz kılınabileceğine işaret eden pek çok ayet var. Dolayısıyla süren bir tartışma üzerinden Adnan Oktar’ı suçlamak hata olur.  

Adnan Oktar’ın türban karşıtlığı meselesi: Bu konuda da, suçlamak bir yana, Adnan Oktar, entelektüel bir tartışmanın tarafıdır. Üstelik bana göre de Adnan Oktar, bu tartışmanın haklı tarafındadır. Türbanın aslında İslam’da olmadığı; Sümerlerde fahişelerin ve mabet fahişelerinin taktığı bir giysi olduğu; sonradan Yahudilere, Yahudilerden de Hıristiyanlara ve Müslümanlara geçtiği yönünde entelektüel çevrelerde ve özellikle bazı ilahiyatçılarda görüş birliği vardır. Kaldı ki türbana referans olarak gösterilen Nur Suresinin 31. ayetinin türbanı emrettiği de tartışmalıdır. Kuvvetli görüş bu ayetin türbanı emretmediği yönündedir. Çünkü bu surede başınızı örtün demiyor ayet, göğsünüzü örtün diyor.

“Ve de mümin kadınlara söyle, bakışlarından bir kısmını sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Doğal olarak görünmesi gerekli olanlar dışında, ziynetlerini açığa vurmasınlar. Örtüleri ile göğüslerini örtsünler.” (Nur Suresi, 31. Ayet)