Sor Bakalım, Kimin İçin Yaşıyorsun Bu Dünyada

İyi çocuk olmak için yetiştirilmiş bir nesiliz biz diye düşünüyorum… İyi çocuk nasıl olunur, neler yapar?

Bakalım:

Öncelikle derslerine çok çalışır, o sınavdan bu sınava koşar, her ne kadar coşan içi ona hoplayıp zıplamasını söylese de sınıfta sessizce dersini dinler, sırasından kalkmaması lazımdır, sonra evine gelip ödevlerini eksiksizce yapmalıdır.

Sonra büyükleri ne derse “peki” der ve yapar. Bu kültürde, saygı belirtisidir her şeye evet demek. O küçücük aklına ters düşse bile “EVET” demek öğretilmiştir ona ve bilmez ki o evetlerin bedeli HAYIR diyemediği için ileride karşısına en büyük mutsuzluk sebebi olarak çıkacaktır…

Sofrada yemek yerken konuşmaz, çünkü ayıptır. Kahkahalar atarak gülemez ve daha neler neler…

Sonra büyür ergen olur. Zor günler, saatler içine düşer. Hele bir de kızsa, her şey daha zor olur. Sevgilisiyle ancak köşe bucak, kaçarak, saklanarak, görünmez olarak buluşur. Hiçbir şeyi keyfince yaşamaz, yaşayacağı aşklarını; o, bu, komşu, akraba, eş dost ne der diye diye yaşamaya çalışır. Gece mi dediniz, bir kız çocuğu için en zorudur. Aile izin verse dışarıda ne ile karşı karşıya kalacağı bilinmez. Özgürce sesini yükseltip haykırması, isyankârlığından çok nankörlüğüne yorulur. Sessiz, içine kapanan depresyonlar yaşaması sivilcesini sıkmak kadar kaçınılmazdır ergen için.

Aile ve okuldan sonra mahalle, komşu, bütün toplum çullanır üzerine, dikkat etmelidir aileye laf getirmemesi için. AŞKI, dokunmayı, öpüşmeyi, sevişmeyi yaşamadan namusu kalabilir. Her şey aileye, mahalleye, çevreye hatta bazen topluma karşı sorumluğunun gereğidir.

Büyür işe girer, işin belli kuralları vardır. Patron, yönetici hâksizdir ama sesini çıkaramazsın. Öncelikle para kazanmadan yaşayamazsın, ekmek aslanın ağzındadır. Yaşamak ve ayakta kalmak için, yine susmak düşer payına.

Mutsuzdur, ama başka bir seçenek de yoktur. Bu soruda bütün diğer şıklar kaldırılmıştır.  Sorun değil, böyle öğretilmiştir, böyle yaşayacaktır. “Hayır” hâksizsiniz, yanılıyorsunuz diyecek, ya da çekip gidecek özgüveni kalmamıştır. Yaratıcılığını kullanamaz, farklığını yaşayamaz, farklı düşüncelerini eleştirilme korkusu, yalnız kalma korkusu ile birleşerek susturur.

Evlenir, eşi başlar; “onu yapma, bunu yapma” dayatmalarına, sorgulamadan, anlamadan kabul eder çoğu şeyi, sonuçta öğretilenlerle pek ala uyumludur ondan istenenler.

Sonra, devlet girer yasaklarıyla, yaptırımlarıyla hayatına. İsyanın arifesindedir şimdi…

Döner yaşamına bakar. Gördüğü; o bunu dedi, bu şunu, o bunu yap dedi, bu şunu yapma. Onun bunun dedikleriyle dolu bir hayat. Yasadığı hayat içerisinde kendi ve kendi kararları haricinde herkes vardır.

O an, farkındalık ve seçim anidir iste…

Ya zincirlerini kıracak teker teker, yaşayacak hayatını doğrularıyla. Ya da, böyle geldi böyle gider, koca dünyaya ben başkaldıracak değilim ya der…

İnsanlar benim hakkımda ne der, “çizdiğim imaj, kaybedeceklerim ne olacak” diye düşünür ve ölene dek öylece yaşar gider.

Yanlışı doğrusu yoktur hayatın. Seçimlerimizden oluşur koca bir hayat. Yaptığımız seçimlerle mutlu olmaya çalışıyoruz. Yargılaması kimseye düşmez.

Ben mi? Ben kedimi, kendi tercihlerimi seçtim, öyle de yaşıyorum…

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları