Türkiye’de yaklaşık 3 milyon işsiz bulunmasına rağmen işsizlik ödeneğinden yararlanabilenlerin sayısı 500 binle sınırlı; uzmanlara göre bunun nedeni fonda para olmaması değil, işsizleri sistematik biçimde dışarıda bırakan katı koşullar ve fonun asli amacından sapması.
Türkiye’de 2002’den bu yana uygulanan işsizlik sigortası sistemi, milyonlarca işsiz için bir güvence olmaktan uzak. TÜİK verilerine göre ülkede yaklaşık 3 milyon işsiz bulunurken, işsizlik maaşı alabilenlerin sayısı 500 bin civarında kalıyor. Bu tablo, altı işsizden yalnızca birinin ödenekten yararlanabildiğini gösteriyor ve işsizlik fonunun işlevi üzerine süren tartışmaları derinleştiriyor.
Fon Büyüyor, Kapsam Daralıyor
İşsizlik Sigortası Fonu; işçilerin brüt ücretlerinden yapılan yüzde 1’lik kesinti, işverenin yüzde 2’lik katkısı ve devletin yüzde 1’lik payıyla besleniyor. Böylece her ay çalışanların ücretlerinin yüzde 4’ü fona aktarılıyor. Kasım 2025 itibarıyla fonda biriken tutar 600 milyar TL’ye yaklaşmış durumda. Ancak bu büyüklüğe rağmen işsizlik ödeneğinden yararlananların oranı yıllardır yüzde 10–16 bandını aşmıyor. Sendikalar ve akademisyenler, bu durumu sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmayan bir çelişki olarak değerlendiriyor.
Katı Koşullar, Sistematik Dışlama
Uzmanlara göre sorunun temelinde, işsizlik ödeneğine erişim koşullarının aşırı sert olması yatıyor. Son üç yılda en az 600 gün sigortalı çalışma, işsiz kalmadan önceki 120 günün kesintisiz sigortalı geçirilmesi ve işten “kendi istek ve kusuru dışında” ayrılmış olma şartı, özellikle gençleri, güvencesiz ve mevsimlik çalışanları sistemin dışına itiyor. Pamukkale Üniversitesi’nden Prof. Handan Kumaş’a göre, başvuranların yalnızca yüzde 48’inin ödeneği hak edebilmesi, koşulların ne kadar kısıtlayıcı olduğunun göstergesi.
Para İşsize Değil, Teşvike
İşsizlik Fonu’ndaki kaynakların büyük bölümü işsizlik ödeneği yerine istihdam teşvikleri ve işbaşı eğitim programlarına aktarılıyor. Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Aziz Çelik, hükümetin istihdam teşviklerini Hazine yerine bu fondan finanse etmeyi tercih ettiğini belirterek, “Bu kadar büyük kaynağa rağmen kalıcı ve nitelikli bir istihdam artışı yok” değerlendirmesini yapıyor. Çelik’e göre işsizlik sigortasının ana kalemi, yeniden işsizlik ödeneği olmalı.
Düşük Ödenek, Kısa Süre
İşsizlik maaşının üst sınırının asgari ücretin yüzde 80’i ile sınırlı olması ve azami ödeme süresinin 10 ayı geçmemesi de eleştirilen başlıklar arasında. İşsiz kalan yurttaşlar, çalışırken maaşları oranında prim ödemelerine rağmen işsiz kaldıklarında düşük ve geçici bir destekle karşılaştıklarını söylüyor. Uzmanlar, üniversite mezunları için ortalama iş bulma süresinin 14–16 ay olduğunu hatırlatarak, mevcut sürenin gerçeklerle uyuşmadığına dikkat çekiyor.
Avrupa İle Karşılaştırma
Akademisyenlere göre Türkiye, işsizlik ödeneği açısından bazı ülkelerden daha kısıtlayıcı, bazı ülkelerle ise orta düzeyde bir yerde duruyor. Avrupa’da kimi ülkelerde ödenek süresi 24 aya kadar çıkarken, çocuk sahibi işsizlere ek destekler sağlanıyor. Türkiye’de ise fonun büyüklüğüne rağmen işsizlere sağlanan güvence dar ve sınırlı kalıyor.
- NHY / TÜİK, BBC News Türkçe, Prof. Aziz Çelik (Kocaeli Üniversitesi)












