Dış basında 15 Temmuz

Dış basında 15 Temmuz anmalarına ilişkin haber ve yorumlarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın keskin mesajları, demokrasi ve ifade özgürlüğünde yaşanan gerilemeler ön plana çıktı.

İngiltere’de The Guardian ve The Independent gazeteleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Erdoğan’ın konuşmasının sert mesajlar içerdiğine vurgu yaptı. The Guardian, Erdoğan’ın Bunları Guantanamo’daki gibi tek tip elbiseyle mahkemeye çıkaralım” cümlesini ön plana çıkarttı.

Gazetede  Kareem Shaheen imzasıyla yayınlanan yorumda şöyle denildi: “Darbe, tüm siyasi görüşlerden vatandaşların sokaklara çıkarak askerlere meydan okumasıyla yenilgiye uğratıldı. Hükümet darbe girişiminden, birçok takipçisi olan sürgündeki din adamı Fethullah Gülen’i ve hareketini sorumlu tutuyor. Ancak Türkiye darbe girişiminde bulunanların çok ötesine giden, muhaliflere hatta muhalif politikacılara uzanan sıkı önlemlerin gölgesinde. On binlerce memur, polis, asker, yargı ve medya mensubu ile akademisyen görevden uzaklaştırıldı ya da gözaltına alındı. Tıpkı çok sayıda insan hakları aktivisti gibi…Hükümet Cuma günü de 7 bin kişiyi daha görevden uzaklaştırdı. 150’den fazla gazeteci de hapiste.”

‘DARBE GİRİŞİMİ SİYASİ SOPA OLARAK KULLANILIYOR’

The Independent ise Erdoğan’ın “Hainlerin kafalarını kopartacağız” cümlesini ön plana çıkardı. ABD’de yayımlanan Washington Post ise Erdoğan’ın yaşanan toplumsal ayrışmaları ön plana çıkarmayı ve İslamcı destekçileriyle birlikte 15 Temmuz’u siyasi bir sopa olarak kullanmayı hedeflediğini yazdı.

Alman medyasında yapılan yorumlarda insan hakları ihlalleri, basın özgürlüğü ve demokratik hakların çiğnenmesi ön plana çıkıyor. Frankfurter Rundschau gazetesinde yer alan yorumda darbe girişiminden bir yıl sonra hala yanıt arayan soruların sayısı, yanıt bulmuş sorulardan fazla olduğuna dikkat çekiliyor.

‘CEVAPLANMAMIŞ ÇOK SORU VAR’

Frankfurter Rundschau gazetesinde yer alan yorumda 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili aydınlatılmamış bir dizi noktanın olduğu söylenerek şu yorumlar yapılıyor.
“Türkiye’de ordunun bazı kesimleri tarafından düzenlenen başarısız darbe girişiminden bir yıl sonra hala yanıt arayan soruların sayısı, yanıtlanmış olanlardan fazla. 15 Temmuz 2016’da tam olarak ne olup bittiği ve kimin neyi bildiği hala net değil. Türkiye’de tek toplumsal konsensüs Fethullah Gülen hareketinin darbe girişiminin arkasında olduğu. Ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne de partisi AKP, siyasi karşıtlarına karşı Gülen hareketi ile bir zamanlar içinde oldukları işbirliği hakkında herhangi bir şey duymak istiyor. Türk hükümeti, kendi saflarını da kapsamak üzere dürüst bir aydınlatma çabası yerine, olağanüstü hali çok sayıda muhalifi ve farklı düşüneni gözaltına almak için kullandı. AKP’nin egemenliği altında olan aydınlatma komisyonu ne karanlığa ışık tutabilecek olan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı, ne de istihbarat şefi Hakan Fidan’ı komisyona çağırdı. Hükümet böylece iktidarın darbeyi kontrol altında tuttuğuna inananları güçlendirmiş oldu.”

DEMOKRATİK HAKLAR ZARAR GÖRÜYOR’

Aachener Zeitung’da yer alan yorumda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve geldiği zaman bir umut yarattığı ancak geride kalan yıllarda Türkiye’nin demokraside olumsuz bir gidişat içinde olduğu vurgulanarak şunlar söyleniyor; “2003 yılında başbakanlık görevine geldiğinde Erdoğan bir umut taşıyıcısı sayılıyordu, özellikle de Avrupa’da. Ülkesinin ekonomisini güçlendirdi, AB ile müzakerelere başladı ve Kürt siyaseti dâhil yakınlaşmalar oldu. Erdoğan yönetimindeki 14 yılın ardından ülke değişti ve bu daha iyiye olmadı. Yıllardır ifade ve basın özgürlüğü ve demokratik haklar zarar görüyor. Başarısız darbe bu gelişimi daha da hızlandırdı ve Erdoğan’ın tutumuna kendi nazarında meşruluk kazandırdı. 15 Temmuz olaylarından kısa süre sonra Erdoğan darbeyi ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak tanımlamıştı. Bu sözle ne kast ettiği bir yıl sonra herkes tarafından açık bir biçimde biliniyor.”  deniliyor.

Nürnberger Nachrichten gazetesinde yer alan yorumda Erdoğan’ın siyasi olarak demokrasinin önünü açmak gibi bir seçeneği olmadığı böyle bir durumda Erdoğan’ın gücünün altını oyacağı fikri işleniyor. Mannheimer Morgen’da yer alan yorumda Avrupa Birliği’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini sürdürmemesi gerektiği savunulurken Frankenpost gazetesi ise iletişim kanallarının açık bırakılması gerektiği vurgusu yapılıyor.