Diktatörlerin kanlı iyi niyeti…

Bütün diktatörler memleketi en çok seven olduklarına inanırlar. Ülkenin bütün değerlerine sahip çıkabileceklerine, güçlü olduklarına ve herkesten çok ulusal değerleri temsil ettiklerine kendilerini inandırmışlardır.

Her şeyi bildiklerine ve her zorluğun altından kalkabileceklerine inanırlar. Birilerinden yardım almak, danışmak hiç yaptıkları bir şey değildir.

Bu yüzden kimsenin karşılarında durmalarını istemez, iktidarlarını kimseyle paylaşmazlar.

Muhalefet ve yargı onların düşündeki büyük ülke, güçlü devlet olmanın önündeki en büyük engel ve kurtulmaları gereken ayak bağıdır.

Büyük, çok büyük düşündükleri için anlaşılmadıklarını, engel olmaya çalışanların çıktığını, bazılarının da yabancı servislerin, devletlerin ajanlığını yaptığına inanırlar.

Büyük, güçlü bir ülke olmanın bir bedelinin olduğunu, halkın bunu göze almasını beklerler. Ama kendileri bedel ödemekten hep kaçarlar, yaşam biçimleriyle halktan hızla kopar, çok farklı bir yaşamı sürdürmeye başlarlar.

Büyük saraylar, pahalı, lüks uçak ve araçlarla gezmeyi lüks içinde bir yaşam sürdürmeyi doğal, olması gereken olarak halka anlatırlar. Bu konuda, beş parmağın beşinin bir olmadığını söyleyen, din kitaplarından yardım alırlar.

Halkın manevi değerlerini, devletin baskı araçlarını kullanarak, içeride ve dışarıda savaş çıkarmaktan kan dökmekten kaçınmaz, uzun yıllar iktidarda kalabilirler.

Bütün başarıları iktidarda kalmayı başarmakla sınırlıdır.

Başka hiç bir konuda başarılı oldukları görülmez.

Bolca sözünü ettikleri güçlü gelişmiş bir ülke/devlet olmaya asla ulaşamazlar. Bilgileri becerileri bunu sağlamaya yetmediği gibi, var olanı hızla tüketirler. Ülke her anlamda geriye düşerken, dışa bağımlığı artar.

Hırsları, kör inançlarıyla bir olur, ülkeyi onarılması zor bir yıkıma sürükler. İyi niyetle başladıkları  cehenneme çıkan yol olur. Kanlı bir son yazar halka…

Yönetme biçiminin anti demokratik olması, her şeye tek başına karar vermeleri ülkenin hızla çağın gerisine düşmesine, kendilerini zengin ederken, halkın yoksullaşmasına neden olur…

Nerede olursa olsun, arkalarında yıkılmış, bir ülke bırakarak giderler…

 

Hasan KAYA

1959 doğdu, uzun yıllar yurt dışında ağır sanayide işçilik, sendikacılık ve gazetecilik yaptı…

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları