Washington’un Müdahale Haritası: Soğuk Savaş’tan Venezuela’ya Uzanan Latin Amerika Dosyası

ABD’nin Venezuela’ya yönelik son askeri hamlesi, Washington’un Latin Amerika’da onlarca yıla yayılan darbe, müdahale ve otoriter rejimlerle iş birliği sicilini yeniden gündeme taşıdı; “demokrasi” söylemiyle yürütülen bu müdahaleler, bölgede kalıcı istikrarsızlık ve ağır insan hakları ihlalleri bıraktı.

Soğuk Savaş’ın Başlangıcında “Komünizmle Mücadele” Gerekçesi

ABD’nin Latin Amerika’daki müdahaleleri, 1950’lerde “komünizmi çevreleme” doktriniyle kurumsallaştı. 1954’te Guatemala’da seçilmiş Devlet Başkanı Jacobo Arbenz’in, ABD merkezli United Fruit Company’nin çıkarlarını zedeleyen toprak reformu sonrası CIA destekli bir darbeyle devrilmesi, bu politikanın dönüm noktalarından biri oldu. Washington, bu müdahaleyi yıllar sonra resmen kabul etti; ancak ülkede başlayan iç savaş on binlerce can aldı ve demokrasi on yıllarca askıya alındı.

Küba Ve Doğrudan Rejim Değişikliği Girişimleri

1961’de Küba’daki Domuzlar Körfezi çıkarması, ABD’nin doğrudan rejim değişikliğine yönelik başarısız ama simgesel girişimlerinden biri olarak kayda geçti. CIA tarafından eğitilen ve finanse edilen 1.400 kişilik gücün Fidel Castro’yu deviremeyişi, Washington’un askeri müdahalelerinin bölgesel meşruiyet krizini de derinleştirdi. Küba, bu tarihten sonra ABD müdahaleciliğinin en güçlü sembollerinden biri haline geldi.

Askeri Müdahaleler Ve “İstikrar” Söylemi

1965’te Dominik Cumhuriyeti’ne gönderilen ABD askerleri, sol eğilimli Juan Bosch’un yeniden iktidara gelmesini engellemek amacı taşıdı. Benzer şekilde 1983’te Grenada’ya ve 1989’da Panama’ya yapılan doğrudan askeri müdahaleler, Washington tarafından “vatandaşları koruma” ve “düzeni sağlama” gerekçeleriyle savunuldu. Ancak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu operasyonların büyük bölümünü uluslararası hukuka aykırı buldu.

Güney Amerika’da Diktatörlüklerle İş Birliği

1970’ler ve 1980’ler, ABD’nin Latin Amerika’daki en karanlık dönemlerinden biri olarak öne çıktı. Şili’de Augusto Pinochet’nin 1973 darbesi, Arjantin’de 1976 askeri cuntası ve Uruguay, Paraguay, Bolivya ile Brezilya’daki rejimler, Washington tarafından “sol tehdide karşı müttefik” olarak görüldü. Operasyon Condor kapsamında on binlerce muhalif kaçırıldı, işkence gördü ya da kaybedildi. ABD’nin bu süreçteki rolü, yıllar sonra gizliliği kaldırılan belgelerle doğrulandı.

Orta Amerika’da Vekâlet Savaşları

Nikaragua ve El Salvador’da 1980’lerde yaşanan iç savaşlar, ABD’nin askeri ve mali desteğiyle yürütülen vekâlet çatışmalarına dönüştü. Nikaragua’da Sandinista hükümetine karşı desteklenen Contras güçleri ve El Salvador’daki sağcı rejime verilen askeri yardım, yüz binlerce insanın hayatını etkileyen uzun süreli yıkımlara yol açtı. Bu savaşlar, “demokrasi ihracı” söylemiyle taban tabana zıt bir tablo ortaya koydu.

Venezuela Ve Süreklilik Gösteren Müdahalecilik

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ve ardından Nicolas Maduro, ABD’yi yıllarca darbe girişimlerini desteklemekle suçladı. 2002’de Chavez’i kısa süreliğine deviren girişim, bu iddiaların merkezinde yer aldı. Bugün Venezuela’ya yönelik son askeri operasyon, Washington’un Latin Amerika politikasında yöntemlerin değişse de zihniyetin büyük ölçüde aynı kaldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

ABD’nin Latin Amerika’daki müdahaleleri, demokrasi ve insan hakları söylemiyle gerekçelendirilse de, pratikte çoğu zaman seçilmiş hükümetlerin devrilmesi, askeri diktatörlüklerin desteklenmesi ve derin toplumsal travmalarla sonuçlandı. Venezuela örneği, bu tarihsel sürekliliğin güncel bir yansıması olarak okunuyor.


Kaynaklar:
AFP, Le Monde arşivi, ABD Ulusal Güvenlik Arşivi (deşifre edilmiş belgeler), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararları.