Ben Mercan’ım. Mercan gözelerinden çağıldayarak doÄŸuÅŸumdan olsa gerek; adım Mercan. Gözelerden doÄŸup Mercan Vadisi boyunca akarsularını, Munzur Nehri ile buluÅŸur, Pülümür ve Peri’ye karışırım, Keban Barajı’nın göletinde durur akışım. Baraj yapılmadan önceleriydi Pülümür ve Periyle buluÅŸtuktan sonra Fırat Nehrinin deli suları ile kucaklaşırdım. Artık ne Munzur nehri ile buluÅŸabiliyorum ne Pülümür ne Peri ne de Fırat’la…
Okuyacağınız benim öyküm. Asırlardır[1] buradayım ben ve asırlardır tanığıyım etrafımda süregelenlerin.
Gözelerimden sular ne zaman ilk kez yeryüzüne çıktı, ne zaman ilk kez güneşle buluştu, kaç asır önceydi hatırlamıyorum (Resim 1). Hayır, yaşlı değilim ben, her gün yeniden, yeniden doğuyorum.
Bir gün artık yaÅŸama tanıklık edemeyeceÄŸimi, “KeÅŸke eskisi gibi yaÅŸayabilsem,” diyebileceÄŸimi, yok olmaktan korkacağımı, “yaÅŸamımın sonunu” hissedeceÄŸimi hiç varsaymadım. Zaman; benim için anlamlı deÄŸildi bugüne deÄŸin. Sonsuzluktu yaÅŸam. Dedim ya “asırlardır” ve “yeniden”…
Asırlardır kıyılarımda bazen aÄŸlayışlarınıza, bazen de coÅŸkularınıza tanık oluyordum. Bazen aÅŸktı gözyaÅŸlarınızın nedeni, bazen sevinç doluydu gözlerinizden boÅŸanan yaÅŸlarınız. Zaman zaman serinlediniz sularımda, zaman zaman kana kana içtiniz sularımdan. Topraklarınızı suladığınızdaki, hayvanlarınızı serinlettiÄŸinizdeki mutluluÄŸunuzu doyasıya hissettim. Nedenini bilmem; bazen çatışırdınız birbirinizle, öldüresiye. Kan, gözyaÅŸlarınıza, sularıma karışırdı. Ardından ağıtlar yankılanırdı vadimin yamaçlarında. En dayanamadığım yakınlarınızı yitirdiÄŸinizdeki acılarınızdı. YüreÄŸinizin yanışını hiç dindiremedim. Zaman geçse de anılarınız deÄŸiÅŸse de yüreÄŸinizdeki acı hiç sönmedi. Ben; sizi yaÅŸadım asırlarca, sadece yüzler deÄŸiÅŸti kıyılarımda. Bu nedenle belki en iyi siz anlarsınız benim acılarımı da…
Sabah serinliğinde, bir de akşam gün batımına yakın iner ela gözlü ceylan kıyılarıma. Hem kana kana içer suyumu hem paylaşır mutluluğunu. O da ağlar, ağıt yakar yitirdiğinde yavrusunu.
Benim için gözelerden her doğuşumda başlıyordu yaşam, Gözelerden sonra yatağımdaki taşlardan coşkuyla, devrile devrile, tertemiz akmak mutluluktu. Her devrilişimde havadan kaptığım, içimde çözdüğüm oksijenle[2] daha çok daha çok canlıya yaşam sağlıyordum. Sadece oksijeni değil, yeraltındayken kayaçlardan, akışım boyunca topraklardan çözdüğüm mineralleri de içimde yaşayan, suyumu içen canlılara, suyumla sulanan bitkilere taşıyordum.
Bir gün aniden garip makinelerle geldiniz. Dertleşmek, duygularınızı paylaşmak değildi niyetiniz. Sevmedim bu gelişinizi. Sizi daha önce hiç böyle görmemiştim. Coşkuyla aktığım yatağıma daldınız. Üstünden atladığım taşlarımı, kumlarımı çıkarmaya başladınız. Zaman ilk kez durdu o gün ve sonraki gün ve daha sonraki gün. Kum çıkarıp para kazanırken birileri, ben zamanı tanıdım ilk kez.
Sularım bulandı, oksijeni çözemiyordum artık eskisi kadar iyi,[3] yatağımı deşiyordunuz, yatağım giderek derinleşti. Akışım değişti, dans edemiyordum artık taşlarımın üstünde, içimdeki binlerce canlı ölüyordu. Çoğunuz tanımaz onları, göremezsiniz çünkü. Bana yardım ederler onlar, siz atık sularınızı sulanma boşalttığınızda milyonlarcası içimdeki oksijeni kullanarak atıkları; parçalayıp[4] bir yandan kendi hücrelerini oluştururlar diğer yandan tüm canlılar için zararsız hale getirirler.
Canlı yaşamın devamı için pek çok süreci[5] tamamlarlar benimle birlikte. Böylece sularım yeniden tertemiz ve zenginleşerek akar. Artık milyonlarca minik yardımcıma yeterince oksijen taşıyamıyorum. Eskisi kadar kendimi temizleyemiyorum, oksijenle ve minerallerle zenginleşemiyorum.
Ardından Mercan Gözelerinden çıkan sularımın özgürce aktığı yatağıma betondan set yaptığınız, suyumu setin arkasında tutukladınız. Neden suyumun önüne set yaptığınızı ve neden yatağımı susuz bıraktığınızı da anlamadım. Setin arkasında biriken sularımı, su alma yapısından geçirerek 12 km çelik borunun içine hapsettiniz.
Duydum ki daha önceleri coÅŸkuyla kucaklaÅŸtığım Pülümür, Peri ve Munzur’u da, diÄŸer gözelerden doÄŸan suları da baraja, borulara hapsetmiÅŸsiniz. Neden altın kelepçe diye övünerek boÄŸazımı sıktığınızı, neden betonlar, çelikler içine alarak beni yerimden yurdumdan, otumdan, kuÅŸumdan ayırdığınızı anlamadım.
Ne yapacağınızı merak ediyordum yatağımdan çıkardığınız onca kumu, taşı, suyu. Baraj ve nehir tipi hidroelektrik santrallerdeki (HES’lerdeki) betonarme yapılar için, yol inÅŸaatları için kuma çakıla ihtiyacınız varmış meÄŸer ve ihtiyacınız olan kum ve çakılı en yakın dere yataklarından, yetmezse ormanları yok etmek pahasına taÅŸ ocakları açarak ormanlık alanlardan elde ediyormuÅŸsunuz. Sadece Mercan suyunu taşıdığınız, 12 km uzunluÄŸunda çelik borunun geçtiÄŸi yerlerde kayma olmasın diye yaptığınız betonarme duvarda ve betonarme mesnetlerde, regülatör binasında, yol yapımında kullanmak için tonlarca kumu çakılı kullandığınıza tanık oldum. Bunun için yatağımı deÅŸtiniz, diÄŸer yörelerde ormanları[6] tahrip ettiniz. Yaptığınız tüm HES ve barajların çevresinde yollar açmak için tonlarca toprağı kazıp vadimden aÅŸağılara ormanların üstüne atmaktan çekinmediniz. Kazamadığınız kayaları, daÄŸları patlayıcı kullanarak aÅŸtınız. Her patlamada yerinden yurdundan kaçırdığınız canlıları, beni mineralleri ile zenginleÅŸtiren, yeraltındaki akışımı geciktiren kayaçların patlama sırasındaki bozunumunu, hiçe saydınız. Yolunuza çıktığı için aÄŸaçlarını kestiÄŸiniz, üstüne kazı topraklarınızı attığınız ormanları, o ormanların içinde yok olan yaÅŸamı, “DoÄŸa”yı umursamadınız.
Kriz insanları ekmeksiz ve aÅŸsız bırakırken, kaçıncı önlem paketiydi hatırlamıyorum, altıncı krize karşı önlem paketindeydi sanırım bizleri sermayedarlara peÅŸkeÅŸ çeken kararlar aldınız. Orta vadeli programlarınıza konu ettiniz. Siyasi iktidar bu kararları alırken, emeÄŸin üzerinden birikim yapan, “Artık gözümüz açıldı bizi kimse durduramaz,” diyen insanlarla HES açılışını yapar oldunuz. Bu sözleri söyleyen SANKO Holding’e “suları ve doÄŸayı” teslim ettiniz. Ormanlar gibi çekiyorsunuz bizim kuyruÄŸumuzu da. Kuyruk çekmeyi son zamanlarda yaÅŸadığımız krizle daha hızlandırdığınızı gördükçe yaÅŸamımın nasıl hızlı yok edileceÄŸini anlayabiliyorum artık.
Havayla, güneÅŸle, toprakla buluÅŸamıyorum, yeraltı sularını besleyemiyorum artık. Hidroelektrik santralmiÅŸ (HES) yaptığınız. Enerji elde etmek için yapıyormuÅŸsunuz üzerimdeki HES’i; ÅŸirketmiÅŸsiniz.[7]
Enerji açığını kapatmak için yaptığınızı iddia ederek şirketlere sularımızın kullanım hakkını devrediyorsunuz; devletmişsiniz.[8]
Benim sularımın üstündeki HES’i yapmak için çevresel etki değerlendirme (ÇED)[9] raporu bile hazırlanmamış. Sularım tükenirken, etrafımdaki yaşam yok olurken, siz sermaye biriktiriyormuşsunuz; kamu-özel ortaklığı içindeymişsiniz.[10]
12 km çelik boruya hapsedilince bir kez daha anladım yaÅŸamımın sonunun geldiÄŸini. Kapasitesi düşük olan HES’ler doÄŸayı tahrip etmiyorsa eÄŸer; nerede Mercan Vadisi boyunca akan sularım? İçimde yaÅŸayan onca canlının yok oluÅŸunu kim açıklayacak, vadideki canlı yaÅŸamın deÄŸiÅŸimini kim anlatacak bana.
Uzunçayır Barajı su tuttuktan sonra tanıyabildiniz mi, daha önce coÅŸkuyla akışını gördüğünüz Munzur Nehri’ni? Suları coÅŸkuyla akarken sesini dinlemiÅŸ miydiniz hiç Munzur’un, kıyısında yürümüş müydünüz, suyunu içmiÅŸ miydiniz ya da içinde yüzmüş müydünüz, orada büyümüş müydünüz? İşte o Munzur içindeki milyonlarca mikro canlı iÅŸ yapamadığı için, suları ile beslenemediÄŸi için, yatağına deÅŸarj edilen Tunceli Kentinin atık suları ile baÅŸ edemiyor ve Munzur atık su akıyor artık. Munzur Nehri; Uzunçayır Barajı’nın su tutmasından önce etrafına yaÅŸam verirken, ÅŸimdi, salgın hastalık riski taşıyor.
YaÅŸam ölüyor etrafımda… Bu yüzden: ÅŸirketler, buna izin verenler, yandaÅŸ olanlar ve sessiz kalanlar “O” gün çıktılar öykümden. Benim için onlar “O” gün öldüler.
HES’lerle, barajlarla sularımı hapsederek, yaÅŸamıma, sonsuzluÄŸuma müdahale ediyorsunuz. EnerjiymiÅŸ nedeniniz, “sular kıtlaşıyor,”[11] diye iddia ediyorsunuz, boÅŸa akıyormuÅŸum[12] tutuklayacakmışsınız beni, altın kelepçe takacakmışsınız sulanma, içimde yaÅŸayan balıklar için “can suyu” verecekmiÅŸsiniz.[13] Duydum ki ölmeden önce verilirmiÅŸ insanlara can suyu.
Hedefinizi artık biliyorum: suyumu, havzamdaki tüm doÄŸal varlıkları sermaye birikimine sokmaya çalışıyorsunuz Bunun için kamu kuruluÅŸları eli ile ÅŸirketlere akarsuları, havzalarını 49 yıllığına devrediyorsunuz. Duydum ki Fırat ve Dicle Havzası’nı, sadece doÄŸayı deÄŸil o havzada yaÅŸan halkları da yok sayarak Avrupa birliÄŸi üye ülkeleri, İsrail ve Türkiye birlikte yönetmeye karar vermiÅŸsiniz (2009 Aralık).
Bunları yaparken sadece doÄŸayı ve akarsuları deÄŸil[14] kültürü, tarihi, orada yaÅŸayan insanları yok etmekten, bunları daha kolay yapabilmek için yeni yasalar[15] çıkarmaktan çekinmiyorsunuz. Suları HES ve barajlarla kontrol altına alarak, bu iÅŸi bir dizi teknik düzenleme yaparak, kamu-özel iÅŸbirliÄŸinde ÅŸirketlere devredip, ticarileÅŸtiriyorsunuz.[16] YeÅŸilırmak’ta olduÄŸu gibi bazı akarsularda da sular denize kadar borularda açık kanallarda yatağının dışında taşınacakmış. Akarsular denize dökülemezse, akarsuların denize taşıdığı en verimli topraklar, deltalar da olamayacak artık. Deniz ve tatlı su canlılarının üreme alanları, deltalar yok olurken orada üreyen canlılar da yavaÅŸ yavaÅŸ yok olacaklar o ekosistemden. Deniz, denize kavuÅŸamayan akarsuların yatağına ve yeraltı katmanlarına doÄŸru girecek, tuzlu sular içeriye doÄŸru yol alacak Toprak, yer altı suları kıyılardan içerilere doÄŸru giderek daha fazla tuzlanacak. Tarım; tuzlanma nedeniyle, deÄŸiÅŸen iklim ÅŸartlarıyla, HES ve barajlarda suyun hapsolması, sulamanın yapılamaması nedeniyle ölecek. Suyun alınır satılır meta haline gelmesi, kapitalizmin en güçlü yıkımını yaratacak DoÄŸa yok olacak.
Mercan gözelerinin çıkışında su tutulduktan sonra yatağım 14-15 km boyunca susuz. Daha önce sularımda yaÅŸayan canlılar yok artık. 1938’de, gürül gürül akan sularımın rengi kızıla bulandığında sizinle birlikte hissettiÄŸim acıları unutamadım daha. Bilmem ÅŸimdilerde siz de benim için aynı acıyı çekiyor musunuz? Dersim’de doÄŸmuÅŸ büyümüş kiÅŸilerin ÅŸirketleÅŸerek gözelerden çıkan suları pazara sunduÄŸunu görünce, bizleri daha da çok pazarlayanlara karşı nasıl mücadele edeceÄŸinizi düşünemiyorum.
Oysa; bu coÄŸrafyanın her yöresinde benim için, yaÅŸam verdiÄŸim tüm canlılar için, ekosistemin her bir nüvesi için, zenginleÅŸtirdiÄŸim her birim toprak için, yaÅŸamımı yeniden yaÅŸayabilmem için, suyumun, doÄŸanın asırlarca var olması için, üzerinde 1.600 HES projesi, onlarca baraj kararı kesinleÅŸmiÅŸ tüm akarsuların özgür akışı için ses olmanızı isterdim. Geç kalınırsa eÄŸer, kapitalizmin yıkımı ’38’den daha güçlü ve geri dönülmez olacak bilesiniz.
Artık buluşamayacağım, ela gözlü ceylanla, dağ keçisiyle, kızıl ayıyla, tilkiyle, semalarda dans eden, seyrettikçe coştuğum pike yapan şahinle, kartalla. Nice uçarı göremeyeceğim artık.
DinleyemeyeceÄŸim kuÅŸların böceklerin karşılıklı serenatlarını Mercan Vadisi’nde. Etrafımdaki tüm renkler, tüm bitkiler yok olacak birer birer. Sizin anılarınıza da tanık olamayacağım artık.
Mercan Vadisi ölüyor yavaÅŸ yavaÅŸ, Munzur Vadisi de… Sonra… Munzur Vadisi’ni öldürdükten sonra… cansızlaÅŸtırdığınız, kimliksizleÅŸtirdiÄŸiniz sularla ne yapacaksınız?
Dokunmayın ne olur gözelerime, yatağıma… Sonlamayın ne olur içimdeki yaÅŸamı… Faydası olur mu bilmem hatırlatmamın; ben yok olursam bir gün, ya da çölleÅŸirsem, biliniz, yok oluyorsunuz siz de…
Bu yazı, Şükrü Aslan’ın derlediÄŸi “Herkesin BildiÄŸi Sır Dersim” kitabından alınmıştır.
[1] Ekosistemdeki su döngüsü suyun doğaya hizmetini sonsuz kılar. Yağışla yeryüzüne düşen su yeraltı ve yerüstü yolculuğunu yaparken nehirleri, yeraltı akiferlerini, gölleri, ve denizleri oluşturur. Cansız yapıdan çözdüğü mineralleri ve besi maddelerini içinde barındırdığı tüm canlılara taşıyarak doğada cansız sistem ile canlı sistemi buluşturur. Canlı ve cansız yapının yüzeyinden terlemeyle, göl, akarsular ve denizlerin yüzeyinden buharlaşmayla su atmosfere döner ve atmosferde su buharı olarak dolanır, sonra yoğunlaşarak yağış olarak yeniden yeryüzüne düşer.
[2] Atmosfere açık sularda havadaki oksijen, havanın içindeki oranına ve buhar basıncına bağlı olarak difüzyon (Fick yasası) ile suya geçer ve suda belli bir değere ulaşıncaya kadar çözünür [her gazın suda çözüneceği maksimum değer, doygunluk değeri olarak bilinir, suyun tuzluluğuna ve sıcaklığına, basınca bağlı olarak değişen bu değer var olan şartlarda sabittir. (Henry Gazların çözünürlük yasası)] Suyun akışındaki türbülans, oksijenin suya geçişini hızlandırır.
[3] Oksijenin havadan suya geçiş hızı suyun bulanıklığı arttıkça azalır, difüzyon suyun derinliği arttıkça zorlaşır (Fick Yasası).
[4] Mikroorganizmalar suda çözünmüş serbest ya da bağlı oksijeni elektron alıcısı olarak kullanarak organik maddeleri (karbon kaynağı olarak kullanarak biyokimyasal olarak parçalayarak) hücrelerini yapılandırır (sentez yapar) ve okside ederek suya, karbondioksite, son ürünlere dönüştürürler. Mikroorganizmalar tarafından organik azot ve fosfat da biyokimyasal olarak parçalanır.
[5] Resim 6’da sularda ve topraklarda var olan yüzlerce mikroorganizmadan birkaç tane örnek organizma 2000 kez büyütülüp görünür kılındı (Dr. Nüket Sivri desteÄŸi ve http://www.denniskunkel.com).
[6] Kendisi için “çevrecinin daniskasıyım” diyen (09.07. 2008 61 HES temel atma töreni DSİ Genel Müdürlüğü) BaÅŸbakan; “Kemal abim “iyi tüccardır,” diye devrin maliye bakanın Kemal Unakıtan’dan övgüyle bahsetmektedir. BaÅŸbakanın Kemal abisi ormanlar için daha önceki yıllarda bir beyanında “çekin kuyruÄŸunu gitsin,” diye ormanlarla ilgili görüşünü açıkça belirtmiÅŸtir (07.07.200> Y Türker).
[7]Mercan HES Zorlu Şirketi tarafından yapılmıştır.
[8] Mercan HES ve diÄŸerlerine onay veren kamu kurumu Çevre ve Orman Bakanlığı’dır. Süreç bakanlığın bünyesindeki DSİ tarafından yürütülmüştür.
[9] Çevre etki deÄŸerlendirme yönetmeliÄŸi Md 15a bendi Ek II md 28 c gereÄŸince gücü 0,5 MWa kadar olan HES projeleri ÇED süreci kapsamında deÄŸildir. 0,5 MW ile 25 MW arası kurulu gücü olan HES’ler için seçme eleme kriterine baÄŸlı izin verilir. CED Raporu hazırlaması zorunlu deÄŸildir.
[10] Sekretaryası Avrupa BirliÄŸi Komisyonunun Çevre ve Kalkınma Genel Müdürlüğü Bünyesinde çalışan AB Su GiriÅŸimi (EUWI: European Union Wate Initiative)’ne göre su yönetiÅŸimi düzenlemelerini geliÅŸtirmek için “kamu- özel ÅŸirket ve yerel ortakları (loca! stakeholders) bir arada çalışmalı, bunun için taraflar teÅŸvik edilmelidir.
[11] “Suyun kapitalizmin kıskacında can çekiÅŸmesinin temelleri ilk kez 1992’de atıldı. Dublin’de yapılan BM Su ve Çevre Konferansı’nda ve aynı yıl Rio De Janerio’da BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda “Sürdürülebilir Kalkınma” Stratejileri Çevre Koruma Stratejileri olarak kabul edildi, su ekonomik mal olarak tanımlandı. Kalkınmanın, yani sermaye birikiminin gereklerinin doÄŸa ve toplum koruma stratejileri ile dengede ve eÅŸdeÄŸer kılınabileceÄŸi iddiası, atıkların doÄŸal sulara kontrolsüz (arıtmadan) deÅŸarjı, üretimde kullanılan suyun plansız doÄŸal sulardan çekilmesi, sulak alanların kirletilmesi ve kullanılabilir su miktarlarında azalmayla sonuçlandı. Suyu, kapitalizmin kıskacına teslim eden adımlar, “ticari mal” tanımı ve “Su tükeniyor”, “Tüm dünyada suya eriÅŸim azalıyor” gibi bildik senaryolarla hızlandırıldı” (Suyun TicarileÅŸtirilmesine Hayır Platformu, 18 Mart 2009 açılış konuÅŸması). “Neo-klasik iktisadın vazgeçilmez örneÄŸinin ardında yeryüzü kaynaklarının “kıt” olduÄŸu dolayısıyla ederinin belirlenmesi gereken “ticari bir mal” olduÄŸunun kabul ettirilmesi vardır” (Türkel MinibaÅŸ, 2007). “GATS sözleÅŸmesinde (2005) (Hizmet Ticareti Genel AnlaÅŸması) – EriÅŸilebilir su kaynaklarının kimin yönetim ve denetiminde olacağı – Kullanılabilir suyun hangi kanallarla tüketiciye ulaÅŸtırılacağına dair üretim, pazarlama ve dağıtım yetkisinin kimde olacağı – içme suyunun üretim ve dağıtımının kimin tarafından ve nasıl yapılacağına dair anlaÅŸmalarla su piyasa ekonomisine bırakılmıştır. 1996’da kurulan Dünya Su Konseyi’nin 5. forumu 2009’da Türkiye’de yapıldı Lahey’deki forumda (2000’de) açıklanan Dünya Su Konseyi’nin hedeflerine göre; – Sulu tarım sınırlandırılmalı, – Uluslararası havzalarda iÅŸbirliÄŸi saÄŸlanmalı, – Suyu yöneten kurumlar reforma tabi tutulmalı 1992’de Dublin’de baÅŸlayan Dünya Su Forumları ile sürdürülen süreçte strateji suyun ticarileÅŸtirilmesidir. Aktörler ise Dünya Su Konseyi’nin organizasyonunda su ÅŸirketleri ve yerel idarelerdir. Yerel ölçekte hedef ise doÄŸal su kaynaklarının kullanım hakkının ÅŸirketlere devri, doÄŸa ve canlı yaÅŸam göz ardı edilerek suyun sermayenin emrine verilmesidir” (Suyun TicarileÅŸtirilmesine Hayır Platformu, 18 Mart 2009 açılış konuÅŸması).
[12] Çevre ve Orman Bakanı Veysel EroÄŸlu’nun Rize İkizdere’de HES’ler için yapılan protestolar hakkındaki görüşleri (23 Ocak 2010 Afyonkarahisar) “Åžu anda biz, enerjide dışa bağımlıyız. Enerjinin büyük bir kısmı doÄŸal gazdan üretiliyor. Åžu anda Rusya bile doÄŸal gazdan elektrik üretmiyor. Bakın Fransa, enerjisinin büyük bir kısmı olan yüzde 70’ini nükleerden karşılıyor. Halbuki bizim suyumuz var, boÅŸa akıyor. Dolayısıyla bu suları kullanmak mecburiyetindeyiz. Bu sularla ilgili gerekli tedbirler almamız lazım. Hidroelektrik santraller, suları yutmuyor. Suyun gücünden istifade ederek, suyu geri nehre bırakıyor. Dolayısıyla biz, kararlıyız çevre etkilerini dikkate alarak, ne kadar yapılacak olan hidroelektrik santral varsa bunları yapacağız.”
[13] “HES’ler tabiatı tahrip etmediÄŸi gibi güzellik veriyor. Suyu harcayan bir ÅŸey deÄŸil bu. Suyu biriktirip, gücünden istifade ediyor. Deredeki tabii hayat kaybolmayacak. Derede can suyu kalacak. Hatta daha güzel olmaya baÅŸlayacak. BiriktirdiÄŸi suyun daha düzenli akmasını saÄŸlayacak. Yani yazın su azalmayacak, kışın da fevkalade taÅŸmayacak. Nispeten regüle edilerek düzenli bir akım saÄŸlanacak, vatandaşın endiÅŸeleri bu nedenle yanlış” (Çevre ve orman bakanlığı, 12 AÄŸustos 2008 Çamoluk).
[14] “Son birkaç yıldır; – Tunceli ilinin 85 km uzunluÄŸundaki Munzur Vadisi ile çevresi; sekiz adet baraj ve hidroelektrik santral projesi nedeniyle yok olmakla karşı karşıya kalmıştır. Munzur Vadisi ile çevresinin ekolojik dengesini bozan bu giriÅŸim, vadi ile çevresindeki insanları göçe zorlayarak yaÅŸam kültürünün temellerini yok etmektedir. – Artvin ilinde Çoruh Vadisi boyunca, vadi üzerinde yer alan onlarca köy ile Yusufeli ilçesi, projelendirilen 35 adet baraj ve hidroelektrik santrali nedeniyle sular altında kalacak tarihi, kültürel ve doÄŸal güzellikleriyle yok olacaktır. – Hasankeyfde, Aliaoni’de yapılacak barajlarla tarihi kültürel deÄŸerlerimiz sular altında kalma ve yok olma tehdidini yaÅŸamaktadır. – İzmir Bergama’da, Kaz DaÄŸlarında, Ordu Fatsa’da, Artvin’de özel ÅŸirketler maden arama giriÅŸimleri ile doÄŸayı tahrip etmektedirler. – DoÄŸu Karadeniz’ de; Rize Fındıklı’da, Çayeli, HemÅŸin, ÇamlıhemÅŸin, İkizdere, Askaroz, Trabzon’da; İkizdere ÇaÄŸlayan Deresi, Uzungöl’de, Artvin’de Papart’ta, Balcı’da, Maçahel’de, Barhal’da dereler; üzerlerine yapılan, sayıları yüzlerce olan, ancak ürettikleri enerji (yapılan tüm HES enerji üretimi topla mı) Türkiye Enerji açığının %o 9’unu ancak üretebilecek hidroelektrik santrallerle ya da barajlarla doÄŸa katliamı yaÅŸamaktadır. – Rize’de, Trabzon’da Artvin’de yapılmakta olan HES’ler nedeniyle ormanlar ve doÄŸa tahrip edilmektedir. Çay, kivi yetiÅŸtiren ve organik ancılık ile gelir elde edilen yörede gelir kaynakları zarar görmektedir, üretim giderek azalmaktadır. – “Derelerin KardeÅŸliÄŸi Platformu” olarak yöre halkının verdiÄŸi mücadele sonunda ÇaÄŸlayan Deresi (Rize-Fındıklı)!. Derece sit alanı ilan edilmiÅŸ ve üzerinde yapılacak HES Projeleri için yürütmeyi durdurma kararı alınmıştır. Yine Artvin Papart derelerinde, İkizdere ve HemÅŸin derelerinde yapılacak HES’lerle ilgili yürütmeyi durdurma kararı alınmış, ÅŸimdilik bu katliam durdurulmuÅŸtur” (Suyun TicarileÅŸtirilmesine Hayır Toplantıları DoÄŸu Karadeniz Bildirgesi, 2009). – Melen ve Kızılırmak havzalarından sular İstanbul ve Ankara’da yaÅŸayanların su ihtiyacını! karşılamak için kendi ekosistemlerinde yaratacakları etki hiçe sayılarak ve planlanmayan harcamalar yapılarak km.’lerce borulanarak taşınmıştır. Amaç havzalar arası suyun taşınabilir olduÄŸuna halkı kanıksatmaktır. – Dünyanın ve Türkiye’nin ender lagünlerinden biri olan Küçükçekmece Lagünü master plan deÄŸiÅŸiklikleri ve yönetim kararları ile iki kez havza koruma stratejisinden çıkarılmıştır. (1985’de havza korumadan çıkarıldı- 1997’de korumaya alındı, lagünü besleyen dereler ve göl, arıtılmadan verilen evsel ve endüstriyel atık su deÅŸarjlarının etkisinde iken 2007’de suyu içme suyu kalitesinde olmadığı gerekçesi ile yeniden havza korumadan çıkarıldı)” (Suyun TicarileÅŸtirilmesine Hayır Platformu, 18 Mart 2009 açılış konuÅŸması).
[15] Tabiat ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu yasa tasarısı (2010 Şubat)
[16] 2004 yılında ÅŸirketler sadece 3 adet HES yapımı için onay alırken bu sayı 2005- 2006’da ortalama 19 a, 2007-2008 de 30 a, sadece Kasım 2009 da ise 75 HES in inÅŸaatına baÅŸlandı. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ve DSİ 2010 yılı hedefi için 1 .553 HES baÅŸvurusunun yapıldığını açıkladı.

















