Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 436 sanıklı İBB davasında 90 gün geride kaldı. Dosyanın ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarına geçilirken, etkin pişmanlıktan yararlanan isimlerin anlatımları davanın en tartışmalı başlıklarından birine dönüştü. Yakup Öner’in “duyuma dayalı”, “fiili görgüm yok” ve “bunlar söylemsel ifadelerim” sözleri, Süleyman Atik’in iddianameye giren ses kaydının kesildiğini söylemesi ve bazı sanıkların birbirini doğrulamayan anlatımları, mahkeme salonunda dosyanın kendi içindeki çelişkileri görünür hale getirdi.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Silivri’de görülen İBB davasında 30 Eylül itibarıyla 90’ıncı duruşma geride kaldı. Davada 436 sanık yargılanıyor. Güncel duruşma aktarımlarında 57 sanığın tutuklu olduğu belirtilirken, önceki ara kararda 53 tutukludan ikisinin tahliye edilmesiyle sayının 51’e düştüğü de kayıtlara geçmişti. Dosyaya sonradan eklenen 195 sayfalık ek iddianameyle 12 yeni eylem ve 29 sanık ana dosyayla birleştirildi. Mahkeme, ikinci celsenin 15 Ekim’e kadar sürmesini planlıyor.
Davanın bu aşamasında savunmaların ağırlık merkezi tutuksuz sanıklara geçti. 325 kişilik tutuksuz sanık listesinden 29 Eylül itibarıyla 39 kişinin savunmasının kaldığı bildirildi. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen isimler ise savunmaları ve sorguları sırasında dosyanın önemli iddialarına ilişkin yeni ayrıntılar verdi. Ancak bu anlatımların bir bölümünde doğrudan görgüye değil, başkalarından duyulan bilgilere, yorumlara veya önceki ifadelerle tartışmalı biçimde örtüşen anlatımlara dayanılması dikkat çekti.
Süleyman Atik’in Ses Kaydı Çıkışı
Dosyada bu açıdan en dikkat çekici savunmalardan biri etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen Süleyman Atik’in 24 Eylül’deki beyanları oldu.
Atik, savcılık aşamasında yaklaşık 10 kez ifade verdiğini belirterek, iddianamede kullanılan bir ses kaydının kesilerek dosyaya konulduğunu savundu. Kendisinin soruşturma sırasında kaydın bağlamından koparıldığını anlattığını ancak bu bölümün tutanağa geçirilmediğini söyledi.
Atik’in savunmasındaki kritik nokta şuydu: İddianamede yer alan kaydın tamamının dinlenmesini istedi ve kaydın hukuka aykırı olduğu için iddianameye gireceğini düşünmediğini söyledi. ANKA’nın duruşma aktarımına göre Atik, soruşturma sırasında kaydın bağlamına ilişkin açıklamasının tutanağa geçirilmediğini belirtti. İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin ise bu açıklamanın ardından savcılığın ifadeleri tutanağa geçirirken seçici davrandığını söyledi.
Burada ortaya çıkan mesele, yalnızca bir ses kaydının içeriği değil. Sanığın kendi anlatımına göre aynı ifade sürecinin bir bölümü soruşturma aşamasında söylenmiş olmasına rağmen tutanağa yansımamış; buna karşılık kaydın başka bir bölümü iddianamede kullanılmış.
Bu tartışma, savunmalar ilerledikçe dosyanın farklı bölümlerinde de karşılık buldu.
Yakup Öner: “Fiili Görgüm Yok”, “Duyuma Dayalı”
29 Eylül’de savunma yapan İBB harita mühendisi Yakup Öner ise dosyanın en önemli itirafçı sanıklarından biri olarak kürsüye çıktı.
Öner, yaklaşık 20 yıldır belediyelerde çalıştığını belirterek “özel vasfa haiz örgüt üyesi” nitelendirmesini kabul etmedi. Karar alma veya talimat verme yetkisinin bulunmadığını, resmi amiri dışında kimseden talimat almadığını ve karar mekanizmalarında yer almadığını söyledi. İhale bedellerinin yüzde 7-10’u oranında pay talep edildiğine ilişkin anlatımının ise firma sahiplerinden duyduklarına dayandığını belirtti.
Daha sonra savcı ve mahkeme başkanının soruları sırasında Öner’in bazı kritik cevapları dosyanın niteliği açısından ayrıca dikkat çekti.
Öner, bazı anlatımlarının “duyuma dayalı” olduğunu, Boğaziçi çevresinin “küçük bir mahalle gibi” olduğunu ve çok fazla dedikodu bulunduğunu söyledi. Bazı olaylar açısından ise “fiili görgüm yoktur” dedi.
Bu ifadeler, savunmanın merkezindeki önemli ayrımı ortaya çıkardı:
Bir anlatımın doğrudan görgüye dayanması ile başkasından duyulan bir iddianın aktarılması aynı şey değil.
Nitekim 30 Eylül’deki çapraz sorguda Öner’e, tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında yaptığı bazı değerlendirmelerin somut dayanağı sorulduğunda verdiği cevap daha da dikkat çekti.
Öner, Şahan’la çalışma ilişkisine dair bazı değerlendirmelerini “gözlemsel” olarak nitelendirdi ve bunları kanıtlayacak durumda olmadığını söyledi. Şahan’ın kendisini teknik olarak rakip gördüğü yönündeki sözleri sorulduğunda ise bunların “söylemsel ifadeler” olduğunu belirtti.
Şahan Sorusu: “Beni Rakip Gördünüz”
30 Eylül’deki çapraz sorguda Resul Emrah Şahan’ın Öner’e yönelik soruları da dosyadaki kişisel ilişkiler boyutunu ortaya çıkardı.
Öner, Şahan tarafından teknik olarak rakip görüldüğünü ve bu nedenle önünün açılmadığını ileri sürdü. Ancak Şahan’ın bu değerlendirmelerin dayanağını sorgulaması üzerine Öner, sözlerinin ispatına sahip olmadığını, bunların kendi değerlendirmeleri olduğunu söyledi.
Aynı sorguda Fatih Keleş’in “Bizim sizinle aramızda öncesinde ya da sonrasında husumet var mıdır? Sizden hukuk dışı bir isteğim oldu mu?” sorusuna Öner’in “Hayır” yanıtını vermesi de kayda geçti.
Bir başka dikkat çekici nokta ise Öner’in Süleyman Atik’le ilişkisine dair sorular karşısındaki tutumu oldu. Fatih Keleş’in avukatı Nergiz İnce, Öner’e Atik’le kaç yıldır komşu olduklarını, Maslak 42’de ofisi bulunup bulunmadığını ve Atik’le çalışmaya devam edip etmediğini sordu. Öner ise bu soruya cevap vermek istemediğini söyledi. Avukat İnce de bunun tutanağa geçirilmesini istedi.
Ayşegül Kayabay’ın Anlatımı Ve Başka Bir Çatlak
Dosyada dikkat çeken bir başka başlık Boğaziçi İmar Müdürlüğü üzerinden yaşandı.
Ayşegül Kayabay, Kuruçeşme’deki evinin tadilat işlemleri nedeniyle Süleyman Atik’e toplam 500 bin lira verdiğini ve daha sonra 250 bin lira daha istendiğini söyledi. Kayabay, kendisini mağdur olarak gördüğünü ve “Burada ne işim var bilmiyorum” ifadelerini kullandı.
Ancak İstanbul Yargılanıyor’un duruşma kayıtlarında yer alan başka bir anlatımda Kayabay’ın daha önce savcılıkta verdiği ifade, Atik’in anlatımıyla uyuşmayan biçimde aktarıldı.
Kayabay’ın 15 Eylül 2025 tarihli savcılık ifadesinde Atik’le görüşmediğini, kimseye rüşvet vermediğini ve Atik’in beyanlarının asılsız olduğunu söylediği; ayrıca Atik’in sözünü ettiği tarihler ile kendi yaşadığı Boğaziçi İmar sorunlarının tarihlerinin birbirini karşılamadığını belirttiği kayıtlara geçti. Bu ifade, Atik’in anlatımına karşı önemli bir karşı beyan olarak savunmada gündeme getirildi.
Burada da dosyanın dikkat çeken özelliği ortaya çıkıyor: Aynı olay veya ilişki ağına ilişkin farklı kişilerin anlattıkları arasında tarih, temas ve olayın gerçekleşme biçimi bakımından farklı anlatımlar bulunuyor.
“Yakup Öner’e Yönlendirdi” İddiası
Savunmalarda sık sık karşımıza çıkan bir başka ortak ifade ise bazı sanıkların imar ve ruhsat işlemleri nedeniyle Yakup Öner’e yönlendirildiği iddiası.
İstanbul Yargılanıyor’un duruşma kayıtlarında bir sanık müdafii, iddianamede müvekkilinin isminin geçtiği birçok eylemde “Yakup Öner’e yönlendirme” ifadesinin tekrarlandığını, ancak bazı eylemlerde Öner’in ne şüpheli ne de sanık olarak yer aldığını savundu. Aynı savunmada, müvekkilin haberi olmayan bir menfaat üzerinden suçlandığı ve rüşvet iddiasının kim tarafından, kimden ve hangi işlem karşılığında istendiğinin somutlaştırılması gerektiği belirtildi.
Yine aynı savunmada, iddianamede Doğuş Grubu CEO’sunun hediye çeklerini Boğaziçi İmar Müdürü’ne teslim ettiği ileri sürülmesine karşın bunun ne zaman, nerede ve hangi amaçla gerçekleştiğine ilişkin ayrıntıların ortaya konulmadığı ifade edildi.
Bu savunmaların ortak noktası, iddianamedeki bazı bağlantıların kişiler arasındaki tanışıklık, yönlendirme, telefon görüşmesi veya başka bir kişinin anlatımı üzerinden kurulmasına yönelik itirazlarda birleşmesi.
İmamoğlu: “Tarihler Tutmadı, Rakamlar Tutmadı”
Dosyanın tutuklu sanıklarından Ekrem İmamoğlu ise 30 Eylül’de Yakup Öner’in çapraz sorgusu sırasında söz alarak savunmalardaki çelişkiler üzerinden konuştu.
İmamoğlu, iddia makamının kendi iddianamesinde yer alan rakamları toplamak suretiyle 40-50 milyon dolarlık bir yolsuzluk algısı oluşturduğunu savundu. Sanık ifadeleri üzerinden yürütülen anlatımı reddeden İmamoğlu, “Tek bir haram kuruş boğazımızdan geçmemiştir” dedi.
İmamoğlu’nun daha önceki savunmalarında da davadaki tarihler, rakamlar ve itirafçı anlatımları arasındaki farklılıklara dikkat çektiği görülüyor. 7 Eylül’de yaptığı açıklamada “Tarihler tutmadı, rakamlar tutmadı, iftiracıların beyanları birbirini yalanladı” diyerek dosyada delil yerine çelişkilerin kaldığını savunmuştu.
Bu ifadeler, savunma makamının davadaki temel yaklaşımını da özetliyor: İddianamenin kurduğu ilişki ağının, duruşma sırasında sanıkların kendi anlatımlarıyla her noktada aynı biçimde doğrulanmadığı görüşü.
Bir Diğer Kritik Nokta: 195 Sayfalık Ek İddianame
Dava yalnızca ilk iddianamenin sınırlarında ilerlemiyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 195 sayfalık ek iddianameyle İstanbul Ağaç ve Peyzaj AŞ soruşturmasına ilişkin 12 yeni eylem ve 29 sanık ana dosyayla birleştirildi. Böylece dosyanın kapsamı genişledi ve 436 sanıklı mevcut yapıya ulaşıldı.
Dosyanın büyümesiyle birlikte savunmaların tamamlanması da uzadı. Mahkeme başkanı, ikinci celsenin daha önce öngörülen eylül sonu yerine 15 Ekim’e kadar tamamlanmasının planlandığını açıkladı.
Böylece mart ayında başlayan ilk celse ile birlikte dava, yüzlerce sanığın savunmalarının tek tek alındığı, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan isimlerin anlatımlarının çapraz sorguda sınandığı ve iddianamenin çeşitli bölümlerinin duruşma salonunda tartışmaya açıldığı uzun bir yargılama sürecine dönüştü.
Duruşma Koşulları Da Tartışmanın Parçası
Davanın içeriği kadar yargılamanın yürütülme biçimi de tartışılıyor.
Duruşmaların bazı günlerde 14-15 saate kadar uzaması üzerine İmamoğlu’nun avukatları Türk Tabipleri Birliği’ne başvurdu. TTB’nin mahkemeye sunulan değerlendirmesinde, uzun ve ardışık duruşmaların sanıkların, avukatların ve diğer yargılama aktörlerinin fiziksel, ruhsal ve bilişsel durumlarını olumsuz etkileyebileceği ve adil yargılanmayı etkileyebileceği belirtildi. TTB, koşulların Dünya Sağlık Örgütü standartları açısından ağır sonuçları olabileceğine dikkat çekti.
Savunma avukatları ayrıca Silivri’deki duruşma salonunun İstanbul’dan uzaklığı ve her gün uzun mesafe yolculuk yapılmasının savunma hakkına etkisini gündeme getirdi. Tora Pekin, saat 18.00 sonrasında devam eden duruşmalara itiraz ederek bu koşulların sürmesi halinde avukatların salonda bulunmama tutumunu değerlendireceklerini açıklamıştı.
Dava 30 Eylül’de Nereye Geldi?
30 Eylül itibarıyla İBB davasında henüz hüküm aşamasına gelinmiş değil. Mahkeme, tutuksuz sanıkların savunmalarını ve sorgularını almaya devam ediyor. Yakup Öner’in sorgusu tamamlanırken, tutuksuz sanıklar arasındaki savunma sürecinin de sürmesi bekleniyor. Dosyanın ilk etkin pişmanlıkçısı olarak anılan eski Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas’ın savunması da bu aşamada gündemde.
Ancak 90 günlük duruşma trafiğinin ortaya çıkardığı tablo artık daha net:
Dosyada bir yanda savcılığın kurduğu geniş kapsamlı örgüt ve rüşvet ilişkileri anlatısı, diğer yanda bu ilişkilerin içerisinde yer aldığı belirtilen bazı kişilerin mahkeme önünde “duydum”, “görgüm yok”, “böyle yorumladım”, “bunu ispatlayacak durumda değilim” veya “cevap vermek istemiyorum” şeklindeki açıklamaları bulunuyor.
Süleyman Atik’in iddianameye giren ses kaydının tamamının dinlenmesini istemesi, Ayşegül Kayabay’ın önceki beyanlarıyla Atik’in anlatımının karşı karşıya gelmesi, Yakup Öner’in bazı iddialarını duyuma ve gözleme dayandırması, Şahan hakkındaki değerlendirmelerini “söylemsel” olarak nitelemesi ve bazı sanıkların iddianamedeki “Yakup Öner’e yönlendirme” zincirine ilişkin itirazları, davanın bundan sonraki seyrinde çapraz sorguların önemini artırıyor.
Bu nedenle İBB davasının 30 Eylül 2026 itibarıyla vardığı nokta, yalnızca “kaç kişi tutuklu, kaç kişi savunma yaptı?” sorusuyla açıklanabilecek bir aşama değil.
Duruşmalar ilerledikçe dosyanın temel iddialarını taşıyan kişilerin anlatımları da mahkeme önünde ayrıntılı biçimde sorgulanıyor. İddianamenin kurduğu ilişkiler zinciri ile sanıkların duruşma salonundaki kendi sözleri arasındaki mesafe ise davanın en dikkat çekici başlıklarından biri haline gelmiş durumda.
Önümüzdeki aşamada belirleyici olacak başlıklar; kalan tutuksuz sanıkların savunmaları, etkin pişmanlıktan yararlanan diğer isimlerin çapraz sorguları, iddia ve savunma makamlarının sunduğu belgelerin değerlendirilmesi, ek iddianamenin dosyaya etkisi ve mahkemenin ara kararları olacak.
Dava, 436 sanık, yüzlerce eylem ve binlerce sayfalık bir dosya üzerinden ilerlerken, mahkeme salonunda artık yalnızca suçlamalar değil, suçlamaları taşıyan anlatımların kendisi de yargılamanın konusu haline geliyor.
- TB / İstanbul Yargılanıyor, Açık Silivri, ANKA Haber, T24, BirGün, Cumhuriyet, Medyascope, Evrensel, Odatv, Gazete Pencere, Karar, Independent Türkçe, Hürriyet Daily News.












