Nepal ile Tibet’i vuran sel ve heyelan felaketinde can kaybı 750’ye yükselirken 3 bin 44 kişi için hâlâ haber alınamıyor. Buzul çökmesiyle başlayan zincirleme süreçte nehirler taşarken, yeni heyelan ve taşkın riski nedeniyle kurtarma ekipleri çalışmalarını güçlükle sürdürüyor. Çinli bilim insanları felaketi küresel ısınmanın uzun vadeli etkileriyle ilişkilendirirken, Himalayalar’da hızlanan buzulların istikrarsızlaşması iklim krizinin gelecekteki sonuçlarına ilişkin yeni ve ağır bir uyarı niteliği taşıyor.
Nepal ile Çin’in Tibet Özerk Bölgesi sınırında 26 Ağustos’ta başlayan felaket, günler geçtikçe daha geniş bir yıkım tablosu ortaya çıkarıyor. Reuters’ın 30 Ağustos tarihli haberine göre Nepal ve Tibet’teki sel ve heyelanlarda hayatını kaybedenlerin toplamı 750’ye, kayıp sayısı ise 3 bin 44’e ulaştı. Nepal’de 734 kişinin öldüğü, 2 bin 498 kişinin kayıp olduğu ve 7 bin 514 kişinin kurtarıldığı açıklanırken, Tibet’in Gyirong ilçesinde 16 kişi hayatını kaybetti, 546 kişi ise kayıp durumda.
Kızılhaç, felaketten 90 binden fazla kişinin etkilenmiş olabileceğini tahmin ediyor. Ancak kurtarma çalışmaları yalnızca yıkıntılarla değil, felaketin kendisinin hâlâ devam eden dinamikleriyle de mücadele ediyor.
Yağışların sürmesiyle nehirlerin yeniden yükselmesi, dağlık bölgelerde yeni heyelanların meydana gelmesi ve buzul çökmesi sonrasında oluşan göllerin taşma ihtimali, kurtarma ekiplerini defalarca geri çekilmek zorunda bıraktı. Nepal polisi, Trishuli Nehri’nin su seviyesinin 30 Ağustos’ta yeniden yükselmesi üzerine bölge sakinleriyle kurtarma ekiplerinin daha yüksek kesimlere çekildiğini bildirdi.
Felaketin merkezinde buzul çökmesi var
Felaket, Himalayalar’daki bir buzulun çökmesiyle başlayan ve kısa sürede buz, kaya, çamur ve enkazı nehir yataklarına taşıyan devasa bir zincirleme olaya dönüştü.
Çin devlet televizyonu CCTV’nin Çinli bilim insanlarına dayandırdığı değerlendirmeye göre, Nepal tarafındaki heyelan kaynaklı çamur ve enkaz akışının Tibet’teki Gyirong sınır kapısına ulaşması yalnızca 6-7 dakika sürdü. Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde sel sularının önüne çıkan yapıları sürüklediği ve insanların canlarını kurtarmak için kaçmaya çalıştığı görüldü.
Felaketin ardından oluşan göller ise yeni bir tehlike yarattı. Nepal-Çin sınırında bir buzul çökmesinin ardından heyelanla oluşan gölün taşması, aşağı havzalarda yeni bir sel dalgası yaratabileceği endişesine yol açtı.
Gölün büyük ölçüde boşalmasının ardından tehlikenin sona erdiği düşünülürken, insansız hava araçlarıyla yapılan incelemelerde gölün yaklaşık 2,8 kilometre aşağısında yeni bir heyelan tespit edildi. Heyelan, yeni bir set ve su birikintisi oluşturdu. Bunun üzerine Çin tarafındaki Gyirong sınır kapısı çevresinde bulunan kurtarma ekipleri güvenli bölgelere taşındı. Yüzlerce kişi tünellerde mahsur kalmış olabilir
Nepal’deki kurtarma operasyonlarının ağırlık merkezi ise hidroelektrik santrallerinin bulunduğu bölgelere kaydı.
Sel sularının taşıdığı buz, kaya, çamur ve enkazın nehir vadilerini doldurmasının ardından yüzlerce hidroelektrik santrali çalışanının tünellerde mahsur kalmış olabileceği değerlendiriliyor.
Nepal hükümeti genel kurtarma çalışmaları için yabancı yardıma ihtiyaç duymadığını açıklasa da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lok Bahadur Chhetri, tünel kurtarma operasyonları, DNA testleri, cenazelerin soğutmalı muhafazası ve adli tıp çalışmaları gibi alanlarda uluslararası teknik desteğe ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
Hindistan ve Çin’den uzmanların tünellerin açılması çalışmalarına katıldığı bildirildi. Çin ise bölgeye 2 bin 100’den fazla kurtarma görevlisi gönderdi. Pekin ayrıca yardım ve kurtarma çalışmalarına destek amacıyla en az 220 milyon yuan tahsis etti; uydu ve hidrolojik verilerin yanı sıra tünel kurtarma uzmanları, insansız hava araçları ve yardım malzemeleri sağladı.
Tibet’te 23 ülkeden 261 kişi kayıp
Felaketin uluslararası boyutu da ortaya çıkmaya başladı.
Çin makamları Tibet tarafında kayıp olan 261 yabancı uyruklu kişinin 23 ülkeden olduğunu açıkladı. Bunların 104’ü Nepal, 49’u Hindistan, 33’ü Letonya, 18’i ABD ve 15’i İngiltere vatandaşı.
Bu rakamlar, Pekin’in kayıp yabancıların uyruklarına ilişkin yaptığı ilk ayrıntılı açıklama oldu. Nepal ve Çin makamlarının kayıp kişilerin kimliklerinin belirlenmesi ve afet yönetimi konusunda birlikte çalıştığı bildirildi.
Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, 29 Ağustos’ta Nepal Dışişleri Bakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde olayı son yılların “en ciddi sınır ötesi felaketi” olarak nitelendirdi.
İklim krizinin dağlarda bıraktığı iz
Felaketin en önemli boyutu ise yalnızca can kaybının büyüklüğü değil.
Himalayalar’daki buzulların istikrarsızlaşması.
CCTV, felaketin “küresel ısınmanın uzun vadeli etkileri altında buzulların istikrarsızlaşması” sonucunda meydana geldiğini bildirdi. Çinli yayın kuruluşu, bunun Tibet Platosu’ndaki kriyosfer kaynaklı afetlerde ortaya çıkan “yeni ve öne çıkan bir özellik” olduğunu aktardı.
Burada bilimsel açıdan önemli bir ayrımı korumak gerekiyor: Tek bir sel veya heyelan olayını yalnızca iklim değişikliğine bağlamak bilimsel olarak yeterli değil. Jeolojik yapı, aşırı yağış, depremler, buzulların yapısal durumu ve arazi koşulları gibi birçok etken aynı anda rol oynayabiliyor.
Ancak iklim krizinin Himalayalar’daki buzullar üzerinde yarattığı baskının bu tür tehlikelerin koşullarını değiştirdiğine ilişkin bilimsel uyarılar giderek artıyor. Associated Press’in aktardığı bilimsel değerlendirmelerde de bu olayın, buzul ve kaya kütlelerinin istikrarsızlaşmasıyla bağlantılı olduğu; Himalayalar’daki ısınmanın gelecekte benzer tehlikeleri artırabileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla burada mesele “iklim değişikliği bu seli tek başına yarattı” demek değil.
Mesele çok daha ciddi:
Isınan bir gezegende buzulların, dağların, nehirlerin ve milyonlarca insanın yaşadığı vadilerin dengesi değişiyor.
İklim krizinin adaletsizliği
Himalayalar’daki bu felaket, iklim krizinin en büyük çelişkilerinden birini de yeniden önümüze koyuyor.
Nepal, küresel sera gazı emisyonlarına çok küçük bir katkı yapan ülkelerden biri olmasına rağmen iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı son derece kırılgan. Buna karşın dünyanın büyük ekonomileri fosil yakıt kullanımını sürdürürken, ısınmanın sonuçları yalnızca onların sınırları içinde ortaya çıkmıyor.
Buzullar eriyor.
Dağ gölleri büyüyor.
Heyelan riski artıyor.
Nehir sistemleri daha kırılgan hale geliyor.
Ve aşağı havzalarda yaşayan insanlar, kendilerinin yaratmadığı bir iklim krizinin bedelini hayatlarıyla ödüyor.
Reuters’ın felaket öncesine ilişkin yeni araştırması da başka bir kritik ayrıntıyı ortaya koyuyor: Nepal, felaketten yaklaşık üç ay önce Çin’den buzulların hareketleri ve su seviyeleri konusunda daha kapsamlı veri paylaşımı istemişti. İki ülke mayıs ayında risk azaltma, buzul gölleri envanteri ve tehlike haritaları konusunda görüşmüştü. Ancak Nepal tarafı, yeterli veri paylaşılmamasının afet hazırlığını zorlaştırabileceğinden endişe duydu. Çin ise verileri zamanında paylaştığını ve bölgenin zorlu koşullarının izlemeyi güçleştirdiğini savundu. Reuters, veri paylaşımındaki sorunların felaketin temel nedeni olduğuna dair bir kanıt bulunmadığını da vurguluyor.
Bu ayrıntı, iklim krizinin artık yalnızca “hava sıcaklığı” meselesi olmadığını gösteriyor.
Erken uyarı sistemleri, sınır ötesi veri paylaşımı, bilimsel izleme ve afet altyapısı da iklim politikasının parçası.
“Bunlar daha ne kadar doğal afet?”
İklim krizini hâlâ yalnızca uzak ülkelerde yaşanan olağanüstü hava olaylarının toplamı olarak görmek giderek zorlaşıyor.
Bir hafta içinde yüzlerce insanın hayatını kaybettiği, binlerce kişinin kaybolduğu, hidroelektrik santrallerinin tünellerinde insanların mahsur kaldığı, yolların ve köprülerin yok olduğu, sınır kapılarının çamur ve enkaz altında kaldığı bir felaketle karşı karşıyayız.
Üstelik Himalayalar’da yaşananlar tekil bir hikâye değil. Dünyanın farklı bölgelerinde aşırı sıcaklıklar, yıkıcı seller, orman yangınları, kuraklıklar ve buzulların geri çekilmesi aynı büyük dönüşümün farklı yüzlerini gösteriyor.
Bu nedenle iklim krizine ilişkin tartışmayı “Bu felaketin yüzde kaçı iklim değişikliğinden kaynaklandı?” sorusuna sıkıştırmak da meseleyi küçültüyor.
Asıl soru şu:
İnsanlığın, giderek daha sıcak ve daha istikrarsız hale gelen bir gezegene karşı hâlâ eski dünyanın altyapısıyla, eski planlama anlayışıyla ve eski risk hesaplarıyla yaşamaya devam edip edemeyeceği.
Himalayalar’daki 750 ölüm ve 3 bin 44 kayıp insan, bu sorunun artık soyut bir gelecek tartışması olmadığını gösteriyor.
Ve iklim krizinin varlığını inkâr edenler için mesele artık yalnızca bilimsel raporların satır araları değil.
Bir dağ çöktü, bir buzul koptu, nehirler taştı ve binlerce insan ortadan kayboldu.
Buna rağmen hâlâ “Bütün bunların iklim kriziyle ne ilgisi var?” diye sormak mümkün.
Ama artık daha önemli olan başka bir soru var:
Bu uyarıları daha kaç felaketten sonra ciddiye alacağız?

















