TİP İstanbul Milletvekili ve gazeteci Ahmet Şık, fon krizine ilişkin basın toplantısında yaşananları yalnızca birkaç portföy şirketi ve yöneticisinin üzerine yıkılabilecek bir dosya olarak görmediğini söyledi. Şık’a göre yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren süreç, kamu kurumlarının denetim sorumluluğu, siyasi ve bürokratik bağlantılar, önceden yapılan uyarılar, erişim engelleri ve kriz patlamadan önce fondan çıkan isimlerin zamanlaması birlikte incelenmeden anlaşılamaz.
Türkiye’de yatırım fonlarında yaşanan likidite ve temerrüt krizinin ardından soruşturma ve tasfiye süreci genişlerken, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık bugün düzenlediği basın toplantısında dosyanın kamuoyuna yansıyan bölümünün çok daha ötesinde sorular bulunduğunu söyledi.
Şık’ın açıklamalarının merkezinde, “Yeni keşfettik, aramızda çürükler vardı” yaklaşımına itiraz vardı. Şık, fonlarda yaşananların kamu kurumlarının bilgisi dışında gelişmiş bir olay gibi anlatılmasını eleştirerek, bürokrasi ve ekonomi yönetiminin uzun süre boyunca bu sürecin içinde olduğunu savundu. Bianet’in aktardığı açıklamasında Şık, “Şimdi ‘Yeni keşfettik, aramızda çürükler vardı’ deniyor. Rahatlıkla tüm bürokratik ve ekonomi yönetimine şu söylenebilir: Hepiniz oradaydınız” dedi.
Şık’ın İşaret Ettiği İlk Halka: Denetim Ve Bilgi Zinciri
Fon krizinin merkezinde Pusula Portföy ve Tera Portföy başta olmak üzere portföy yönetim şirketlerinin bulunduğu süreçte, SPK’nın düzenleyici ve denetleyici rolü yeniden tartışmaya açıldı. Şık, daha önce Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e verdiği soru önergelerinde de suni fiyatlamalara ve manipülasyonlara göz yumulup yumulmadığını sormuş, bazı fonlardaki temerrütlerin ve iade sürelerinin uzamasının Borsa İstanbul’da sert hareketlere ve yatırımcı güveninde sarsılmaya yol açtığını belirtmişti.
Şık’ın bugünkü açıklamalarında öne çıkan temel soru ise şu oldu: Bu büyüklükte bir para hareketliliği, fonların yapısı, portföylerindeki hisseler ve piyasa hareketleri ilgili kamu kurumlarının bilgisi olmadan nasıl bu noktaya kadar gelebildi?
Bu soru, krizin yalnızca soruşturma kapsamında tutuklanan şirket yöneticileri üzerinden okunmasının ötesine geçiyor. Çünkü Reuters’ın aktardığı resmi verilere göre tasfiye sürecine alınan 131 yatırım fonunun toplam büyüklüğü yaklaşık 18 milyar dolar seviyesinde ve kriz yaklaşık yarım milyon yatırımcının fonlardan çıkış taleplerini karşılayamamasıyla görünür hale geldi.
“Uyarılar Vardı, Neden Müdahale Edilmedi?”
Fon krizinin bir başka boyutu da uyarıların ne zaman yapıldığı ve bunların neden sonuç doğurmadığı sorusu.
Ekonomist Kerim Rota, kriz patlamadan aylar önce fonlardaki manipülasyon risklerine dikkat çektiğini ve gerekli adımların atılmadığını savunmuştu. Rota, yaşananları “her şeyin herkesin gözü önünde” gerçekleştiği bir süreç olarak tarif etmiş, özellikle bazı hisse senedi yoğun fonlarda gerçekçi olmayan değerlemelerin oluştuğunu belirtmişti.
Ahmet Şık da son günlerde verdiği önergelerde benzer bir zamanlama zincirinin araştırılmasını istedi.
Şık’ın 25 Eylül tarihli önergesinde, fon krizine ilişkin haber ve sosyal medya paylaşımlarına erişim engeli getiren yargı mensuplarının söz konusu fonlarda işlem yapıp yapmadığının araştırılıp araştırılmadığı soruldu. Şık, kriz ortaya çıkmadan önce yapılan uyarıların soruşturma veya erişim engelleriyle karşılaştığını ve haber alma hakkının engellenmesinin krizin büyümesine katkıda bulunmuş olabileceğini savundu.
Kriz Patlamadan Önce Kimler Çıktı?
Şık’ın üzerinde özellikle durduğu başlıklardan biri de zamanlama.
TİP Milletvekili, iktidara yakın bazı medya kuruluşlarında çalışan çok sayıda kişinin fonlarda bulunduğunu ve bu kişilerin kriz kamuoyuna yansımadan yaklaşık dört, dört buçuk hafta önce fondan çıktıklarını öne sürdü. Şık, bu kişilerin herhangi bir kayıp yaşamadan pozisyonlarını kapattıkları iddiasının araştırılması gerektiğini belirtti.
Bu iddianın merkezindeki soru basit ama kritik:
Fon krizini doğuran gelişmeler henüz kamuoyuna açıklanmamışken bazı yatırımcılar neden çıkış yaptı?
Şık’ın yaklaşımında mesele yalnızca kimlerin kazandığı ya da kimlerin kaybettiği değil; bilginin kimlere, ne zaman ve hangi kanallardan ulaştığı sorusunda düğümleniyor.
TLY Fonu Ve Siyasi-Bürokratik Bağlantılar
Şık’ın daha önce Meclis gündemine taşıdığı Tera Portföy’ün TLY kodlu fonu da bugünkü açıklamaların arka planındaki önemli başlıklardan biri.
Şık, 21 Eylül’de verdiği soru önergesinde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de aralarında bulunduğu bazı siyasi ve bürokratik isimlerin TLY fonunun kamuya açık olmayan kapalı döneminde yatırımcı olup olmadığının araştırılmasını istedi.
23 Eylül’deki önergesinde ise Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi ve Hayrettin Koç’un Pusula Portföy ve Tera Portföy başta olmak üzere ilgili şirketlerde fonların temerrüde düşmesinden önce milyonlarca doları aşan işlemler yapıp yapmadıklarını ve yüksek meblağlı çıkış gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini sordu.
Şık’ın işaret ettiği tablo böylece genişliyor: Bir tarafta fonların büyüklüğü, diğer tarafta portföylerdeki sert fiyat hareketleri; bir tarafta kamu kurumlarının denetim yetkisi, diğer tarafta siyasi ve bürokratik bağlantı iddiaları; bir tarafta kriz patladıktan sonra başlatılan operasyon, diğer tarafta kriz öncesindeki işlemlerin zamanlaması.
Kaya Dosyası Ve 163 Milyon Liralık Başlangıç
Fon krizinin siyasi boyutunu büyüten gelişmelerden biri de eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisseleri üzerinden gerçekleştirdiği öne sürülen işlemler oldu.
Kamuoyuna yansıyan verilere göre Kaya çifti yaklaşık 163 milyon liralık yatırımın ardından hisselerini yaklaşık 2,17 milyar liralık satış geliriyle elden çıkardı. Çiftin yaklaşık 2,2 milyar lirayı Hazine tarafından bildirilen hesaba aktardığı haberlerinin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaya çifti hakkında tüm malvarlıklarının dondurulması için ilgili kurumlara yazı gönderdi. Başsavcılık açıklamasında çiftin hangi somut suçlamalarla karşı karşıya olduğuna ilişkin ayrıntı verilmedi.
Şık daha önce bu dosya üzerinden de “163 milyon TL nereden bulundu?” sorusunu gündeme taşımıştı. Bugün itibarıyla tartışmanın geldiği nokta ise yalnızca Kaya çiftinin işlemleri değil, bu işlemlerin ne zaman yapıldığı ve fon soruşturmasının hangi aşamasında kimlerin hangi bilgilere sahip olduğu sorusu.
Şık’ın Asıl Sorusu: Sadece Vurguncular Mı Araştırılacak?
Fon soruşturmasında tutuklu sayısı yükselirken, kamuoyundaki tartışmanın ağırlık merkezi de değişiyor.
İlk aşamada soru “Kim ne yaptı?” şeklinde kurulurken, Şık’ın açıklamalarıyla birlikte ikinci soru öne çıkıyor:
Kimler biliyordu, ne zamandır biliyordu ve neden zamanında müdahale edilmedi?
Bu nedenle Şık’ın bugünkü açıklamalarında asıl dikkat çeken nokta, soruşturmanın yalnızca fon yöneticileri ve yatırımcılar üzerinden yürütülmesine itiraz etmesi oldu. Şık, kamu kurumlarının, düzenleyici mekanizmaların, siyasi ve bürokratik bağlantıların, yargı kararlarının ve medya ayağının birlikte incelenmesi gerektiğini savunuyor.
Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında 29 Eylül’de yapılan ekonomi toplantısında da sermaye piyasalarındaki gelişmelerin ve tasfiyesine karar verilen fonların ele alındığı, yatırımcı haklarının korunması ve ödemelerin mümkün olan en kısa sürede yapılmasının öncelik olarak belirlendiği açıklandı.
Dolayısıyla fon krizi artık yalnızca borsada yaşanan sert hareketlerin veya birkaç portföy şirketindeki işlemlerin hikâyesi olmaktan çıkmış durumda. Milyarlarca liralık fonların, yüz binlerce yatırımcının, kamu denetiminin ve siyasi-bürokratik bağlantı iddialarının kesiştiği bir dosyadan söz ediliyor.
Ahmet Şık’ın bugünkü açıklamasının ortaya koyduğu temel soru da tam burada duruyor: Ortaya çıkan tablo gerçekten “içerideki birkaç çürük” ile açıklanabilir mi, yoksa bütün kurumların ve aktörlerin kriz ortaya çıkmadan önce ne bildiği de dosyanın parçası mı?
Şık’ın ifadesiyle mesele tam da burada düğümleniyor: “Hepiniz oradaydınız.”
- NHY / Bianet, Medyascope, T24, Evrensel, Gazete Pencere, Reuters, Medyaradar, İletişim Başkanlığı












