ABD, 100 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği koronavirüs salgınının başından beri gizli bir krizi barındırıyordu. Defalarca seslerini duyurmaya çalışan adalet görevlilerini, aktivistleri kimse işitmedi. Amerika’da siyahların yaşadıkları zorluklar, maruz kaldıkları baskılar, polisin ve yargı sisteminin siyahlara uyguladığı farklı muamelenin yarattığı adalet krizi yine aynı iki kelimelik cümlenin ardından geri döndü: ‘Nefes alamıyorum!’

Hatırlayacaksınız, 2014 yılında Eric Garner’ı kaçak sigara sattığı gerekçesiyle gözaltına almak isteyen polis, kelepçe takmak için kafasını bastırmış ve boğularak ölmesine neden olmuştu.

Ardından yine altı sene evvel 18 yaşındaki Michael Brown silahsız olduğu halde beyaz bir polis memuru tarafından öldürülmüştü.

Eric Garner’ın son iki kelimesi (Nefes alamıyorum) tüm protestoların ve hak arayışının sloganı olmuştu.

Aynı iki kelime bu defa Minneapolis’te görgü tanıklarının çektiği video kayıtlarında George Floyd’un ırkçı polisler tarafından boğularak öldürülmesi esnasında duyuldu. Polise dirayet göstermediği yayınlanan başka video kayıtlarında ortaya çıkan Floyd, 8 dakikalık videoda yaklaşık dört dakika ağlayarak polis memurlarından boğazını rahat bırakmalarını rica ederken, her yerinin acıdığını anlatmaya çalışırken bir süre sonra polis memuru Derek Chauvin’in dizinin verdiği baskıyla boğuldu ve öldü.

George Floyd

‘Etrafa sadece mutluluk veren birisiydi’

Floyd, 45 yaşındaydı. Ailesini geçindirmek için kamyon şoförlüğü yapıyordu ve ailesine göre “Etrafa sadece mutluluk veren birisiydi.”

Pandeminin başından beri siyah ve Latin kökenli insanlar polisin orantısız şiddetine maruz kaldıklarını duyurmaya çalışsalar da, polis teşkilatları tüm bu önlemleri, yapılan gözaltıları “Covid-19 Polislik Faaliyetleri” altında raporluyor ve bunda bir gariplik olmadığını savunuyordu. Geçtiğimiz günlerde Amerika’nın çeşitli eyaletlerinden bir web seminerine katılan polis yetkilileri ABD çapında suç patlamasını birkaç ay içinde beklediklerini, şu anda herkes evinde olduğundan suç oranının düşük olduğunu, hırsızlık ve ufak tefek suçlar dışında memleketin güvende olduğunu anlatıyordu.

Halbuki adliyelere yansıyan raporlar durumun üst düzey polis yetkililerinin anlattığı gibi değildi, durum kontrolden çıkmıştı. 16 Mart-5 Mayıs 2020 tarihleri arasında New York Polis Teşkilatı’nın kayıtlara geçirdiği, suç işlediklerini kayıt altına geçirdikleri insanların yüzde 81’i siyahlar ve Latin kökenlilerdi.

Bronx’ta yaşayan 51 yaşındaki Steven Merete, evinin merdivenlerinde arkadaşlarıyla oturmuş sohbet ederken kapısının önünde polisleri gördüğünde neyi yanlış yaptığını bilmiyordu. Merete önce yere atıldı, göğsüne yumruklar yedi, elleri kelepçelendi ve nezarete atıldı. Suçunun sosyal mesafeye uymaması olduğu söylenmişti.

Brownsville’de yaşayan başka bir siyah genç, yolda sakin sakin bir başına yürürken, polis tarafından durduruldu, önce boğazı sıkıldı, sonra yine yüzüstü yere yatırıldı ve gözaltına alındı. O da Covid-19 polislik önlemleri arasında halk sağlığını tehdit eden birisi olarak kayıtlara geçti.

Brooklyn Bedford-Stuyvesan’ta 37 yaşındaki başka bir siyah kadın erkek arkadaşıyla yolda yürürken etrafları polisler tarafından sarıldı. Onların yakınında bulunan herkese gözyaşartıcı sprey sıkıldı ve kadın ve sevgilisi durduk yere gözaltına alındı. Suçları aynıydı.

Atlantic Avenue tren istasyonunda beş yaşındaki oğluyla metro bekleyen Kaleemah Rozier de oğlunun yanında polis şiddetine maruz kalan isimlerden biri olarak kayıtlara geçti.

Bu isimlerden başka yüzlerce isim, aynı şiddete maruz kaldı, kimisi New York eyaletinin en azılı suçlularını barındıran Rikers Island’daki hapishaneye gönderildi. Günlerce kalabalık bir gözetim odasında maskesiz, el dezenfektanı veya sabun verilmeden tutuldular.

Sistematik ırkçılık

Latinlerin ve siyahların salgın döneminde uğradığı sistematik ırkçılık sadece polis teşkilatıyla da kalmadı. Sistemin onlardan yana işlediğini tahmin eden, ırkçılığın hak olduğunu sayan Amy Cooper Central Park’ta köpeğini tasmasız gezdirdiği için kuş gözlemcisi Christian Cooper (akrabalıkları yok) tarafından uyarıldı.

Parkın o bölgesinde özellikle kuşlar olduğu için tasmasız köpek gezdirmenin yasak olduğunu bildiği halde Amy Cooper, 911’in “Bir siyah tarafından tehdit ediliyorum. Benim ve köpeğimin hayatı tehlike altında” çağrısına nasıl cevap vereceğini az çok biliyordu. Polisler gelecek, Bayan Cooper’ın ve köpeğinin iyi durumda olup olmadığına bakacak, sonra da çok yüksek bir ihtimalle sırf siyah olduğu ve şehrin sükunetini bozduğu için Christian Cooper kelepçelenecek ve gözaltına alınacaktı.

Ancak polisler geldiğinde Christian Cooper’ı olay yerinde bulamadıkları gibi, Cooper’ın olay sırasında çektiği video birkaç saat içinde 25 milyon insana ulaşınca; Amy Cooper’ın çalıştığı şirket genç kadının iş akdinin feshedildiğini duyurdu. Köpeğini tasmasına takmayı ihmal edip, uzun süre yularından havalarından Amy Cooper’ın birkaç saat içinde köpeği de kendisinden geri alındı. Olayın en başında rüzgarın kendisi tarafından eseceğinden emin olan Amy Cooper’ın hayatı 48 saat içinde bambaşka bir hale bürünürken, onun hakkını savunmak yine Christian Cooper’a düştü.

New York Times gazetesine konuşan Christian Cooper, “Irkçılığı affedecek değilim ama hayatının bu kadar da mahvolmasını hak etti mi emin değilim. Kuşlara bakmaya devam edelim, onlar için renklerimizin önemi yok” diyordu.

Koronavirüs bütün dünyayı akciğerlerinden, solunum yolundan vururken, Amerika yine aynı iki kelimeyle bu sefer virüs yüzünden değil bitmek bilmeyen ırkçılık yüzünden baş başa kaldı.