Türkiye’de her yıl yüz binlerce çocuk adli sistemle temas ediyor. Ancak bu temas, çoğu zaman suçu önleyen değil; yoksulluk, şiddet ve cezasızlık algısıyla iç içe geçerek suçu yeniden üreten bir döngüye dönüşüyor.
Türkiye’de çocukların suça sürüklenmesi artık istisnai bir durum değil; toplumsal yapının derin fay hatlarına işaret eden süreklilik kazanmış bir olgu. Adalet Bakanlığı verilerine göre ceza infaz kurumlarında bulunan çocuk sayısı 4 bin 582’ye ulaşmış durumda. Denetimli serbestlik tedbirleri altında bulunan çocuk sayısı ise 9 bin 763. TÜİK’in 2023 adli istatistikleri, çocukların taraf olduğu olay sayısının yıllık ortalama 200 bin civarında seyrettiğini ortaya koyuyor.
Bu sayılar, yalnızca bireysel hatalara ya da “kötü tercihlere” işaret etmiyor; çocukluğun, korunması gereken bir evre olmaktan çıkarak erken yaşta risklerle örülü bir alana dönüştüğünü gösteriyor.
Suçun Gündelik Hayata Karıştığı Alanlar
Sosyolojik ve kriminolojik çalışmalar, çocukların suça sürüklenmesinde yoksulluğun tek başına belirleyici olmadığını; asıl belirleyici unsurun şiddetin ve yasa dışı pratiklerin gündelik hayatın olağan parçası haline geldiği çevreler olduğunu vurguluyor. Bu çevrelerde çocuk, suçla ilk temasını bir “olağanlık” içinde kuruyor.
Mahalle, okul, sokak ve aile arasında kurulan bu ilişki ağı içinde suç, ahlaki bir sınır ihlali olarak değil; hayatta kalmanın, güç kazanmanın ya da saygı görmenin yollarından biri olarak sunuluyor. Hukuki bilgilerin dahi –hangi eylemin hangi cezaya tabi olduğu gibi– erken yaşta öğrenilmesi, suçun planlı ve bilinçli biçimde yeniden üretildiğini gösteriyor.
Gençleşen Suç Ağları
Son yıllarda açılan organize suç dosyaları, suç örgütlerinin yaş profilinin giderek düştüğünü ortaya koyuyor. 14–17 yaş aralığındaki çocukların ağır suçlarda aktif rol aldığı dosyalar, bu durumun münferit olmadığını gösteriyor. Yeni kuşak suç yapıları, klasik mafya düzenlerinden farklı olarak akran grupları üzerinden şekilleniyor; hızlı, esnek ve geçici bağlar kuruyor.
Bu yapı, çocuklara yalnızca ekonomik kazanç değil; aidiyet, korunma ve kimlik hissi de sunuyor. Akademik literatürde bu durum, çetenin aile ve devlet boşluğunu dolduran bir ikame yapıya dönüşmesi olarak tanımlanıyor. Çocuk, kendisini dışlayan bir toplum yerine, kabul gördüğü bir yapı içinde var olmaya çalışıyor.
Lüks İmgesi Ve Hızlı Yükselme Vaadi
Sosyal medya, bu sürecin en etkili araçlarından biri haline gelmiş durumda. Suçtan elde edilen gelirlerin sergilendiği dijital vitrinler, uzun ve belirsiz eğitim süreçleriyle karşılaştırıldığında daha “akılcı” bir seçenek gibi sunuluyor. Bu durum, özellikle yoksul ve güvencesiz çocuklar arasında “okuyarak bir yere varılamaz” algısını güçlendiriyor.
Toplumsal adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda, emekle ilerlemenin karşılığının alınamadığına dair yaygın kanaat, suçu ahlaki değil, pragmatik bir tercih olarak kodluyor.
Ceza Hukuku Ve Çelişkili Yaklaşımlar
Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesi, çocuklar için yaşa dayalı farklı sorumluluk rejimleri öngörüyor. Ancak çocuk hakları alanında çalışan hukukçular, uygulamada bu rejimin koruyucu olmaktan çok belirsizlik ürettiğini ifade ediyor. İlk suçlarda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, bazı durumlarda caydırıcılık yerine cezasızlık algısını pekiştiriyor.
Diğer yandan ağır suçlarda yalnızca “çocukluk” vurgusunun öne çıkarılması, mağdur açısından adalet duygusunu zedeleyen bir unsur olarak tartışılıyor. Hukuk sistemi, bir yandan çocuğu korumaya çalışırken, diğer yandan toplumun adalet beklentisiyle çatışan bir ikilem içinde kalıyor.
Cezaevleri: Islah Alanı Mı, Suç Okulu Mu?
Araştırmalar, cezaevine giren çocukların büyük bir bölümünün eğitimden ve sosyal hayattan koparak çıktığını gösteriyor. Cezaevi deneyimi, çoğu çocuk için suçla daha derin ve kalıcı bir temas anlamına geliyor. Bu durum, ceza sisteminin suçu önlemek yerine kurumsal olarak yeniden ürettiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Cezaevinden çıkan çocukların önemli bir kısmı, dışarıda kendileri için başka bir seçenek göremediği için yeniden suç ağlarına yöneliyor. Böylece çocukluk, bir geçiş evresi olmaktan çıkarak kalıcı bir suç kimliğinin başlangıç noktası haline geliyor.
Önleme Olmadan Adalet Mümkün Mü?
Uzmanlara göre çocuk suçluluğu, yalnızca ceza hukuku çerçevesinde ele alınabilecek bir mesele değil. Yoksullukla mücadele, eğitimde süreklilik, aile destek mekanizmaları ve mahalle temelli sosyal politikalar olmadan güvenlikçi yaklaşımların kalıcı sonuç üretmesi mümkün görünmüyor.
Çocukların erken yaşta “başka bir hayat ihtimalinin” somut olarak karşılarına konulması gerektiği vurgulanıyor. Aksi halde adli sistemle kurulan her temas, çocuğu koruyan değil; onu daha derin bir çıkmaza sürükleyen bir eşik olarak işlemeye devam ediyor.
Kaynaklar:
– Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz İstatistikleri
– TÜİK 2023 Adli İstatistikler
– Türkiye’de çocuk suçluluğu, gençlik şiddeti ve onarıcı adalet üzerine akademik çalışmalar
– Hukukçular ve sosyal politika uzmanlarının değerlendirmeleri
Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.















