back to top
Ana Sayfa Haber Cezaevleriyle Demokrasi Kurulmaz

Cezaevleriyle Demokrasi Kurulmaz

Marmara Cezaevi önünde bir araya gelen muhalefet partileri, yalnızca Can Atalay, Osman Kavala ve Tayfun Kahraman için değil; yıllardır cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı başta olmak üzere tüm siyasi tutuklular için ortak bir çağrı yaptı: AYM ve AİHM kararları derhal uygulansın, siyasi yargı düzeni son bulsun. Muhalefet temsilcileri, Türkiye’de hukukun iktidarın sopasına dönüştüğünü ve cezaevleri üzerinden bir rejim inşa edilmeye çalışıldığını vurguladı.

Ortak Çağrı: Siyasi Tutuklular Serbest Bırakılsın

DEM Parti, CHP, EMEP, EHP, TİP, TÖP ve çeşitli siyasi yapıların temsilcileri, Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Osman Kavala ile yapılan görüşmenin ardından cezaevi önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.

Açıklamanın merkezinde yalnızca mevcut tutuklular değil, Türkiye’de uzun süredir devam eden “siyasi tutukluluk rejimi” vardı. Muhalefet temsilcileri, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının sistematik biçimde uygulanmamasının, yargının bağımsızlığını ortadan kaldırdığını ve demokratik düzeni doğrudan tehdit ettiğini belirtti.

Özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’nın yıllardır cezaevinde tutulması, açıklamanın en güçlü siyasal başlıklarından biri oldu.

Demirtaş Ve Mızraklı İçin Hukuk Çağrısı

EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Türkiye’de adalet mekanizmasının iktidar lehine işlediğini belirterek, Demirtaş ve Mızraklı’nın durumunun bunun en somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.

“Asıl mesele hukukun herkese eşit uygulanmasıdır” diyen Aslan, “AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor. Haksız, hukuksuz ve keyfi biçimde 10 yıldır cezaevinde yatan Demirtaş ve Mızraklı var. Burada Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Osman Kavala var. Her gün yeni operasyonlara uyanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Aslan’ın vurgusu, yalnızca bireysel mağduriyetlere değil; yargının sistematik biçimde muhalefeti bastırma aracına dönüştürülmesine işaret etti.

Muhalefet cephesine göre mesele artık tek tek davaların ötesinde; Türkiye’de siyasal alanın ceza hukuku üzerinden yeniden dizayn edilmesi.

AİHM Kararları Anayasal Zorunluktur

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi de açıklamasında, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuk düzeninin görmezden gelindiğini belirtti.

Çiftçi, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Osman Kavala ve diğer siyasi tutukluların durumunun yalnızca bireysel hak ihlali değil, doğrudan demokrasi krizinin göstergesi olduğunu söyledi.

“İktidar, sandıkta yenemediği muhalefeti yargı eliyle susturmak istiyor” diyen Çiftçi, AİHM kararlarının Türkiye açısından anayasal bağlayıcılığa sahip olduğunu ve uygulanmasının bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı.

Bu değerlendirme, Türkiye’de hukukun siyasallaşmasının artık iç hukuk meselesi olmaktan çıkarak uluslararası demokratik standartların da ihlali anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

Bakırhan: Gelecek Cezaevlerinde Kurulamaz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise konuşmasında, Türkiye’nin geleceğinin Silivri, Sincan, Edirne ve Kandıra cezaevlerinde kurulamayacağını söyledi.

Bakırhan, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Osman Kavala’nın serbest bırakılmasının yalnızca hukuki değil, toplumsal barış açısından da zorunlu olduğunu belirtti.

“Bir gelecek kuracaksak cezaevlerindekilerin özgür olması lazım” diyen Bakırhan, “Bir taraftan süreç diyorsunuz, diğer taraftan siyasi tutukluluk sürüyor. Kimse buna inanmıyor” sözleriyle iktidarın çelişkili tutumuna dikkat çekti.

Bakırhan ayrıca Selçuk Kozağaçlı ve Ekrem İmamoğlu gibi isimlere yönelik yargı süreçlerinin de aynı siyasal kuşatmanın parçası olduğunu söyledi.

Bu çıkış, muhalefetin artık yalnızca savunma pozisyonunda değil; siyasi tutukluluk rejimine karşı ortak bir siyasal zemin kurma arayışında olduğunu gösteriyor.

Cezaevi Rejimi Ve Muhalefetin Ortak Zemini

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın “iktidar ülkeyi büyük bir cezaevine çevirmek istiyor” sözleri ile TÖP, SMF ve diğer yapıların açıklamaları da aynı noktada birleşti: Türkiye’de baskı rejimi yalnızca içeridekilere değil, dışarıdakilere de yönelmiş durumda.

Muhalefetin Marmara Cezaevi önündeki ortak fotoğrafı, farklı siyasi geleneklerin en azından temel hukuk ilkeleri ve siyasal özgürlükler konusunda ortak bir zemin oluşturabildiğini gösterdi.

Bu tablo aynı zamanda başka bir gerçeği de hatırlatıyor: Cezaevleri sadece duvarlardan ibaret değildir; bazen bir ülkenin siyasal iklimi de parmaklıklar üretir.

Demirtaş ve Mızraklı’nın yıllardır içeride tutulması, yalnızca iki siyasetçinin değil, seçmen iradesinin de tutuklu kalması anlamına geliyor.

Ve demokrasi, halkın iradesi hücreye kapatılarak sürdürülemez.


  • NHY / Artı Gerçek, Mezopotamya Ajansı (MA)